Jennifer Lopez’le Niye Yakalanmadım?

Jennifer Lopez’i protesto ediyorum. Onun oynatıldığı hiçbir filme gitmeyeceğim gibi, geçen hafta birlikte yaptığımız tekne kaçamağında kalçalarına da dokunmadım.

Evet, Bodrum’da birlikteydik.

Magazinciler Angelina Jolie/Brad Pitt’i yakaladıklarını sandıklarında, biz bir koyda, minik bir teknede minik bir tatil yapıyorduk.

Tekne minikti… Artık zayıfladığım için, içine sığabileceğim kamaraları olan, fazla göze batmayan bir şey seçtim. Jennifer kırmadı, geldi.

Tatilde Yunan adalarına da gidecektik. Türk/Yunan dostluğundan söz edecektik. Biraz rakı, biraz Uzo içecektik. Karagöz’ün Bursalı olduğu tescillendi, biraz kavga kıyamet koptu belki ama yaz tatilini Burgazada’da yapıp, artık Symi Adası’na giden Marika ile benzeşen o kadar yanımız var ki!

Bir ay önce Yorgo Dalaras konserinde binlerce kişi kol kola, Rumca şarkılar söyledik.

Dalaras, yıllar boyunca, Türkiye karşıtı gecelerde sahneye çıkmış, kampanyalara imza atmış, ama İstanbul’daki ilk Açıkhava konserindeki izdihamı görerek, neredeyse gözyaşlarını tutamamıştı.

Zülfü Livaneli ile kol kola, kardeş kardeşe şarkı söylerken, dünyadaki onurlu halkların kardeşliği adına şarkılar söylüyorlardı. Cem Mansur ve Nvart Andressian Türkiye Ermenistan Gençlik Senfoni Orkestrası’nın Cemal Reşit Rey’deki konserini de aynı ulvi amaçlarla kardeşçe yönetiyorlardı!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ısrarla Ermenistan ile futbol maçlarına giderek, sanatın yanı sıra sporun da kitlelerarası yakınlaştırıcı gücünü seçmesi, günlük politikanın soğuk, değişken ve de genelde petrole, suya, doğalgaza, enerjiye endeksli ikiyüzlü politikalarından çok daha kalıcıydı mutlaka.

Harbi davranmak gerekirse, Jennifer’ı tekneye davet etmemin nedeni, bu kadar ulvi değildi.

Bir yandan entelektüel kapasitemi arttıracaktım tabii, öteki yandan onun kocaman kalçalarının erdeminden yararlanacaktım! Birlikte atlayacaktık… Denize.

Haa niye yakalanmadık derseniz, eee ‘kızcağızı’ gazete almaya göndermedim çünkü takdir edersiniz ki, Türkçe gazete okuyamıyor. Sonra magazinciler zaten kefal yakalamışlar, çakma Angelina ile Brad’ın peşinde koşuyorlardı. Yani bizim dandik teknenin peşine düşecek magazinci yoktu. Eee bana da popülaritesini yitirmiş bir sunucu, eprimiş bir oyuncu gibi magazinin krallarını arayıp misafirini ihbar etmek yakışmaz değil mi?

Jenni (ikinci günde Jenni oldu) insan haklarına çok düşkün! Bakın Türkiye’ye kadar gelmiş Balbay içeride mi değil mi, Türkiye’de konuşma özgürlüğü var mı, insanların telefonu dinleniyor mu, minicik çocukları hapis mi yatırıyorlar, komutanlar niye durup dururken tabancayı dayayıp intihar ediyor kıçına bile takmamış.

“Çek Kıbrıs’a dedi!”

O kadar da değil Jen! (Üçüncü günde Jen oldu)

Bu minik şey bizi taşısa taşısa komşu adalarda sirtaki yapmaya taşır. O dalgaları atlayamayız.

Sen avans mavans aldıysan, beni dinle git Kıbrıs’a.

Eurovision’da kendisine Cyprus diyen yere biz niye Kuzey Kıbrıs diyormuşuz, oranın hellim peyniri ve kumarhaneleri dışında nesi meşhurmuş, Kıbrıs Türk Hava Yolları ile ilgili yolsuzluk haberleri doğru muymuş? Türkiye zaten yoksul bir ülkeyken bir de bu kamburları niye sırtında taşıyormuş? Türkiye, Doğu ve Güneydoğu’ya hiç yatırım yapamazken, Kıbrıs’taki bir memurun maaşı niye o kadar yüksekmiş? Kuzey Kıbrıs’ın cari açığını Türkiye mi karşılıyormuş?

Bir sürü ahiret sorusu sordu.

Sonuçta teknesindeki kumanyası biten bir tiyatro sanatçısıyım sevgili J (beşinciiii gün ve patlamak üzereyim, maddi, manevi). Haklısın Kuzey Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs olalı, şöyle dişe dokunur bir sanat ürünüyle var olamadı.

Oysa geçen yıl Tiyatro Kedi’de konuk sanatçı olarak yer alırken bu ülkeye, turneye gittim. Adada çok ciddi bir tiyatro geleneği var, kendini ifade etme, dillendirme ihtiyacı var. Her kentin ayrı ayrı oluşmuş tiyatro festivalleri var, ödenekli tiyatroları var, çok güzel bir seyircisi var.

“O zaman beni niye çağırıyorlar? Kaprislerime niye dayanıyorlar? Üstelik otel açılışına gitmek için kuş sütü bile istedim verdiler” demez mi?

İşte o anda bir kuş sıçtı. Tabii bizimki bu kadarı da fazla diye düşünerek bozuldu. Bizim kültürde bunun uğur olduğunu anlattım.

“Kafama son kuş sıçtığında, başıma çok hoş bir olay gelmişti” dedim.

Bu sefer de geldi.

Kumanya bitmişken, denizden tanıdık dondurmacı geçiyormuş. Para da almadı, idare etti beni. Jennifer Lopez’e kocaman bir stick dondurma aldım.

“Bak bir sanatçının ilkelerinden ödün vermeyerek bir durumu protesto etmesi çok saygın bir davranış, Beatles’lar, Joan Baez, Leonard Cohen ve niceleri, pek çok zamanda birçok ülkeyi…”

Aaaa daha lafımı bitirmeden, kıçını döndü!

Beş gündür, çektiğim çileyi anlamış gibiydi.

O değil, ben çile çekiyordum.

O bir şey protesto etmiyordu, pandiklemeyerek, ben acı çekiyordum.

Kimsecikler görmeden, Jennifer Lopez’in kalçasını mıncıkladım. Biraz çoook fennna rahatladım.

Deneyimlerimden yola çıkarak, KKTC halkına da bir mesajım var. Bana bir mayoya mal olan şu küçücük kaçamakta anladım ki, aslında sizi o protesto etmiyor, aynen benim gibi, siz gündeme getirerek daha çok acı çekiyorsunuz.

Bırakın Jennifer’ı!

Dalaras ile yaşanan muhteşem gece basına fazla yansımamış olabilir. Gerçek sanatçıların kaderidir böylesi. KKTC olarak, barışa imza atacak, kalıcı olacak sanat olayları ile var edin kendinizi! Bırakın memleketiniz onurunu Lopez’in kalçaları değil, unutulmayan sanat olayları belirlesin.

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Jennifer Lopez’le Niye Yakalanmadım?” yazısına2 birden fazla yorum var.

  1. Cüneyt Yalaz dedi ki:

    Yazılarını severek okuduğum sevgili Nedim Saban’ın bu yazısı hepimizin zaman zaman düşebileceği bir yanlışa düşüyor sanırım: eleştirdiğimiz şeyin diliyle konuşmak, o dile teslim olmak. Magazin basınını, sanata magazinel yaklaşımı eleştirirken yaptığı bazı ironik betimlemelerin (“kocaman kalçalarının erdeminden yararlanmak”, “atlamak”, “stick dondurma”, “pandiklemek”, “kalçasını mıncıklamak”, “bana bir mayoya mal olan”, vb.) o dile, o bakışa teslim olduğunu düşünüyorum. Daha seçkin bir sanatın savuusunu yaparken hakaret sınırında dolaşan bu magazinel dile başvurmak tezat oluşturuyor sanırım.
    Cüneyt Yalaz

  2. Fırat Güllü dedi ki:

    Cüneyt Yalaz’ın söylediklerine katılıyorum. Kişisel olarak da tanıdığım için Nedim Saban’ın bu yazıda kendi üslubunu aşan bir öfkeyle klavye başına oturduğu hissine kapıldım. Düşüncelerini yazıyla ifade eden bir düşünce insanı öfkelenemez ve soğukkanlı olmak zorundadır diye bir kural yok. Kalem insanları da çeşitli konularda öfkelenebilir ve bunları en sert üslupla ortaya koyabilirler. Nedim Saban’ın burada -katılalım katılmayalım- en politik olayları bile magazin mantığına mahkum edip sulandıran bir medya anlayışının oldukça grotesk bir hicvini yapmaya çalıştığını düşünüyorum. Ama diğer yanda söz konusu kişi -her kim olursa olsun- cinsel açıdan aşağılanma nesnesi haline getirilmesi kesinlikle kabul edilemez. Buna A kişisi için olur verirsek, B kişisi için de Vakit Gazetesi benzer bir üslup kullandığında onlara söyleyecek sözümüz olamaz. Tabii burada ifade özgürlüğünün sınırları nerede başlar nerede biter tartışmasına girmek istemiyorum. Zaten Mimesis web portalı yazarlar editörü de girmemiş ve muhalefet şerhinin yayınladığı yazının altına düşmüş. Şimdi olaya bir de şöyle bakalım: Dünya müzik sektörünün çok kazandıran önemli bir figürü olarak Jeniffer Lopez Kıbrıs’a gelmeyi kabul etseydi Nedim Saban onun yaptığı sanat anlayışı değişmemiş olmasına rağmen yukarıdaki gibi kimilerine göre “hakaretamiz” ifadeler içeren bir yazı yazma gereği hissedecek miydi? Belki onu bir yazısında malzeme olarak kullanmayı bile düşünmeyecekti. Halbuki Jeniffer Lopez medya yönetimiyle, halka ilişkiler anlayışıyla vs… yine aynı Jeniffer Lopez. Bu kişi Madonna da olabilirdi -ki geçtiğimiz yıllarda İsrail’de konserler verdiği için benzeri tartışimalar onun için yapılmıştı. Hatta Leonard Cohen geçen sene Türkiye’ye geldiğinde İsrail’de konser verdiği için onu kınayanlar da olmuştu. Dolayısıyla burada Nedim Saban’dan en azından sanatsal kriterler, magazin eleştirisi ve bir sanatçıyı politik duruşu nedeniyle eleştiriye tabii tutma isteğini harmanlamak yerine bunları ayrıştırarak ve soyutlayarak yazmasını bekleyebilirdik. Çünkü bu çok daha etkili ve yol açıcı olurdu kanısındayım.

Yorum


işlemi tamamlayınız: