Erbane Bahane… Açılım Şahane…

Duymuşsunuzdur… Batman Kültür Sanat Festivali, Newroz  kutlaması ve basın açıklamaları gibi çeşitli muzır etkinliklere, hem de müzik aletleriyle katılarak Gösteri ve Yürüyüş Kanunu’na muhalefet ettikleri iddiasıyla haklarında Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılan BKM (Bahar Kültür Merkezi) müzik ve tiyatro grubu üyelerinin duruşması karara bağlandı:

Dikkaaaaayt! 5 yıl boyunca hiçbir sosyal ve sanatsal etkinliğe katılmayacaksınız… 10’ar ay da hapislerde çürüyeceksiniz. Rahat!

BKM üyeleri için açılmış olan 70 başka dava daha, muhtemelen benzer cezalarla sonuçlandırılmak üzere yargı bürokrasimizin rahvan ama kararlı işleyişini bekliyor. Erbane bulundurmak ve taşımak; kamuya açık yerlerde halkı coşturacak şekilde çalmak; bir çaldığını istek üzerine bir daha tekrar etmek; keyif verici müzik yapmak; taammüden müzik, tiyatro icra etmek; cürüm işlemek için sanat yapmak; âli devletin ar ve hayâ duygularını rencide edecek şekilde içinde mebzul miktarda yasaklı harfler geçen cümleler kurmak; böylelikle de iş bu memleketin anayasada tarif edilen, değiştirilmesi –heyhat– teklif dâhi edilemeyen maddelerini tarumar etmek ve nihayet vatanı, milleti, vazgeçilmez değerleri ve sair şeyleriyle devletin bölünmez bütünlüğüne kast etmek… İddialar ağır. İnsanın içi ürperiyor.

İşbu yukarıdaki aynı mahkeme, nam-ı diğer Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, kentte geçtiğimiz yıl düzenlenen festivalde verdiği iki ayrı konserde söyleme cüretini gösterdiği “Heval Kamuran” isimli Kürtçe şarkı nedeniyle Rojda Şenses’e önce ‘terör örgütü’nün propagandasını yapmak suçundan toplam 2 yıl hapis cezası verdi, sonra “Lanet olsun bu içimdeki insan sevgisine!” babından bir ‘iyi hal’ indirimi uygulayarak cezayı 1 yıl 8 aya indirdi. Vatan bilhassa kurtulmuş oldu. Aşk olsun!

İdil ve Cizre Kaymakamlıkları en bir yüksek mülki amir yetkilerini kuşanarak Yılmaz Okumuş’un yazıp Haldun Açıksözlü’nün sergilediği “Laz Marks” adlı oyunun kamu binalarında sergilenmesini engellediler. Böylece politik içerikli bir oyunun genç dimağların körpe zihinlerini zehirlemesine engel olarak yüksek görev ve sorumluluklarını en bir harbi şekilde yerine getirmiş oldular. Malum askeri, idari ve yargı bürokrasimizin neferleri anayasanın orasından burasından illa ki bulup buluşturdukları, olmadı icat ediverdikleri bir yetkiye dayanarak düzeni koruma ve kollama bahane-i şahanesi ile özgürlük tırpancıbaşısı, yasak ağababası, ceza ve tevkif beyi mevkilerini üstleniyorlar ya, hesap o hesap. Gazaları mübarek olsun yiğitlerin…

Son bağımsız Türk devletinin daimi infial bozukluğundan muzdarip kadroları sanata ve sanatçıya had bildirme, hizaya çekme, engelleme, cezalandırma misyonunu pek bir seviyor. Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından birisi kopmuş demektir şiarını damardan hayata geçiriyor.

Yine de insan şükrediyor. Allahtan açılım var! Bir de bu fena halde demokratik açılım olmasaydı halimiz nice olurdu?

Mesela sokak ortasında milliyetçi duyguları elbette tesadüfen kabarıvermiş, eh tabiatıyla münferit ve bir o kadar da ifrit bir kader kurbanı hezeyanperver tetikçinin yumruğu, ihtiyatsız polis kardeşliğinin arasından sızıp burnumuzun tam ortasında patlayabilirdi. Sonra “Ah, o yumruğu atan ben olmalıydım!” diye hayıflanan köşe kadılarımızın samimi üzüntülerine tanık olabilir, milletçe tek yumruk içlenebilirdik.

Yahut güvercin tedirginliğimize aldırmayıp bizi sokak ortasında arkadan vuran bir katille duygu ortaklığı kurmamız, onu anlayıp bağrımıza basmamız gerektiğini buyuran fesat yazıları okumak zorunda kalabilir, çok bir Çeroke cipinden atlayıp işbu arsız katile övgüler düzerek kesat giden işlerini düzelten bir düzenbazın şarkı adını verdiği kepazeliğe alkış tutmamız, bayramda eşe dosta tebrik kartı niyetine katilin polis ve jandarma ile Türk bayrağı fonunda çekilmiş kartpostallarını göndermemiz gerekebilirdi.

Belki de seçilmiş belediye başkanları tutuklanabilir, milletvekillerine TBMM’nin arka kapısı gösterilebilir, türlü gerekçelerle siyasi partiler kapatılabilirdi. Sonra bir daha kapatılabilirdi. Sonra bir daha kapatılabilirdi. Sonra bir daha kapatılabilirdi. Sonra bir daha açılmasın diye açılım duasına çıkılabilirdi.

Ama en kötüsü, “Bu velet kesin taş attı; sırtı terli baksana!” iddiasıyla çocuklar kodese tıkılır, Terörle Mücadele Yasası çerçevesinde yargılanabilirdi.

Çok şükür, açılım var!

Esen kalın…



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: