Güçlü Geçmişin Altında Ezilmeyen Grup: Piccolo Teatro

Toni Servillo ve Sergio Escobar ile Tatil Üçlemesi Üzerine Sohbet Ettik:

Piccolo Teatro di Milano bu yıl Teatro Teatri Uniti ile gerçekleştirdikleri bir ortak yapımla Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin konuğu oldu. 29-30 Mayıs tarihlerinde Carlo Goldoni’nin Tatil Üçlemesi‘ni seyirciyle buluşturan grup, 30 Mayıs Pazar günü yaklaşık 100 kişinin katıldığı bir atölye düzenledi. Atölyeyi yürüten ve oyunun yönetmeni olan Toni Servillo, seçilen 3 sahne üzerinden dramaturjik bir izlek sunumu yaptı. Ayrıca, katılımcılara Goldoni tiyatrosunu tanıttı ve çalışma yöntemlerini ayrıntılı bir şekilde anlattı.

Atölye öncesinde ve sonrasında Toni Servillo ve Piccolo Teatro di Milan’ın genel direktörü Sergio Escobar’la sohbet etme olanağımız oldu. İki tiyatro grubunun nasıl çalışmaya başladığı, bu projenin nasıl gündeme geldiği, nasıl bir çalışma süreci geçirdikleri ve Strehler sonrası Piccolo Teatro’nun nasıl bir yönelime girdiği üzerine konuştuk.

Teatri Uniti ile Piccolo Teatro, Tatil Üçlemesi ile “araştırma tiyatrosu” anlayışında buluştu.

Sergio Escobar, Piccolo Teatro’nun her zaman araştırma tiyatrosundan yana olduğunu, yönetmen merkezli bir çalışma talep etmesi nedeniyle deneysel çalışmalara mesafeli yaklaştıklarını dile getirdi: “Araştırma tiyatrosunda, tamamen metinden yola çıkıyoruz; metnin içine girme becerisi ve yetkisi ediniyor, aynı zamanda bunun sıkıntılarını yaşıyoruz.” Toni Servillo’nun da böyle bir anlayışla çalışma yürütmesi Tatil Üçlemesi’nin hayata geçmesini sağlamış. Escobar, Toni Servillo ile yapılan bir söyleşiyi okuyup onun Tatil Üçlemesi’ni sahnelemek istediğini öğrenince hemen kendisine teklif götürmüş ve birlikte çalışmaya başlamışlar. Escobar, bu ortak çalışmayla gurur duyduğunu, biri büyük diğeri küçük iki kumpanyanın aynı hassasiyet çerçevesinde buluşabileceğini göstermenin önemli olduğunu, ileride sanatsal açıdan aynı hassasiyete dayanan çalışmalarının olacağını belirtti.

Bağımsız tiyatro topluluklarının kalabalık tiyatro oyunları yapmaları artık mümkün değil

Tony Servillo’ya göre Tatil Üçlemesi projesinin en orijinal yanı Teatri Uniti ile Piccolo Teatro’nun ortak yapımı olması. Çünkü, Servillo, özellikle son dönemde bağımsız tiyatro topluluklarının bu kadar kalabalık kadrolu tiyatro oyunları yapmalarının mümkün olmadığını düşünüyor. Teatri Uniti, Servillo’nun kendi grubu dışında Mario Martone ve Antonio Neiwiller’in iki grubunun bir araya gelmesiyle, yani araştırma tiyatrosu yapan 3 tane kumpanyanın birleşmesiyle oluşan bir tür sahne sanatları atölyesi olarak tasarlanmış. Zaman içinde değişik kökenli sanatçıların biraraya geldiği, yeni yollar bulmak üzere birlikte çalıştıkları bir kumpanya oluşmuş. Son yıllarda özellikle 17. ve 18. yüzyıl Fransız tiyatrosundan ürünler, Moliere’in Adamcıl‘ı ve Tartuffe‘ü sergilenmiş, daha önceki yıllarda Eduardo De Filippo’nun Cumartesi, Pazar, Pazartesi isimli oyunu oynanmış ve bu oyunlar Goldoni’nin sahnelenmesinin yolunu açmış.

Bizim çağdaşlıktan anladığımız, metin, yönetmen ve seyircinin aynı zaman diliminde buluşması

Escobar, Tatil Üçlemesi’ni sahneye koymanın cesaret istediğini, çünkü her şeyden önce doğru oyuncuları bulmak ve metni kısaltmak gerektiğini, bizlerin yaklaşık 3 saat izlediğimiz metnin, orjinaline sadık kalan gösterimlerinin 8-9 saat sürdüğünü söyledi. Goldoni’nin Tatil Üçlemesi’nin 1957 Strehler yorumundan sonra yeniden ele alınmasıyla ilgili olarak ise şöyle dedi: “Bizim çağdaşlıktan anladığımız, metin, yönetmen ve seyircinin aynı zaman diliminde buluşması. Tatil Üçlemesi 1957’de Strehler’in sahnelemesiyle tarihe geçmiş, bir anlamda ekol olmuş bir metindir. Strehler, Çehov usulü bir melankoliyi ortaya koymuştu. Toni Servillo, Strehler’in yorumunu izledi, üzerinde çalıştı ve kendisi farklı ve özerk bir yorum getirdi. Çehov’dan ziyade Mozart’la ilişkilendirilebilecek bir yorum geliştirdi.”

Toni Servillo ise iki Tatil Üçlemesi yorumu arasındaki farkları şöyle özetledi: “Strehler, Giacinta karakterini bir çeşit kurban olarak görüyordu. Oyun, aristokrasiden burjuvaziye geçişte toplumun yaşadığı büyük değişimi anlatıyordu ve Giancita bu yeni toplumun bir kurbanı olarak çiziliyordu; bu toplumu yansıtan bir karakterdi. Bu yeni toplum Giancita’yı özel hayatında belli değerleri kabul etmeye zorluyordu. Bizim versiyonumuzda daha alaycı bir yoruma gidilerek, Giacinta’nın da kendi hayatında sorumluluğu olduğu gösterildi. Farklı bir değer seçmekten aciz olması, sınıfının dayattığını kabul etmesi, o sınıfa olan aidiyetini hissetmesi ve bu dayatmanın bilincinde olması vurgulandı. Bu aslında günümüz gençliğinin de içinde bulunduğu bir durum. Gençlerin, bir takım başka yollar çizerken toplumun, sınıfın yazdığı kaderden kurtulamamaları.”

Çok büyük bir geçmiş olduğundan gelecek yaratılamıyor

Sergio Escobar, Strehler ve Paolo Grassi’nin yarattığı Piccolo Teatro’nun ana fikrinin, “herkes için sanat tiyatrosu” olduğunu; gerçekten de halktan beslenen ama kimseye ait olmayan bir tiyatro fikri olduğunu söyledi. İtalyan tiyatrosunda hem çağdaşlıkla ilgili hem de önceki geleneği sürdürmek konusunda sorun yaşadıklarını belirten Escobar, Strehler sonrası Piccolo Teatro ile ilgili olarak şunları dile getirdi: “Strehler yaptı, demek ki daha iyisini yapamayız fikri oluşuyor. Çok büyük bir geçmiş olduğundan gelecek yaratılamıyor. Bu yalnızca tiyatronun sorunu değil, hem düşünce açısından hem siyaset açısından medeniyetimizin bir sorunu; günümüze ayak uydururken geleneği sürdürmeye çalışmakla alakalı bir sorun.” Piccolo Teatro’ya 1998 senesinde, Strehler’in ölümünden bir sene sonra katılan Escobar, genel sanat yönetmeni Luca Ronconi ile birlikte çalışmaya başladıklarında ellerindeki tiyatronun başlangıcındakinden çok farklı olduğunu gördüklerini; Strehler’in de son yıllarında bunun farkında olduğunu belirtti. 2000’li yıllara girerken çok farklı bir toplumsal panorama ile karşı karşıya olduklarını, bu farklı panorama karşısında tiyatronun yalnızca teselli etmemesi, olanları öngörmesi gerektiğine inandıklarını dile getiren Escobar’a göre “herkesin sanki toplumsal taahhüdüymüş gibi ortaya çıkan şey, insanların kim olduklarını bilememeleriydi. Toplumda yeni bir karmaşıklık, yeni bir bölünme vardı. Toplumsal sınıflar artık bazı şeyleri anlatmak ve anlamak için yeterli değildi. Entelektüeller bir anlamda işlevlerini yitirmişlerdi. İdeal toplumun genel görünümünü çizmekten ve ortaya koymaktan acizlerdi.” İnsanların yeni korkular yaşamaya başladığı, etraflarında neler olduğunu anlayamadıkları bir dönemde, Escobar’a göre, herkes için sanat tiyatrosu fikri bir paradoks haline gelmiş, tiyatronun büyük paradoksu haline gelmiş ve tüm bunlar Piccolo’yu programında belli seçimler yapmaya yöneltmişti: “Birinci seçim, dünyanın tüm dillerine açık olmak oldu. Bu bir meydan okumaydı, kendi dilinde çok sayıda gösteriyi çağırdık ve izlettirdik. Oysa İtalya’da o sırada insanların çoğu, geçmişte var olmuş bir kimliğin içine gömülmek ve bu şekilde kısıtlanmak istiyordu. Ama sahnemizde oynattığımız 18 dille insanlar arasında yeni bir ilişki kuruldu. Eğer toplumun değişik katmanlarını başka şekilde bir araya getirmeye kalkışsaydık bunu başaramazdık. İkinci seçim ise bizi bu karmaşıklık fikrini sahneye koymaya yöneltti. 2002 yılında Infinities isimli bir çalışma yaptık. Gösteride bir matematikçiden sonsuzluk konusunda 5 tane paradoks yazması isteniyordu. Hem karmaşık, hem sahnelenmesi imkansız, gayet kendine özgü bir dili olan, çok parçalanmış anlayışları olan, kavramları olan gerçeğin bir çeşit paradigmasıydı. Çok az insan bununla ilgilenir dediler; oysa gösteriyi her yaştan, her kültürden 40 bin kişi izledi. Çünkü kimse cevap aramıyordu, cevap verilemeyen şeylerin cevabını aramıyordu. ‘Sonsuzluk nedir?’; herkes en azından bu soruyu paylaşabileceğini anladı.” Benzer bir çalışmayı, metinler üzerinde çalışmak suretiyle Bir Yaz Gecesi Rüyası, Venedik Taciri gibi klasiklerde kullanarak, metnin içinde saklı soruları ortaya koymak için olası noktalar bulmaya çalıştıklarını dile getiren Escobar, Infinities’in kendilerine, klasiklerden çok uzak görünen bir metinle klasik metinler arasında bir devamlılık olduğunu gösterdiğini söyledi: “Aslında klasik metni sen okumuyorsun, klasik metin senin içindekileri okuyor. Sonuç şöyle oldu: Uzun ve büyük bir tarihi olan, belki de gençlik yanlısı olmayan tiyatromuzun seyircisine baktığımızda yarısı 27 yaşın altında. Bu da en başta söylediğimize yönlendiriyor bizi. Toni Servillo’nun Tatil Üçlemesi, Strehler’inki ile şiirsel açıdan karşı karşıya geldiğinde, geçmişle kendini karşılaştırıyor ama kendinde bir özerklik bulup bugüne geliyor.”

Toni Servillo ile Atölye: Tatil Üçlemesi’nde Temel Dramaturjik İzlek

Servillo, böyle bir atölyeyi katılımcılara metne nasıl yaklaştıklarını, metnin içine nasıl girdiklerini, onunla nasıl baş ettiklerini ve metni nerelere götürmek istediklerini anlatmak suretiyle kendilerini ifade etmek üzere düzenlediklerini belirtti. Günümüz tiyatrosunda esas vurgunun yönetmene ve oyuncuya kaydığını oysa seyircileri, oyuncuları ve yönetmeni asıl buluşturan öğenin, yani yazarın ve metnin göz ardı edildiğini dile getirdikten sonra katılımcılara Goldoni’yi anlattı. Sadece İtalyan tiyatrosuna değil, Avrupa tiyatrosuna ait bir yazar olan Goldoni’nin tiyatroya bir reform getirdiği, döneminin tiyatrosunu commedia dell’arte’den farklı bir yönelime soktuğu için önemli olduğunu söyledi. Hayatının son yıllarında, İtalya’dan ayrılarak Paris’te yaşamaya başlayan Goldoni’nin kendini bir anlamda sürgüne mahkum ettiğini, bunun en büyük nedeninin de ait olduğu burjuva sınıfından beklenen, kültürel-sanatsal ve toplumsal alanlardaki yenilikçiliği ve ilericiliği görememenin verdiği hayal kırıklığı olduğunu ifade etti. Bu verinin oyunun yorumlanması için önemli olduğunu dile getirdi.

Servillo, ardından, Goldoni’nin Tatil Üçlemesi’nde bir metafor kullandığını, tatile gitmenin bir anlamda kaçışçılığı temsil ettiğini, geçmişin iyi yanına bakmaktan aciz, bunun yanı sıra alternatif bir gelecek oluşturmaktan da aciz, yani geleceği öngöremeyen bir toplumu simgelediğini belirtti. Oyunun öyküsünü kısaca özetledikten sonra, oyundaki kırılma noktalarını, başkahraman üzerinden, Üçleme’de yer alan 3 oyundan birer sahne göstererek yapacağını açıkladı.

Burjuva bir ailenin evlenme arifesinde olan kızı Giancita, oyun boyunca karşısına farklı seçimler yapma fırsatı çıksa da, geleneğe boyun eğmeyi ve onunla uzlaşmayı seçer ve oyun içinde kendini öylesine ağır bir uzlaşmanın içine sokar ki, mutsuzluğa ve melankoliye sürüklenir. Goldoni, bunu öylesine bir hafiflik içinde sunar ki, sizin derinleşmeniz için oyun içindeki katmanları açmanız gerekir. Toni Servillo, Üçleme’deki sayfiyeye gidiş, sayfiye yaşamı ve sayfiyeden dönüş üzerinden Giancita karakterindeki kırılmaları, sahne üstü sergilemelerden sonra şu şekilde açıkladı:

Sayfiyeye gidiş:

Metni yorumlarken Goldoni’nin verdiği talimatların iyi okunması ve uygulanması önemlidir. Çünkü bu talimatlarda oyunun dramaturjik yönelimi ve kahramanların iç yönelimleri keşfedilebilir. Oyun hane içini göstererek başlar. Evler arasında birçok mekan ziyaret edilir, bir sıkıştırılmışlık duygusu hakimdir. İlk sahne neşeli bir atmosferle açılır; bir toplumsal sınıfın eğlence kültürü ve biçimi, moda anlayışı, seyahate çıkma hevesi ve telaşı üzerine fikir ediniriz. Bu ilk sahnede Giancita, kendinden emin ve hatta feminist bir genç kız olarak karşımıza çıkar; babasına ve sevgilisi Leonardo’ya söz geçirmek, son sözü kendisi söylemek ister. Giancita, en derin hislerini hizmetçisiyle paylaşır ve onların diyaloglarından gerçekte Giancita’nın kalbinde ne olduğunu öğreniriz: Leonardo ile sözlüdür ancak Guglielmo isimli bir başka gençle de bir bağı var.

Sayfiye Yaşamı:

Aile sayfiyeye gelir. Şehir iş, görev ve sorumlulukların bulunduğu yerken, sayfiye sorumluluktan kurtulmayı simgeler;  bilinçaltı ortaya çıkar, duygular yüzeye gelir. Artık tek mekan vardır; bu nedenle karakterler çok daha rahatlamış ve gevşemiştir. Hava çok sıcaktır. Şehirdeki daimi hareket, telaş, eylemlilik hali gitmiş, hiçbir şey yapmadan zaman geçirme durumuna geçilmiştir. Bu gevşeme ortamı içinde insanların içindeki duygular, arzular, yani özel hayatlarının parçaları ortaya çıkar. Goldoni burada özel hayatında farklı karar verebilmesi için Giancita’ya bir seçim yapma, yön değiştirme olanağı sağlar: Sözlü olduğu erkekle ortak bir noktası olmadığını fark edebilir, onu bırakabilir ve diğerini seçebilir. Ama bu değişikliği yapabilmek için belirli bir cesaret gerekir.

Sayfiye Dönüşü:

Eve geri dönülür ve tekrar hane içine kapanılır. Hava ağırlaşır ve hava koşulları değişir. Mevsim değişirken insanların hayatında da bir şeyler değişir. Giancita’nın duyguları ve seçtiği yolda da bir değişiklik olacaktır. Giancita’nın aklı ve duyguları arasında gidip gelmesine tanık oluruz. Giancita bir kitap bulur ve bu kitapla duygularıyla nasıl baş edebileceğini ve iç dünyasını nasıl değiştirebileceğini keşfetmeye çalışır. Kendi gayretiyle kendine bir yol çizmeye çalışır ama bu yolda da adeta bir kelebek gibidir; bir kadere doğru giderken kendine çok daha hüzünlü bir yol seçer.

İlk sahnede karşımıza çıkan gayet canlı, fikri olan ve kendi ayakları üzerinde duran bir genç kadın, oyun akışı içinde ait olduğu sınıfın ona çizdiği kadere boyun eğmeyi ve dolayısıyla melankoliyi ve hüznü seçer; sevdiği adamla değil, ailesini memnun edecek yoldan gitmeyi tercih eder. Giancita Tatil Üçlemesi’nin sonuna doğru bir kadın haline dönüşür ama bu dönüştüğü kadın, başta tanıdığımız genç kızın beklenen olgun hali değildir, başka bir yolu seçmiştir.

Söyleşiler için bize yardımcı olan Serra Yılmaz’a çok teşekkür ediyoruz.

Ayşan Sönmez – Sezin Gündoğan / Mimesis