Dramaturg ve Dramaturgi Sorunu

Türk tiyatrosunda dramaturgi sorunu enine boyuna ele alınması gereken bir konu olarak öne çıkmaktadır. Ödenekli tiyatrolarda ve birkaç istisna tiyatro dışındaki hiçbir tiyatro ekibinde dramaturg bulunduğu görülmez. Bakın bakalım, o tiyatroların güzel afişlerinin hiçbirinde dramaturg diye bir göreve yer verilmez. Kalabalık görünsün diye bazıları olmadık şeyleri bile yazarlar bu afişlere ama işlevsiz sadece görüntü amaçlı yazıldığı çok belli olur.

Sorun öncelikle tabii ki bir kültür politikasının ayakları üzerine oturuyor. Ancak önemli olan bence tiyatro eylemini yerine getiren bazı yönetmenlerin “her şeyi ben bilirim”ci davranışlarıdır. Günümüz tiyatrosunda dramaturginin işlevini ve önemini bilmeyen tiyatro adamları ile dolu olan bir ülkede tabii ki ulusal bir Türk Tiyatrosu’nun eksikliği göze çarpmaktadır. Gerek oyun seçimlerinden gerekse sahnelemeye kadar olan tüm süreçte metnin analizi ve göstergebilimsel anlamlandırmaların çözümlenmesinde en önemli etken elbet dramaturgidir.

Böyle bir çalışmaya farkında olmadan gerek duymayan amatör tiyatro topluluklarını, örneğin üniversite topluluklarını (aslında onlara da gerekli) çok fazla suçlamamak gerektiği kanısındayım. Ancak yıllarını tiyatrocu olarak geçiren ekipler, yönetmenler, tiyatrolar ise bunların kısmen (!) farkında olmalarına rağmen hala kendilerini en iyi rejisör havalarında hissederek, güzel rejilerle oyun sunduklarını sanmaktalar. ‘Kes kopyala yapıştır’ın tiyatro ayağını oluşturan bu yönetmenciklerin çoğu ithal rejilerini orijinal diye yutturma telaşındadırlar.

Tiyatronun bir politikası olması gerektiği fikrinden yoksun olan birçok tiyatronun, seyirci sorunu (hedef kitle), oyunların gereken etkiyi sağlayamaması gibi problemler yaşadıkları gözlemlenmektedir. Bunu aşmanın yollarını dramaturglarla gidermeye çalışmak yerine günü kurtaran ya da popüler olduğu düşünülen sahnelemelerle hayatlarını sürdürmeye devam ettikleri görülür. Sürekli bildik oyunların bildik temaların yer aldığı oyun örnekleri ile aksak bir şekilde ilerleyen Türk Tiyatrosu’nun yarısından fazlası ortaya çıkan tüm sorunların suçlusu konumundadır.

Tiyatro bölümleri bu konuda kendilerine düşen sorumluluğu gidermeye çalışmaktadırlar. Ancak sanat dünyası ile aralarında oluşan mesafenin uzaklığının toplamı “dramaturgi” kavramını yok etmeye yetmektedir. GSF Sahne Sanatları bölümünde zorunlu ders olan Dramaturgi,  konservatuarların  ders programlarında yeterince yer almamaktadır. Bu da sorunun bir başka göstergesidir.

“İki kalas bir heves” tanımlamasını sürdürmek, kelimelerin hakkını verenler için fazlasıyla önemlidir. Profesyonel olduğunu iddia ederek yaptıkları hataları bu düşünce üzerinden gidermeye çalışmak ve dramaturgiyi gereksiz görmek ise yaptığı işe en büyük saygısızlığı göstermektir. Dramaturg neymiş canım, iki kalas oyuncu bir de heves patlattın mı oyun tadından yenmez…

Seyircileri güldürdükleri ölçüde ya da ağlamalarına neden olacak şekilde oyun sahneledikleri zaman kendilerini başarılı sayan bu tiyatrocukların temel sorunsalı “gülme” gibi duyguların düşünsel ve toplumsal yanını bilmediklerinden kaynaklanmaktadır. Hiç akıllarına, bir bilene danışmak gelmez. Ekonomik getirileri yerinde olursa onlar için aslında pek sorun da kalmaz. Umurunda mı dramaturgi…

Toplaşmış sakallarının kaşınması ve pipolarının her daim söndükleri için yakmaya çalıştıkları zaman aralığında “dramaturgi” yerini üç beş cümle ile kotarılmaya çalışılan müthiş (!) reji düşüncelerine bırakır.

Zeka herkese gerekli ama en çok bir tiyatro insanına gereklidir. Örneğin, İstanbul’da çok ilgi gören bir oyunu tiyatro ile yeni tanışmaya başlayan, algıları sadece “çok güzel hareketler bunlar” skeçlerine çalışan taşra seyircisine sunmak cahil cesaretinden ötede bir şeydir.

Hemen karşı cevapları duyar gibiyim. “Sen halkın seviyesine değil, halkı kendi seviyene çıkaracaksın.” İşte bu düşünceyi bile tam olarak anlayamadıkları için saçmalama evresi burada başlar. Halkın kültürel-siyasal-ekonomik yapısı çözümlenmeden yapılan sahnelemelerde maalesef halk uzaylı seviyesine çıkamamaktadır. Çünkü taşranın birçok yerinde bu oyunlar seyirci için anlamlandıramadığı “uzaylı” imgelerine eşdeğerdir.

Bu boşluk “turne tiyatrosu” olarak adlandırılan bavul tiyatrocularına büyük bir imkan sunmaktadır. İçlerinde bazıları tüm amatörlükleri ile tiyatroyu Anadolu’da var eden ekipler olarak yıllara meydan okumuşlar ve birçok insanın tiyatroyu sevmesine neden olmuşlardır. Büyük çoğunluğu ise tiyatroya tıpkı profesyonel meslektaşlarının yaptıkları zararlara eş değer oyunlar sahnelemektedirler. Bel altı espirilerinin fazlalığı ölçüsünde seyirciden “alkış” toplayan bu ekipler, televizyondaki saçma skeçlerin taşra temsilcisi olmaktan ileri gidememektedirler.

Politik tiyatro yaptıklarını söyleyen bazı gruplar ise, seyirciye attırdığı sloganların şiddeti düzeyinde başarı grafiğini sürdürdüklerini düşünmekteler. Burdur’da izlediğim kötü bir politik tiyatro örneğinde sahnede defalarca mantar tabancası patlatılması sonucunda kulaklarımda oluşan hasarın tazminatı, dramaturgiye önem verilmesine söz verilmesi olsa keşke. Lütfen Çehov’u söylemeyin hemen, silah varsa patlasın ama yalvarıyorum işlevsel olsun be kardeşim… Birisi çıkıp bu arkadaşlara, Piscator’dan bahsetse, ne yapmaya çalıştıkları konusunda yardım isteseler sorun kalmayacak; hem öğrenmiş de olacaklar. Tabii ki karşı çıkacaklar, çünkü tiyatro eyleminin böyle sürdürüldüğü kötü örnekleri görerek kendilerinin ne yaptıklarının farkına değiller. Hiç mi tarih bilmez kitap okumaz bunlar…

Deneysel tiyatro yapıyoruz diyen bazıları ise, deneylerini hala sonuçlandıramamaktalar. Malum her deney insanlığın hizmetine sunulur. Bizden sonrakilere ışık tutar. Merakla bekliyorum deneyler ne sonuç verecek diye.

Dramatik malzemenin bu kadar yoğun yaşandığı bir coğrafyada gelişmesi beklenen tiyatronun gidişatının, düşünsel çıkmazlarının kökeni Doğu-Batı arasında sıkışıp kalmış kültürel zihniyetin içinde aranmalıdır. Tabii dramaturgi ne işe yarar, bunlar çözümlense ne olur, öyle değil mi?

Bildikleri üç-beş tiyatro kavramını kullanarak, dramaturginin önemini yadsıyan, metnin öldüğü düşüncesine sığınarak performans tiyatrosu yaptıklarını söyleyenlere ise, yurt dışındaki örnekleri izletmek gerek… Kıyaslamayı kendileri yapsınlar.

Bir dükkan kiralayıp tabelasına ‘tiyatro bilmem ne’ diyen ve çeşitli kurslar vererek bilmedikleri tiyatro sanatını öğretmeye çalışan çakallara ise “dramaturgi” kelimesi maalesef fizik problemleri kadar uzak bir kavram olarak gelmektedir.

Hiç merak edip TDK sözlüğüne bakmak da akıllarına gelmez. Neymiş bu dramaturgi denilen malum kelime.

Önce sözlük anlamını öğrensinler sonra gerisi gelir belki.

Dramaturgi : Oyun yazarlığı ve tiyatro gösterisi sanatı. İki bölümde ele alınır:

1. Teorik Dramaturgi: Oyun yazımı, oyun yazma kuralları ve tekniği bilimi.

2. Pratik Dramaturgi: Bir oyunun sahneye konması işi. Örn. Dramaturgi üzerine ilk yapıt M.Ö. 362-360 yıllarında yazılmış olan Aristoteles’in “Poetica”sıdır. (bk. poetika) İkinci önemli örnek de: Lessing’in “Hamburgische Dramaturgie – Hamburg Dramaturgisi.

Dramaturg: Dram yazarlığının tekniğini bilen uzman. İlk anlamı ile: Oyun yazarı ve yönetici. Sonra oyun uzmanı ve eleştirmeni. Şimdiki anlamı ile: Tiyatro yönetkesinin tiyatro bilim ve sanat danışmanı. Başlıca görevleri şunlardır: 1. Dünya tiyatro merkezlerinde yeni sanat akımlarını gözlemek, buralarda ortaya sürülen yeni yapıtları incelemek ve oyun çizelgesine alınması gerekenleri ana dile çevirtmek. 2. Gönderilen yapıtlar arasından seçme yapmak, yapıtın sahneye aktarılışında edebî değerini korumak, repertuar için öneri hazırlamak, eski yapıtları yeniden sahneye uygulamak. 3. Seyirciler için, program dergisini yönetmek, böylelikle de tiyatro çalışmalarını yaymak ve tanıtmak, tiyatro konusunda araştırmalar yapmak 4. Tiyatro arşivini ve kütüphanesini düzenlemek ve yönetmek. Aynı görevler, radyo ve televizyon dramaturgları için de söz konusudur. (http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=dramaturgi&ayn=tam)

Aslında anlamakta zorluk çekenler varsa kelimenin Türkçe çevirisini Özdemir Nutku “oyun sanatbilimi” olarak yapmıştır. Hülya Nutku, Zehra İpşiroğlu, Esen Çamurdan ve daha nice değerli tiyatro bilimcisinin bu konu hakkında giriş sayılabilecek çalışmaları vardır. Hala raflarda bulabilirsiniz. Olmazsa artık internetten sipariş edilebiliyor…

-Yaşamda her şeyin bir etik kurulu, denetleme mekanizması varken neden tiyatronun yoktur diye düşünürüm. Geniş kapsamlı bir meslek örgütüne şiddetle ihtiyaç duyan tiyatro, yarım yamalak örgütlenmelerle bir yere varamamaktadır.-

Değerli tiyatro eleştirmenlerinin yıllarıdır oyunlardaki dramaturgi problemlerini gündeme getirmelerine rağmen hala bu konu üzerinde durulmaması eleştirmenlerin de ne kadar ciddiye alındığını göstermekte ve eleştirinin işlevini de tartışmaya açmaktadır.

Sonuç olarak, daha geniş bir düzlemde ele alınması gereken Türk Tiyatrosu’nda Dramaturgi sorununun ilk akla gelen örnekleri bunlardır.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Dramaturg ve Dramaturgi Sorunu” yazısına2 birden fazla yorum var.

  1. melih anık dedi ki:

    Konu ile ilgili her şeyi kapsayan bir yazı.
    Katıldığım pek çok nokta var.
    Özellikle “seyirci için anlamlandırma” hoşuma gitti.

    Sorularım var:

    “Dramaturgi” mi “dramaturji” mi diyelim?
    “Dramaturji ve eleştirmenlik eğitimi”nin adından kaynaklanan bir sorun var mı?
    Özellikle bizde ayni anda hem “Dramaturg” hem “Eleştirmen” olunur mu?
    Eleştirmenler bir gün “dramaturgi” ; dramaturglar bir gün eleştirmenlik yapma hayalinde oldukları için mi sorun var?
    Dramaturg olmak için salt tiyatro bilmek yeterli midir?

  2. Ahmet Bozkurt dedi ki:

    Affınıza sığınarak:
    1- Elbette dramaturgi. “loji” takısı sanki bir bilim dalı imiş gibi düşünüldüğü için kullanılıyor. mitoloji kullanımı nasıl yanlışsa dramaturji kullanımı da yanlış.
    Transkripsiyon olarak da doğru olanı dramaturgi’dir. aynı zamanda “legein” yunanca söz ve logos’u önceler.
    2- Kesinlikle var. Dramaturgi ve eleştiri disiplini tamamen ayrı dünyalara ait iki kavram. Elbet ortak pek çok özelliğe sahiptir. Ama bu bile ikisini yan yana kullanmak için yeterli bir gerekçe değildir.
    3- Yerine göre değişen bir durum…Ama şu yadsınamaz bir gerçektir. Dramaturg olmak için tiyatro tek başına kesinlikle yeterli olamaz. Hiçbir disiplin birbirinden ayrı düşünülemez. Bir dramaturgun edebiyatın her alanını, şiiri, resmi, müziği, sosyolojiyi, felsefeyi, politikayı, tarihi, dini, mitolojiyi v.s bilmemesi, bunların dışında bir şeyler üretiyor olabilmesi çok zor…

Yorum


işlemi tamamlayınız: