Tuncer Cücenoğlu’nun ‘Çığ’ı Krasnodar’da Ayakta Alkışlandı

Geçen hafta, Rusya’nın güneybatı bölgesindeki Krasnodar kentine, ünlü oyun yazarımız Tuncer Cücenoğlu’nun “Çığ” başlıklı oyununun galasında bulunmak üzere çağrıldık. Uçağın rötarı nedeniyle iki saat havaalanında kendimizi günlük gazetelerin “kıraatine” bıraktık, iki saatte Krasnodar’a vardık, üç gün üç gece orada kaldık. Sonrasında İzlanda’daki yanardağın püsküren külleri arasından İstanbul’a doğru yol aldık.

Verimli Kuban bölgesinde bulunan iki yüz on yedi yıllık kentin havaalanında Krasnodar Dram Tiyatrosu Müdürü Tatyana Kriosheyeva tarafından çiçeklerle karşılandık. Oyunun Çevirmeni Helena Oganova Moskova’dan, Sahne Tasarımcısı Irena Gurfinkel St. Petersburg’dan gelmişlerdi, kırk yıllık dost gibi şakalaştık, sarılıştık. Nerdeyse her saat başı, birbirimizin yanaklarına üçer öpücük bıraktık.

Havaalanından kalacağımız otele doğru giderken, Helena’dan kentteki üretimin daha çok tarımsal ürünlerin işlenmesine dayandığını; çeşitli makineler ve sanayi yağları üreten kuruluşlarla, petrol arıtma tesislerinin çokluğunu öğrendim. Birbirlerini dik açılarla kesen ve kenarlarında kavak, akasya, çınar ağaçları bulunan caddeler dikkatimi çekti. Tiyatronun edebi kurul başkanı olan Christina Tihonova da, bir milyon civarında nüfusu olan kentte pedagoji, tıp, tarım, kültür ve gıda sanayisi alanlarında eğitim veren beş öğretim kurumu; tarım, tütün, bitkisel yağlar, konservecilik ve petrol sanayisiyle ilgili araştırma enstitüleri ile müzeler bulunduğunu anlattı.

 29 Nisan’da 90. yılını kutlayacak Krasnodar Akademik Dram Tiyatrosu’nun konuk salonunda bizleri Çelyabinsk Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Linas Marijus Zajkauskas ile Krasnodar Akademik Dram Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmeni ve “Çığ”ın Rejisörü Larichev Aleksey bekliyorlardı. Çaylarımızı yudumlarken Linas Marijus Zajkauskas, geçtiğimiz yıllarda sahneye koyduğu “Çığ”ın, Polonya’nın en köklü tiyatrolarından Kielce Teatr Im. Stefan Zeromskiego’da ve Başkurdistan’ın başkenti Ufa Devlet Tiyatrosu’ndaki başarılarından söz etti. Sonra tiyatronun üst fuayesine davet edildik, aynı gün “Çığ”ın genel provasını izleyeceğimizi ve izlemeden önce ve sonra basın toplantısına katılacağımızı öğrendik. Tatyana Kriosheyeva, Helena Oganova, Linas Marijus Zajkauskas, Irena Gurfinkel, Larichev Aleksey, Tuncer Cücenoğlu ve ben medyanın karşısına dizildik.

Kalabalık medya mensuplarına bizleri Christina Tihonova tanıttı. Larichev Aleksey, çığ tehlikesinin bir eğretilemeye dönüştürüldüğü oyunda, susturulmuş toplumun tehlike karşısındaki teslimiyetinin anlatıldığını söyledi. Bilinmez bir zaman… Bilinmez bir uzam… Geçmişi ve geleceği olmayan suskun bir toplumun trajik ikilemi… Tuncer Cücenoğlu, çığ tehlikesi karşısında artık kanıksanmış ve töresel bir nitelik kazanmış bu suskunluğun, yine aynı toplumun içinden fışkıran başkaldırıya dönüşebileceğini anlattı. “Bir gün değerli yönetmen dostum Yusuf Kurçenli ile söyleşiyorduk. İlginç bir durum anlattı bana… ‘Doğu Anadolu’da, çevresi dağlarla çevrili bir yerleşim biriminde yaşayan insanlar, kesinlikle yüksek sesle konuşamazlar, kahkaha atamazlar, kısacası gürültü yapamazlarmış. Çünkü yapılan gürültü patırtı çığ düşmesine neden olurmuş. İşin ilginç yanı çığ tehlikesinin, yılın dokuz ayında söz konusu olmasıymış. Bu insanlar yılın yalnızca üç ayında bağırabilirler, silah atabilirler ya da çocuklarını doğurabilirlermiş,” diyerek de oyunun yazım sürecinin başlangıcıyla ilgili bir soruyu yanıtladı. Hep birlikte tiyatronun 150 kişilik salonunda yapılacak kostümlü genel provanın izlenmesine geçtik.

 Genel prova sonrası basın toplantısında söz sırası bana geldiğinde, yazarın çığı simgesel olarak anlatırken gizemli ve büyüsel bir atmosfer yaratarak ironik bir anlam da kazandırdığını, “Çığ”ın bir başkaldırı oyunu olduğunu söyledim. Hatta “Çığ”ı her izlediğimde eve vardığımda karıma başkaldırdığım esprisini de yaptım. Yönetmen Aleksey ise, ilk kez bir Türk tiyatro yazarının oyununu sahnelemekten mutluluk duyduğunu ifade ederek, önümüzdeki sezon yazarlıkta kırkıncı yılını dolduracağını öğrendiği Cücenoğlu’nun Rusça oyunlarını okuduğunda mutlaka bir oyununu sahnelemek düşüncesiyle heyecanlandığını ve bu oyunu sahnelediğini anlattı. Cücenoğlu, soruları yanıtlarken Linas’ın “Çığ”ı Polonya’dan sonra Tolyati, Kurgan, Yakuts Akademik Devlet Tiyatrolarında da sahnelediğini, bundan böyle daha yedi ülkede sahnelenmek üzere anlaşıldığını, Lariciev’inkiyle birlikte Rusya’da şu anda yedi yerde “Çığ”ın oynandığını, diğer bazı oyunlarının da (örneğin “Matruşka”) Rusya’nın değişik tiyatrolarında yakın gelecekte perde açacağını anlattı. Bana ise önce “Türkiye’de eleştirmen olmak” ile ilgili sorular geldi, samimiyetle yanıtlar verdim. Sonra: “Oyunu eleştir,” dediler, vallahi eleştirdim. Yönetmen eleştirilerimi savuşturmaya çabaladı, dekor tasarımcısı gözlüklerinin üstünden pek sert baktı, ama gene kendimi tutamadım, dilimi bu kez de yontamadım, sahnelenişi, oynanışı eleştirmekten bir türlü kendimi alamadım.

 Devrisi gün kenti gezdik. Bir Rus geleneği olan, evlenen çiftlerin nikah dairesine gitmeden önce bir köprüye gelip kilit takmalarını Kuban Nehri’nin üzerindeki bir köprüde tanıklık ettik. Cücenoğlu ve ben köprüye kilit asıp, evliliklerini garanti altına alan gençlerin Limousine’lerle gezmelerini hayretle izledik. Parkları gezdik, heykelinin karşısına geçip Çariçe Katherina’yı seyrettik. Christina Tihonova’dan Krasnodar kentinde kukla, müzikal, çocuk, gençlik tiyatroları olduğunu; Yuri Grigoroviç Bale Tiyatrosu’nun ve filarmoni orkestrasının çok ilgi gördüğünü, Krasnodar “Kray”ından çok sayıda seyirci geldiği için etkinliklerin başlama saatinin 17 ya da 18 gibi erkene alındıklarını öğrendik.

Akşam galada, Tuncer Cücenoğlu’nun bir doğa olayını metafora, yani “erken doğum” gibi dramatik bir olaya eğretilemesinin, çığ tehlikesini yöreselden evrensele taşıdığının Rus seyirciler tarafından nasıl nefes alınmadan algılandığına tanıklık ettim. Oyundan sonra Tuncer Cücenoğlu ayakta alkışlanırken, Tatyana Kriosheyeva beni de sahneye çağırmaz mı? Sahneden seyircilerin gözlerinin derinliklerine baktım, baktım ve gördüm ki oyunu izleyenlerin kafalarında ardı ardına birçok soru oluşmakta. Yani sorular eklemlene eklemlene bilinçaltlarında adeta bir çığ oluşturmakta. Dudak kıvrımlarındaki gülücük buralardan kaynaklanmakta.

 Pazar günü saat 13’de, Tuncer Cücenoğlu ile birlikte Krasnodar Akademik Dram Tiyatrosu’nun büyük salonunda oynanacak çocuk oyununu izlemeye niyetlendik, birinci zilden sonra salona girdik. Fuayedeki ilk izlenimim salonda kimse olmadığı yolundaydı, meğer 966 seyirci varmış! Çocuklar yerini almış, itişmiyor, kakışmıyor, cırlamıyor, tepişmiyor. Oyunun başlamasını bekliyor. Oyun bildik bir oyun: “Alaeddin’in Sihirli Lambası”. Bu oyunu da Larichev Aleksey sahneye koymuş. Alaeddin, Güzel Prenses Yasemin’i Kötü Yürekli Cafer’den kurtarmak için gene savaş verdi. Mucizeler Mağarası’nda bulduğu sihirli lamba ise hayatını değiştirdi. O artık, kılıktan kılığa giren yerinde duramayan çılgın cini sayesinde bir prensti. Ancak Kötü Kalpli Cafer de lambanın gizil gücünün peşindeydi. Çocuklar gerekli yerlerde tepkilerini alkışlarıyla sergiledi. Oyunun bitiminde tiyatroya beraber geldikleri ebeveynleri çocuklarının eline birer demet ya da tek çiçek vererek sahneye gönderdi. Oyunculara çiçekler verildi.

Tanık olduk ki, Rusya’da geleceğin tiyatro seyircisi işte böyle yetişmiş ebeveynler tarafından yetiştirilmekteydi.

 Anladık ki tiyatro, opera, bale seyircisi olmak pek öyle kendi kendine oluşan bir şey değildi.

evrensel.net



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: