Natüralizme Bile Başkaldıran Bir Yazar…

Alman edebiyatında bir başkaldırış öyküsü. 1914 yılında büyük tartışmalar sonucu Prusya Meclisi’nce okunması ve oynanması yasaklanan bir yazar ve 19. yüzyıl tiyatro devrimini gerçekleştiren önemli bir isim… Yaşamı kesin çizgilerle ayıran ve bu çizgiler eşliğinde yeni dünya düzenine isyan bayrakları çeken tiyatro duayeni! Ve en önemlisi dünya natüralist oyun yazarlığının önde gelen yegane ismi Gerhart Hauptmann!

Hauptmann, 1880 yılında Breslau Kraliyet Sanat Okulu’nda heykel traşlık eğitimi almaya başlar. Sonu pek iyi olmayan bir eğitim yönelimidir bu! Süreç içinde Charles Dickens’i, Goethe’yi okuma fırsatı bulur. 1881 yılında ise Marie Tieneman ile nişanlanır. 1882 yılında Jena Üniversitesi’nde felsefe, arkeoloji, edebiyat tarihi ve Yunan tarihi derslerini alır. Bu iç dünyasında iyi oluşumların doğmasına neden olacaktır. Belli dönemlerde gezilere yönelir. İtalya’yı hemen hemen baştan sona dolaşır. Orada da heykeltraş olarak bir yıl çalışır. 1884 yılında Breslau Güzel Sanatlar Akademisi’nin Resim bölümünde ve Berlin Üniversitesi’nde eğitim görür. Tiyatroya duyduğu ilgi, Henrik İbsen oyunlarıyla tanışmasının ardından daha çok anlam kazanır. Lessing’in edebiyat ve tiyatro üzerine yazdığı kuramları okur. 1885 yılında Marie Tienemann ile evlenir. Hauptmann Dünya Edebiyatı’nın önde gelen isimlerini inceleyerek yazı yaşantısına belli noktalarda çok yönlülük anlamı katmaya çalışır. Georg Büchner’i, Rus ve Fransız yazarları incelemeye devam eder. Natüralist yazarların toplandığı DURCH derneğine üye olur. Bu dönem yazınsal eserlerinin psikodinamik yapısını da ortaya çıkarır. Karakter tahlillerine daha iyi yönelebilmek için İsviçre’de psikoloji eğitimi de görür.

1894 yılında Fransa’ya ve Amerika’ya gider. 1895 yılında Grillparzer Ödülü’nü alır. Bu dönem içerisinde hayranlık duyduğu İtalya’ya tekrardan gezi amaçlı yolculuk yapar. 1889’da ikinci Grillparzer Ödülü’nü alır. Avrupa’nın ve Amerika’nın birçok üniversitesinden onursal doktora ünvanı da almıştır. 1905 yılında olağanüstü bir başarıya daha imza atarak üçüncü kez Grillparzer Ödülü’nü alır. Alfred Adler, Max Reinhard ve Otto Brahm gibi dünyaca ünlü eleştirmenlerden övgü üzerine övgü toplar. Ve en önemlisi 1912 yılında İsveç Bilim Akademisi tarafından Nobel Edebiyat Ödülü ile onurlandırılır.

Yaşantısı hayli uzun olan bir yazar Hauptmann. Sınır tanımayan hayal gücü, aldığı bir çok eğitimle kesişerek; tiyatral anlamda yeniliklere yönelmesine sebep olmuştur. Öyle ki hayatının her anı heyecanla gezilerle ve aile içi yaşadığı psikolojik çöküntülerle geçmiştir. Onun için yaşam trajik olgulardan oluşmuştur. İçinde yaşadığı zamanı fazlasıyla özümser. Toplumun kaosa sürüklenen düşüncelerini iyi sezinleyerek; oyunlarında bu ayrıntıyı devamlı suretle kullanır. Dokumacılar bu anekdotun önemli başarısıdır.

DOKUMACILAR

1800’lü yılların Almanya’sında yaşanan sanayi devriminden sonra; küçük esnafın, el emekçisi işçilerin yaşadığı açlığı devrimci başkaldırış öyküsüyle ele alan bir yazınsaldır Dokumacılar. Hauptmann, yazdığı bu oyunun öyküsünü daha küçük yaşlarda belirler. Büyükbabasından ve babasında dinlediği dokumacıların açlığını belleğine kazır. İnsanların makineler karşısında, büyük sermayeler nazarında nasıl aciz düştüğünü öğrenir. Yaşantısında tasarladığı uzun vadeli projedir Dokumacılar… Çocukluğunda dedesinin anlattığı öyküleri dinleyerek geçiren yazar, bu oyunun kurgulamasını daha küçük yaştaki benliğinde yapmıştır. Oyunun konusuna farklı açılardan bakmak gerekir. İlk önce proleteryanın Avrupa’nın içine düştüğü ekonomik krizde ne denli yalnız kaldığına bakmak gerekir. Sanayi devriminden sonra kendisine dünyada yer arayan Avrupa ülkeleri, o güne kadar el emeği çalıştırdıkları işçileri bir anda silmişlerdir. Bu dengesiz dışavurumcu yaklaşım, zengin kısmın daha da zenginleşmesine fakir işçilerin de daha da fakirleşmesine neden olmuştur.

NATÜRALİZMİN KARŞISINDA

Gerhart Hauptmann olayı yazarken belli anlamlarda kurallara bağlı kalmıştır. Bu da natüralist oyun yazma kurallarıdır. İlk önce el emeği ürünlerini fabrikaya satmaya gelen çuhaların ne denli fakir oldukları vurgulanır. Bu vurguyu yaparken para öğesini ön plana çıkarır. Fabrikada memur olarak çalışan insanların boyun eğme kuralını ne denli bildikleri gösterilir. Burjuva sınıfının insani boyutta her şeyi para üstüne kurgulaması daha birinci perdede gözden kaçmayacak ayrıntıdır. Fabrikatör Dreissiger’in işçileri ile olan diyalogları kapitalist kuralların yaşantısını resmeder. Oyunda çok fazla karakter kullanılmıştır. Natüralizmin gerçekliliği ön plana çıkarma kaygısı burada da oyunun hızla ilerlemesini engellemiştir. Emile Zola “Eğer naturalist bir eser yaratmak istiyorsanız anlatacağınız konunun gölgesini dahi bilmeniz gerekir” der. Naturalizimin yaratıcısı bu denli kesin çizgilerle konu anlatımlarına dem vuruyorsa, yazarın çok fazla kendi tekniği dışına çıktığını görebiliriz.

Hauptmann’ın natüralizm içinde kendine özgü bir çizgisi bulunmaktadır, ama yaratıcılığında Henrik İbsen ile N.L.Tolstoy’dan etkilendiğini kendisi de dile getirmiştir. Oyunlarında canlandırdığı kişiler natüralist kurama uygun olarak yaşadıkları sosyal çevreye bağımlı, zayıf ve pasif bireylerdir. Bu insanların, bunlar yoksul insanlardır, acılarını, sefaletlerini ve tepkilerini yansıtırken sosyal anlaşmazlıkları da eleştirel bir dille ortaya koyar. Ama her şeye rağmen realist çizgisini de natüralist eserlerinin içine yerleştirir. Yarattığı karakterleri zayıftır, ama o zayıflıkla dünyayı yerinden oynatabilecek olağanüstü yeteneklere sahiptirler. Küçük bir isyanla yüz binleri peşine takabilen zayıf karakterli insanların romantik maceraları da Hauptmann’ın oyunlarında genişçe yer tutar. Dokumacılar söylediklerimizin önemli bir örneğidir.

Oyunda konu tamamen işçi sınıfı-burjuvazi çekişmelerini içerir. Konuşmalarda diyalog önü ve arkası olaylar göze çarpar. Ani bir durum gelişmedikçe yoksulluktan bahsedilmez. Örnek vermek gerekirse fabrikaya para almaya gelen çuhanın biri bayılarak yere düşer. O ana kadar kimse yoksulluktan şikayet etmezken bir anda patlama oluverir ve insanlar yaşadıkları hayatın ne denli zor olduğunu söylerler. Yazarın bu üslubuna neden-sonuç ilişkili yaratım da diyebiliriz! Konu örgüsünde sakinlik göze çarpar. Bu da ayrı bir eleştiri noktasıdır. Sosyal dengesizliğin içinde açlıktan ölen insanlar tepkilerini yumuşak bir dille gösterirler. O zaman ki dünyanın yaşadığı olaylara bakarsak aslında çokta göze çarpmaz bu durum. Daha başkaldırılar başlamamıştır dünyada. Asya devrimleri gerçekleşmemiş, neredeyse dünyanın tamamı nasıl bir buhranın içinde yaşadığını bilmemektedir.

Dokumacılar’ın son bölümlerinde isyan sözcüğü bolca kullanılır. Hatta isyana karşı olduğu bilinen Çuha İhtiyar Hilse dahi gördükleri karşısında çaresiz kalarak evinden bir ok gibi fırlar ve isyana karışır. Hatta öyle bir cümle vardır ki son bölümde insanın tüylerinin ürpermemesi elde değildir. “…Biz kuduz köpekler miyiz? Ekmek yerine kurşun ve barut mu yiyeceğiz?!…” Çuha Gottlieb’in bu sözcükleri yazarın tekniğinin dışına çıktığının belirtisidir. Natüralizmden çok, realizm ve romantizm etkileri yazarı büsbütün esir almıştır. Sosyalizmin kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalan Hauptmann, isyan ve başkaldırı durumlarına nesnel yaklaşamamıştır.

Gerhart Hauptmann, oluşturduğu yazınsallarında genel olarak sosyal tabakanın en alt kısmındaki insanların çaresizliğini dile getirir. Almanya 1848 Mart evrimi öncesini yaşarken yazar boş durmamış devrimin nasıl olacağını tiyatral bir eserle göstermiştir. Hauptmann eseri için şu cümleleri kullanır: “Schopenhauer merhameti sevgi olarak anlarken, sevgiyi merhamet olarak görür. Bu biçimdeki bir merhamet duygusu Dokumacılar’ı yazmamın nedeni olabilir. Ama aynı derecede sosyal adalet düşüncesinin dürtüsü de…” Çağdaş Alman Edebiyatı’nın temsilcisi Hauptmann siyasal fikirlerini, yaşadıklarını, ailesel geçmişini, psikolojik derinliklerini bu oyunda sergiler. Yazarın geçirdiği fakir çocukluk yaşamı boyunca, fakir insanların hayatını yazmasının nedeni olmuştur!

tiyatronline.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: