Kavuşmanın Hayalinin “Gülünçlüğü”

Merve İş

Dans Platform İstanbul’un kapanış gecesinde seyircilerle buluşan Koreografi Platformu: Şantiye etkinliklerinden biri de “CAFE GELdeİÇME” adlı kısa bir performanstı. Öncelikle belirtmekte fayda var ki Koreografi Platformu: Şantiye etkinliği yolları hiç kesişmemiş farklı meslek gruplarından insanlarla dans sanatçılarının bir arada iş ürettiği ve seyirciyle buluşturduğu bir performans etkinliği olarak tanıtıldı. Program dergisinde belirtildiği üzere bedenin kırılganlığını araştıran çalışmalar üreten, bu amaçla akrobasi, modern dans ve fiziksel tiyatro yöntemlerine dayanan performanslar oluşturan 1950’li yılların kara komedilerinin traji-komedisini aynı anda yakalayan işler üreten İlyas Odman ile ses ve yaşam sanatçısı olan Gökhan Pekçalışır’ın birlikte ürettiği bir performansı izledik. Bu performansın en değerli yanlarından biri toplumsal cinsiyet kategorileriyle kurduğu ironiydi. Performansın bu düzlemde akışını belirtip seyirci üzerindeki etkisi ve Türkiye bağlamında böyle bir sözün nereye oturduğuna dair bir bakış geliştirmeye çalışacağım.

“CAFE GELdeİÇME”nin Pina Bausch’la kurduğu ilişki oldukça kayda değerdi. Program dergisinde yazılı olan “Pina… O’nun kadınları… O’nun erkekleri… Peki ya benim dünyamın ne kadın, ne erkek; hem kadın erkek olanları?… Bir eleştiri değil sadece bana dansı armağan eden ‘anne’mle bir akşamüstü kahvaltısı… O’nun müzik setinden, onun sevdiği opera albümünü çıkarıp ‘oğlu’nun sevdiği Müren albümünü koyarak…” cümleleri performans başlamadan toplumsal cinsiyet kategorileriyle bir alıp veremediği olduğunu sezdirdi. Tam da o sırada İlyas Odman çok sakin bir şekilde üzerindeki kazağı çıkardı sonrasında pantolonunu… İç çamaşırıyla kaldığında “erkek” bedenini soyunmuş ve üzerine beyaz tiril tiril bir “kadın” elbisesini geçirmeye başlamıştı. Arkaplanda yansıyan Pina Bausch’un Cafe Müller’deki beyaz elbiseli kadını sahneye doğru yürürken senkronize bir şekilde bizim beyaz elbiseli dansçımız da sahneye doğru ilerledi. Bundan sonra gelişen her şey videodaki dans gösterisi Cafe Müller’le eş zamanlı gerçekleşti.

Cafe Müller’de kadın ve adam birbirine sarılır, başka bir adam gelir onları sakince ayırır, kadını adamın kucağına yatırır, kadın yere düşer. Kadın tekrar kalkıp adama sarılır, diğer adam gelip tekrar ayırır, kadını adamın kucağına yatırır ve kadın tekrar düşer. Dışarıdan ilişkilerine gelen müdahale ilişkilerini şekillendirmeye çalışır ama kadın ve erkeğin her boş bulduğu anda birbirlerine sarılmaları eylemini görürüz. Sarılma eylemi hep dış müdahale tarafından kesintiye uğratılır ve bu kesintiye uğrama hali sarılmalarını “imkansızlaştırır”. Kesinti öğrenilmiş bir durum olur ve bir süre sonra kesinti olmadan kadın ve erkek dış müdahaleyi kendileri icra eder. Bu hareket bir tekrar içerisinde sonsuzluğa doğru giderken bir süre sonra kadın kendiliğinden adamın kucağına yatar ve düşmeye başlar.

Video görüntüsünde bunu izlerken aynı “kavuşamama” hareketi bizim beyaz elbiseli kadınımız ve adam arasında da sürüp gitmekteydi. Performans sırasında seyirciye ilk başta sarıldıklarında farklı gelmiş olacak ki seyirciler arasında gülüşmeler yükseldi. “Kadın elbisesi giymiş bir adam” olduğu için miydi gülüşmeler? Muhtemelen. Aynı zamanda da Cafe Müller’in “gülünç” bir taklidi olduğu için de. Belki de tıpkı performansın hedeflediği gibiydi her şey. Program dergisinin en son satırında bir tanımlama gözüme çarpmıştı: “to travesty: Bir şeyi gülünç bir şekilde taklit etmek”. “CAFE GELdeİÇME” Cafe Müller’deki kadın-erkek rollerinin yerine cinsiyet kategorilerinin kurgusallığını koyuyordu. Keza performansın sonunda dansçının beyaz elbisesini çıkarıp “erkek” pantolonu ve kazağı giymesiyle bedenin kırılganlığını tekrar gördük. “CAFE GELdeİÇME”  ve Cafe Müller’de sarılma eylemi “imkansızdı”. Bizim sahne üstündeki çiftimiz için belki de bir kez daha imkansızdı, çünkü hem “gülünçtü” hem de norm dışıydı. Norm dışı olduğu için mi gülünçtü? Tekrar muhtemelen.

Performansın sonunda beyaz elbiseli kadının pantolon ve kazaklı bir erkek performansına dönüşmesiyle sahneye sürpriz biri çıktı. İlk görünüşte kadın, belki transeksüel bir kadın belki “biyolojik” bir kadın… Performansın atmosferi bu kategorilerin keskinliğine inanmanın gülünçlüğünü gösterdiğinden çok da sorgulamadan kadının söylediği şarkıya kendimizi kaptırdık. Zeki Müren’den “Şimdi Uzaklardasın” adlı parça… Sözlerinin bir kısmını alıntılamakta fayda var: Sevda bahçelerinin/Çiçekleri hep soldu/Çiçekleri hep soldu/Hiç ayrılamam derken/Kavuşmak hayal oldu/Hiç ayrılamam derken/Kavuşmak hayal oldu… Sahnedeki hareket bütünlüğüne bir anlam katan bu şarkı sözleri bir yandan Zeki Müren’e ait olmasıyla bize başka bir Türkiye gerçekliğini hatırlattı.

Türkiye toplumsal yaşamında  Zeki Müren’in hem bir “Sanat Güneşi” olarak bağıra basılıp, hem de cinsel yönelimi/cinsiyet kimliğinin tam anlamıyla görmezden gelinmesi/unutulması durumu cinsiyet kimliği ve (heteroseksüellik dışındaki) cinsel yönelimlere bakışa dair Türkiye’nin kurguladığı en büyük iki yüzlülüklerden biridir. (Heteroseksüellik dışındaki) cinsel yönelimdeki ya da “farklı” cinsiyet kimliğindeki bireylerin “kavuşmalarının” hem gülünç olduğu hem de aynı zamanda Cafe Müller’deki heteroseksüel bir çift gibi normalleştiği bu performans bedenin kurgusallığını hareket tekrarları üzerinden bize bir kez daha hatırlattı. Bu tarz LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) dramaturjili performansların görünür olmasının Türkiye’deki önemi oldukça aşikardır. Aşikar olmadığını düşünenler var ise son dönemdeki LGBTT bireylere dönük “bilinen” nefret cinayetlerinin sadece istatistiki sayısına bile bakabilir. Bu sebeple, “gülünç” performanslarda seyirci olmak ve bu gerçekliği hep “hatırlamak” ve üzerine konuşabilmek dileğiyle…



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: