“Shakespeare Eğlencelidir”

Tiyatro Grup, William Shakespeare’in “Fırtına” adlı eserini Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sahneleyecek. Oyunda Derya Alabora, Tülay Günal ve Canan Ergüder birkaç değişik karakteri canlandırıyor

Kapıdan girer girmez önce bir ses çarpıyor kulağımıza: “Ka – ka – ka – kaliban… Yeni efendim iyi bir adam…” Piyano eşliğinde bir kadın sesi. Saçları ince ince örülmüş  Canan Ergüder -tiyatroya gitmeyenler onu en son “Binbir Gece”nin katil ruhlu Eda’sı olarak görmüştü- şimdi kertenkele ile bukalemun arası bir hayvan olarak karşımızda. Atlayıp sıçrayarak şarkı söylüyor.

Geçiyoruz kulise, Derya Alabora’nın her zaman uzun olan saçları bu kez beline inmiş, tepesinde iki küçük top yapılmış ve gene ince örgüler… Tuhaf bir makyaj yapılmakta bir yandan.  Hemen yanında Tülay Günal, onu da yine Dot’ta veya Devlet Tiyatrosu’nda “Rita’nın Şarkısı”nda izlememiş olanlar “Asi” dizisinin Süheyla’sı olarak hatırlayacaklardır. Kendisi oradakinin yarı yaşında, saçları eklentilerle beline kadar indirilmekte.

Bir müthiş telaş. Shakespeare’in “Fırtına”sı kopacak yakında burada, kolay değil. Hem de üç kadın tarafından yorumlanan haliyle.

Derya Alabora, Tülay Günal ve Canan Ergüder, ikişer üçer karakteri canlandırıp, aynı zamanda şarkı söyleyip bedenlerini de zorladıkları bir işe soyunmuş durumdalar. Ama daha zor olanı, her şeyi az para ve “ekip ruhu”yla ama yine de hiçbir gereklilikten de vazgeçmeden kotarabilmek. Tiyatro Festivali’ne bir oyun hazırlamak üzere harekete geçen Derya Alabora, 10 yıldır atıl duran Tiyatro Grup’u canlandırıyor ve Londra’da başarılı işlere imza atan tiyatro yönetmeni Serdar Biliş’i arıyor.

“Fırtına” olsun, Canan Ergüder ile Tülay Günal oynasın, müzikleri Çiğdem Erken, koreografiyi Candaş Baş yapsın derken neredeyse tümü kadınlardan oluşan bir ekip çıkıyor ortaya ve başlıyorlar çalışmaya. Gerisini onlardan dinleyelim…

Festivale bir oyun yapma fikri nasıl Serdar Biliş ile “Fırtına”ya dönüştü?

Derya Alabora: Ben Serdar’a telefon açıp konuştuktan sonra bir müddet tekst aradık. Sonunda Serdar “Benim üç kadınla ‘Fırtına’ fikrim vardı. Onu yapalım mı?” dedi ve bu çok cazip geldi. Arkadan da Tülay ve Canan’la ilişkiye geçtik. Tabii onların işleri olmaması da şans oldu çünkü oyunculuklara dayanan bir iş aynı zamanda. Hem şarkı söylüyoruz, hem bedenimizi kullanıyoruz, hem oyunculuğumuzu. Türkiye’de bütün bu özelliklere sahip çok fazla oyuncu yok.

Size nasıl geldi “Fırtına”da oyanmayı teklifi?

Canan Ergüder: Derya’dan sürpriz bir telefonla. Ben de zaten o sırada Shakespeare yapmak istiyordum. Bana teklif edilen roller de benim isteyeceğim rollerdi, Caliban ve Ferdinand. Erkek oynamayı zaten hep istedim. Caliban ise cinsiyetsiz bir yaratık, ana karakterim o. Fiziksel olarak çok zorluyor beni.

Dans, müzik geçmişiniz var mı?

Canan E.: Bir 10 sene dans ettim. Müzikallerde de oynadım. Kulağım vardır ve o kadar da bet bir sesim yoktur. Şarkı söylemeyi seviyorum, yapmaya utandığım şeyleri yapmaya çalışıyorum sahnede.

Siz ise aynı zamanda şarkıcısınız…

Tülay Günal: Evet, okuldan başlayarak yedi yıl paramı müzikten kazandım. Sonra her şeyi bırakıp Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’na gittim ve o kısım hayatımdan uzaklaştı.

Size teklif nasıl geldi?

Tülay G.: Yönetmen beni yıllar önce Genco Erkal’la oynadığım “Simyacı”da izlemiş, oradan aklında kalmışım. Ariel de  şu hayatta en çok oynamak istediğim rollerden biri.

“Frtına” epey de kondisyon gerektiren bir oyun, değil mi?

Tülay G.: Oyuncu olarak sınırlarımızı gerçekten zorluyoruz ve bundan da büyük keyif alıyoruz tabii ki. İddialı bir proje olacak, eksiksiz, mükemmele yakın bir şekilde çıkar, çünkü ortalama bir şey kaldırmaz bu oyun. Ya kötü olur ya mükemmel olur. n

“Cin, peri, büyücü var ama hayata dair bir şey anlatıyor”

“Fırtına” eğlenceli bir oyun mu sizce?

Derya A.: Kesinlikle. Shakespeare zaten felsefi anlamda çok derinliği olan şeyler anlatır ama aslında halk için tiyatro yapıyordu. Bizde Shakespeare dendiği zaman bir mesafe koyuyorlar araya “Aman, çok sıkıcıdır” diye. Halbuki öyle değil. Doğaüstü karakterler, büyücüler, cinler, periler var ama onlarla hayata dair bir şey anlatıyor.

Tamamen de bir kadın ekibi neredeyse, yönetmeniniz hariç…

Derya A.: Evet, herkes kadın, asistanlar kadın, müzisyenler kadın, biz kadın, sen kadın… Pardon, başka erkek var tabii. Dekor ve ışık tasarımını Cem Yılmazer yapıyor, dekor uygulamasını Zeki İlyas Kızılışık. Herkes bir ucundan tuttu, önemli bir şey bu çünkü piyasada başka bir şey olsa herkes koşuşturuyor, tiyatroyla ilgilenen yok.

Canan E.: “TV’den gelen teklifler hep kötü kadın karakterleri”

Siz televizyonla tanındınız. Özellikle “Binbir Gece”deki karakterle. Ama yaklaşık bir senedir televizyonda bir şey yapmıyorsunuz…

Canan E.: Televizyondan gelen teklifler hep kötü karakterlerdi ve ben bununla mücadele ettim. Bunu kabul etmek istemiyorum, ben yetenekli bir oyuncuyum ve farklı şeyler oynayabilirim. Tiyatro oyuncusu olarak kabul görmek, ismimin öyle anılması benim için daha anlamlı.

“Dizilerde oynamanın zararı olabilir”

Siz de “Asi”den sonra ara verdiniz televizyona…

Tülay G.: Evet, benimki de riskli bir roldü, yaşımdan büyük bir karakteri oynuyordum. Ondan sonra “Rita’nın Şarkısı”nda 26 yaşında bir karakteri oynadım. Ve korktum, sahneye ilk çıktığımda. Çünkü seyirci dizidekini bir noktadan sonra rol gibi görmemeye başlıyor, seni o zannediyor. Sahiden iyi düşünüp tartmalı insan, zararları olabiliyor maalesef.

Asu Maro

Milliyet