BÜO’nun Lysistrata’sı

Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları, 2010 yılında bir eğitim prodüksiyonu olarak Aristophanes’in Lysistrata’sını sahneliyor. Oyun kısaca iki Yunan şehir devleti arasında –Atina ve Sparta- uzun yıllardır devam eden savaşa karşı örgütlenen kadınların mücadelesini anlatır, kadınları eyleme geçiren Lysistrata’nın iki temel önerisi vardır: erkeklerle birlikte olunmayacak ve devletin hazinesinin bulunduğu Akropolis ele geçirilecektir. Erkeklerle birlikte olmayacakları yemininini veren kadınlarla açılan oyun, kadınların Akropolis’i savunmalarıyla devam eder ve erkeklerin pes etmesiyle yani savaşın sona ermesiyle sonuçlanır. Oyunun finaline dair BÜO yorumunda yapılan müdahale şu şekilde: Oyun toplumsal uzlaşmayla –savaşın sona ermesi ve kadınların eve dönmesi ile- bitmiyor. Probulos devlet idaresinde militarist mantığın devam edeceğini gösteren bir açıklamada bulunuyor. Bu esnada kadınlar savaş elbiseleriyle ortaya çıkıyorlar ve militarizme karşı mücadelelerinin devam edeceği sinyaliyle oyun son buluyor.

Kadınların örgütlü mücadelesi sadece Atina’da değil, Sparta’da da devam ediyor. Atinalı ve Spartalı kadınların ortaklaşması savaşın mağdurları olmalarından kaynaklanıyor, iki tarafın erkekleri bir araya geldiklerinde hemen erk savaşına girebilirken kadınlar savaşa karşı birleştikleri noktadan itibaren ortaklık kuruyorlar. İki tarafın erkeklerinin pes etmesi iki tarafın kadınlarının ortaklaşa mücadelesiyle mümkün oluyor. Bunun altının çizilmesi dramaturjik olarak kadın dayanışmasının olumlanmasının altını dolduruyor

Kadınların mücadelesi içerisinde de yekpare bir yönelimin olmadığı da not edilmeli. Böylece tek ve onaylanan bir kadın imgesi yerine çelişkileriyle ve farklı yönleriyle farklı kadınlar resmediliyor. Böyle bir sunum da oyunun dramaturjik zenginliğini arttırıyor. Kadınların erkeklerle birlikte olmama yemini etmeleri  kolay gerçekleşmiyor; çoğu kadın ilk başta tereddüt ediyor; ancak savaşın kendilerinden neler götürdüğünden bahsettikten sonra savaşı durdurmak için harekete geçmeye karar veriyor. Erkeklerle olan mücadelelerinin son kısmına doğru gelindiğinde de mücadeleden kaçmak ve eve dönmek isteyenler ortaya çıkıyor. Bu kadınların evlerine dönmemesi ancak bir manipülasyonla mümkün oluyor. Bu manipülasyon sonrasında oyuncuların verdiği tepki, yapılan hareketin olumlandığı anlamını çıkartıyor. Burası ufak bir dramaturjik müdahale ile değiştirilebilir. Oynanan vahiyin ardından kadınlar olayın bir şaka olduğunu söyleyebilir ve kaçmak isteyenleri farklı şekilde ikna edebilirler.

Kadınların örgütledikleri mücadele üç temelde gelişiyor: Birincisi erkeklerle birlikte olmamaları, ikincisi Akrapolis’i ele geçirip hazineye sahip olmaları ve toplumsal rollerinden ayrılmalarıyla hane ve bakım işlerinin de erkekler tarafından idare edilmesinin zorlanmış olması. Bu üç durum da -cinsel sivil itiatsizlik, ekonomik kısıtlama ve toplumsal rol devri- erkekleri savaşı sona erdirmeye zorluyor. Oyunda temel olarak kadınların erkeklerle birlikte olmaması işleniyor ancak diğer iki fonksiyona dair de göndermeler mevcut. Probulos’un yeni silahlar aldığını ve bunlar için para gerektiğini ortaya koyan bölüm –militarist ekonomiye dair güzel bir örnek-, Myrrhine’nin kocasının ev işlerine dair göndermeler yapması ve oğlunun durumuyla kendini acındırmaya çalışması oyuna yapılan güzel müdahaleler. Ancak erkeklerin savaşı sona erdirmeyi kabul etmelerinden önceki sahnede, erkeklerdeki iktidar yitiminin yegane sebebi olarak kadınlarla birlikte olmamaları gösteriliyor.  Bu gösterim toplumsal ve ekonomik sebeplerin üstünü örtme tehlikesi taşıyor. Bu sahnede erkeklerin hazineye erişememelerinden kaynaklı ekonomik çöküntünün ve ev işlerine dair problemlerin de yansıtılması dramaturjiyi derinleştirebilirdi.

Peki kim bu mücadele eden Atinalı kadınlar? Ev kadınları mı, hetairai[1]’lar mı? Antik Yunan’da ev kadınları, evin kadınlarıydılar. Antik Çağ Yunan Devletlerinde Fahişelik[2] başlıklı yazıda ev kadınları şöyle tarif edilir.

Bu kadınlar hemen hemen bütün yaşamlarını ev hapsi şeklinde geçiriyorlar ve yalnızca cenazelerde, bayramlarda veya tiyatro için dışarı çıkmalarına izin veriliyordu. Erkek eve konuk getirdiğinde karısı misafirlerle karşılaşmazdı. Bu insanların eğitimi yalnızca yemek pişirmek, dikiş ve “ev idaresi” konularında idi. Entelektüel eğitim fahişelere özgü olduğundan, eşlere yasaklanmıştı. “Saygıdeğer” bir kadın tüm yaşamı boyunca erkeklerin vesayeti altında bulunmaktaydı.

 

Hetairai’lar ise Antik Yunanda üst sınıf fahişelerden oluşmaktaydı.

Bu gruptakiler akıllı, esprili, iyi konuşan, eğitimli, Atina toplumunda kendi parasını yönetmesine, caddelerde istediği zaman dolaşmasına izin verilen kadınlardı. Oyunlara, törenlere katılmakta ve kültürel hayatı paylaşmakta özgürdüler. Cinsel yaşamlarını kendileri yönetir, tek bir âşıkla aylarca ya da hatta yıllarca yaşayabilirlerdi. Bu kadınlar aynı zamanda şifalı bitkiler satar, ebelik yapar, kralların, devlet adamlarının, sanatçı ve şairlerin aşıkları olurlardı ki diğer hetairailere de eğitim vermekte özgürdüler ve özellikle Aspasia’nın evi kadınlar açısından bir sığınaktı. Aspasia politik bir güçtü, felsefesine hayranlık duyulurdu ve dostluğu çok değerliydi. Aspasia, din ve kadınların sosyal konumu üzerine konuşmalar yapardı ve edebiyat, felsefe ve görgü kuralları dersleri verirdi.

Örgütlenme söz konusu olduğunda hetairai’ların ev kadınlarına göre daha şanslı ve olanaklı oldukları bir gerçek. Oyun metninde de hetairai’ların yaşamına dair göndermeler mevcut. Rahatlıkla dışarıda dolaşan kadınlar, Myrrhine’nin bir hetairai ismi olması, oyunda kadınların mücadelesinin Hetairai’lerin Solon’a karşı verdiği mücadeleye benzemesi gibi. Ayrıntılı bilgi için bkz. Müjde Yılmaz’ın Kadınların Tasviri: Aristophanes’in Lysistrata’sı ve Yunan Kadınlarının Hetairalaşması[3] başlıklı yazısı. Ancak oyundaki kadınlar gerçekten de ev kadınları. Yazarın, evden çıkmaları dahi yasak olan ev kadınlarının cinsel şakalarla dolu bir oyunda yer almaları ve erkeklere karşı savaşmalarına verilecek tepkilere dair aldığı önlem; oyundaki kadınların hetairai şeklinde tasvir edilmesi olmuştur. BÜO’nun Lysistrata’sında oyunun aslında olduğu gibi fahişelere yer verilmemiş durumda. Böyle bir odağın bulunması, ve hatta Lysistrata’nın da bir hetairai olması (bir nevi Aspasia) ve ev kadınlarını örgütlemeleri oyunda büyük değişiklikler yapmadan mümkün olabilecek dramaturjik bir tercih olabilir.

Savaşlarda fethedilecek toprak parçası, aynı zamanda fethedilecek bir kadın bedeni olarak görülür. Tarih boyunca savaş koşullarının yoğun olarak yaşandığı bölgelerde tecavüz ve fuhuşun artış göstermesi elbet tesadüf değildir ve bu militarizm-ataerki ilişkisine dair önemli ipuçları barındırır.Bu konuya dair feminist literatür hayli gelişmiştir, benim amacım bu konuya ayrıntılı girmekten öte oyunda tam buraya denk düşen bir sahne hakkında konuşmak. Oyunda barış yapılırken ortaya bir Barış Perisi getirilir ve bu perinin bedeni çeşitli toprak parçalarıymış gibi paylaşılır. Bu kısımda anladığım kadarıyla toprak elde etme isteği ile kadın bedenini elde etme isteği örtüştürülmek isteniyor, ancak bu kısımdaki dramaturjinin daha net seyirciye aktarılması için oyunculuklara biraz daha çalışmak gerekiyor.

Yine savaşlarla ve devletle fuhuş ilişkisi bakımından güzel bir örnek Antik Yunan’da Deikteriades’ler. Bunlar devlete ait genelevlerde çalıştırılan kadınlardı.

Bu genelevlerde çalıştırılanlar Asyalı köleler, savaş mahkûmları ve ailelerinden kaçırılmış ya da köle tacirlerince satın alınmış kadınlardı. Deikteriades diye adlandırılan kölelerin hiçbirinin gündüz vakti caddelerde dolaşmasına, törenlere katılmasına ve tapınaklara girmelerine izin verilmezdi, hepsinin çok renkli özel bir elbise giymeleri ve saçlarını sarıya boyamaları zorunluydu. Fahişeler için devletin belirlediği ücret doğrudan kendilerine değil, genelevi yarı özel, yarı devlet girişimi olarak yöneten erkek görevlilere ödeniyordu. Deikteriadeslerin cinsel hizmetlerinin zorla satılmasından erkekler: başta genelev yöneticileri, sonra vergi toplayıcıları en son olarak da piramidin en tepesindeki devlet ve başındaki Solon büyük servetler ediniyordu. Devletle özel kadın pazarlamacısı işte böyle el ele doğdu.

Buraya dair yapılabilecek bir öneri, kadınların Akrapolis’le birlikte geneleve de saldırmaları ve burada çalıştırılan Spartalı savaş tutsaklarını kurtarmaları olabilir. Hem Spartalı kadınlarla birlik olmaları hem de erkeklerin kadınlarla birlikte olabilecekleri bir kanalın önüne geçmeleri hem de savaşın en büyük mağdurlarını kurtarmaları mümkün. Böylece savaş-fuhuş ilişkisi gözler önüne serilebilir.

Kadınların militarizm içinde konumlanışlarını ve onu yeniden ürettikleri noktaları da sorgulamak gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü kadınlar savaşların en büyük mağdurlarından biri olsalar da militarizmin yeniden üretilmesinde rol oynuyorlar. Bu konuya dair ayrıntılı bilgi için bkz. Nancy Scheper-Hughes’ün Anneliğe Özgü Düşünme Biçimi ve Savaş Politikaları ve Rela Mazali’nin Orduya Ebeveynlik Yapmak[4] adlı makaleleri. Bu makalelerde annelerin doğaları gereği savaşa karşı oldukları tezine karşı çıkılıyor, kadınların savaşa destek veren pozisyonda da savaşa karşı çıkan pozisyonda da olabilecekleri anlatılıyor. Oyunda bu konuyu da işlemenin mümkün olduğunu düşünmekteyim; ama tabii ki oyuna dair önerilerin oyun altyapısını bozup bozmayacağı belli değildir, bu husus yukarıda yaptığım tüm öneriler için de geçerlidir. Sonuçta kararı oyunu oynayanlar verecektir. Oyunda hangi hususların öne çıkarılacağını grubun kendi dramaturjik tercihleri belirler.

Oyun bir eğitim prodüksiyonu olmakla birlikte müzikle hikayenin kurulumu arasındaki ilişki açısından deneysel yönler barındırıyor, bunu önemli bir kazanım olarak not düşmek gerekiyor. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübünden müzisyenlerin canlı icra ettikleri parçalar, hikayeyi desteklemekten öte, dramatik çatışmanın kurulmasına ortak oluyor.

Aristophanes oyunlarında gücü elinde bulunduranları ve statükoyu temsil ettiği söylenebilecek koronun stilize oyunculukla desteklenen kullanımı, hikayenin rahat takip edilmesini sağlıyor, bu kısımlardaki oyunculuklar müzikle kurulan etkin ilişkiyle birlikte başarılı bir görünüm arz ediyor; ancak koroyu oluşturan oyuncuların diksiyonlarına daha fazla dikkat etmeleri gerekiyor.

Oyunun dekoruna dair minimal bir kullanım mevcut. Ancak minimal olduğu kadar da işlevli. Oyundaki odakların mizansen kullanımına büyük katkısı olmuş.

Oyunun finaline dair İlker Yasin Keskin’in yaptığı eleştirinin[5] oyuncular tarafından hemen çözümlendiğini de buradan belirteyim, bu oyuncuların oyuna bitmiş bir proje şeklinde değil, gelen eleştirilere göre revize edilebilecek bir proje gözüyle baktıklarını göstermesi açısından da gayet sevindirici.

BÜO’nun 2009-2010 eğitim projesi Lysistrata deneysel bir proje olmanın yanısıra kulübe yeni katılmış oyuncuların gayet başarılı bir performans sergilemeleri ve daha eski kuşakların da çeşitli odaklarda sorumluluk alarak ve oyunda genel bir işbölümünü sağlayarak oyunu kotarmış olmaları önümüzdeki seneler için kadrolaşma açısından olumlu bir noktada duruyor. İzlenirliği yüksek, hikayenin rahatlıkla izlendiği bu oyun için hala geliştirilebilecek bir proje gözüyle bakmak gerekiyor.

[1] Antik Yunan’da üst sınıf fahişe.

[2] http://www.buo.boun.edu.tr/buo/default.asp?id=211

[3] http://www.buo.boun.edu.tr/buo/default.asp?id=327

[4] www.feministyaklasimlar.org Haziran 2008 sayısı

[5] http://mimesis-dergi.org/?p=2424



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: