EÜTT’den Ayak Bacak Fabrikası

İATG (İstanbul Amatör Tiyatro Günleri) kapsamında 9 Mayıs’ta Ayak Bacak Fabrikası (ABF) oyunu sergilendi. Yaklaşık elli kişilik kadrosu ve enerjisi ile Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu (EÜTT) bu uzun oyunu sahneye taşımakta oldukça başarılı diyebiliriz. 1965’te kurulan topluluk yaptığı etkinlikler ve projelerle kurumsallaşma adına epeyce mesafe almış. Kadrosunun dinamik yapısı ve kolektif çalışmaya dayanan anlayışı Ayak Bacak Fabrikası oyununda kendini hemen belli ediyor.

 Topluluk daha önce tartışmasını yürüttüğü Türkiye Tiyatrosu ile ilgili bir proje ele alma hedefini geçen sezon sonu netleştirmiş, yazın da Sermet Çağan’ın ABF oyununu gündemlerine almış. Türkiye tiyatrosuna yönelik bir proje hedefiniz varsa belki de akla ilk gelecek oyunlardan biridir ABF. Sermet Çağan, ABF oyununu Brecht’in epik tiyatro yönteminden yararlanarak ve grotesk ile açık biçimin güldürü öğelerini kullanarak uzun ama akıcı bir oyun kaleme almış. EÜTT, Sermet Çağan’ın oyununa bir ön oyun yazmış ve oyun içinde metne yer yer müdahaleler yapmış. Oyunda gerek dekor gerek müzik epik tiyatro yöntemini tamamlar nitelikte kullanılmış. Oyunculuklar da oldukça başarılı.

 Oyunu kısaca özetlemek gerekirse: Derebeylerinin yönetiminde ismi belirtilmemiş bir ülkede geçen hikâyede halk o yıl ektiği buğdayın karşılığını fazlası ile alır. Yani o yıl ülkede bir bolluk vardır. Fakat bu bolluk ve bereket derebeylerin işine gelmemektedir. Halk ektiği buğdayın karşılığını aldıkça derebeylerin kara tohumları ellerinde kalmakta ve çürümekte bunun neticesinde büyük zarara uğramaktadırlar. Derebeyleri devletin (sistemin) tüm ideolojik aygıtlarını arkasına alarak halkı kandırmaya, kandıramadığı noktada da baskı altına alıp kara tohumlarını elden çıkarmaya çalışır. Kara tohum halkı kötürüm bırakacak ve sakatlayacak olsa da egemenler istediğini alabilmek için hedefinden vazgeçmez ve kara tohumları elden çıkarmayı başarır. Sakat kalan halka yardım amaçlı dışarıdan gelen malzemeleri de “size ayak bacak temin etmek için fabrika kurduk” yalanıyla halka dağıtırlar. Bir sömürüdür devam edip gider…

 Oyundan sonra yapılan söyleşide gelen eleştiriler ve yapılan tartışmalar genelde iki noktaya odaklandı. Birincisi devam eden sistemin sömürüsüne ve baskısına halkın çok pasif kalması, ikincisi de verilmek istenen mesajların didaktik kaçtığı şeklindeydi. Ayrıca topluluk ön oyun ile özellikle coğrafyamızda gündem dışı kalmış konuları (çevre, doğa, emek, üretim vb.) içerecek bir çerçeve çizme amacından söz etti; fakat gelen eleştirilerde bir nükleer santral inşa edilmesi sorununu işleyen ön oyunun konusunun oyun geneline yedirilememesi ya da oyun sonunda bir şekilde bağlanmaması konuşuldu. Topluluk bu eleştirinin çok yapıldığını ve bunu gündemlerine alacaklarını söylediler. Uzunca tartışılan ilk iki eleştiride ise daha çok topluluk metne müdahale etmeliydi veya etmemeliydi veya etse de ne kadarına müdahale etmesi gerekirdi şeklindeydi. Aslında sıkça dile getirilen ‘seyircinin sahnede özdeşleşeceği hiç kimse yok’ ve ‘halktan biri devrim yapıyor ama sonrasında o da hemen düzene ayak uyduruyor’ tartışmaları arasında bu tartışmayı anlaşılır kılacak nokta gözümüzden kaçtı sanki.

 ABF yazıldığı yıllar itibariyle eşitlik-özgürlük-kardeşlik sloganlarının sokakları, caddeleri doldurduğu, kısacası sosyalist bir dünya özleminin ve beklentisinin yüksek olduğu bir döneme denk gelir. Yazar’ın kendisi sosyalist gelenekten gelir ve metnini Marksist-Leninist doktrinlerin etkisi altında kaleme almıştır. Coğrafyamızda aydınlanma genelde (özellikle Cumhuriyet dönemi ile) batı merkezli olmuş ve tüm aydınlanma heveslileri yüzünü buraya dönmüştür. Batı’nın geçirdiği Rönesans dönemi ile bu biraz kaçınılmaz olmuştur. Öte yandan Batı da bilimsel, sanatsal, kültürel vb. tüm gelişmeleri hatta bunların doğuşunu (orijinini) Batı merkezli ilan etmiş ve kendi dışındaki coğrafyalara (Doğu’ya) taşınmasını tarihsel bir zorunluluk olarak dayatmıştır. Sermet Çağan’ın ABF oyununda da benzer şekilde Batı merkezli aydınlanma görüşünden yola çıktığını gözden kaçırmamak gerekir. Çağan, öküz figürüyle aydınların halktan kopukluğunu vurgulamak istese de, kendisinin de, oyunda özellikle özdeşleşme kurulabilecek hiçbir figür çizmeyişiyle, halka getirdiği eleştiride mesafesini koruduğu söylenebilir. Burada söylenmek istenen Sermet Çağan gibi ülkemize sanatsal yenilikleri taşımada çok hizmeti olmuş aydınlarımızın da zaman zaman bu hataya düştükleridir. Bu nedenle herhangi bir metin alınıp sahneye taşınacaksa yazıldığı dönem itibari ile tarihselliğini, yaptığı göndermeleri, sosyal, politik vb. öğeleri üstüne iyi düşünüp öyle karar vermek gerekir kanısındayız.

 Söyleşide çoğu kişi tarafından dile getirildi ama burada bir defa daha belirtmekte fayda var: EÜTT metne müdahale konusunda çekinceli davranmış bu da oyunun çerçevesini korumuş. Grup metne müdahale konusunu gelen eleştiriler doğrultusunda tekrar gündeme alacaklarını belirtti. Oyunun bir eğitim projesi olarak ele alındığı düşünülürse oldukça kalabalık kadrosu ile yakaladığı dinamizm açısından bu hedefi yakaladıkları ve hatta ötesine geçip seyir zevki yüksek bir proje ortaya koydukları söylenebilir. Ayak Bacak Fabrikası oyununu görmeyenler hemen görmeli daha önce izleyenler de oyunu birde EÜTT’den izlemeli. Sezonu Ege Üniversitesi Şenliği ile kapatan EÜTT eylül ayından itibaren ABF oyununu tekrar sahneleyecek. Şimdiden iyi seyirler…

                                                                        



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: