İstanbul’un Yedi Hali

Shaman Dans Tiyatrosu, İstanbul 2010 Kültür Başkenti kapsamında hazırladıkları Yedi’yi bu akşam Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde son kez seyirciyle buluşturacak. İki perde süren gösteride altı farklı koreograf, İstanbul’un yedi değişik halini anlatıyor

İstanbul deyince aklınıza geliyor? Boğaz mı? Köprüsü mü? Kızkulesi mi, azınlıkları mı yoksa kabadayıları mı? Bu yıl altıncı yaşını dolduran Shaman Dans Tiyatrosu, 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapamında hazırladıkları ‘Yedi Tepeden Yedi Bölgeye’ projesinin yedinci eseri ‘Yedi’ için altı farklı koreografı bir araya getirdi. Eserde her koreograf, kendine uygun farklı bir İstanbul’u anlatıyor. Gösteri sekizle on beş dakika arasında değişen toplam yedi eserden oluşuyor. Her bölüm için Oğuzhan Balcı tarafından ayrı müzikler bestelendi.

Eser için Patrick de Bana, Ersin Aycan, Çiğdem Tezcür, Uğur Seyrek, Yıldız Çankaya ve Selçuk Borak’ı bir araya getiren yönetmen Murat Uygun projeyi anlatıyor: “Kendi ekollerini oluşturmuş, ülke ve dansçılar olarak bir şeyler öğrenmemiz gereken koreograflarla çalıştık. Konseptleri beraber kararlaştırdık. İstanbul’daki belli mekan temalarından yola çıkarak kendi İstanbulları’nı anlattılar. Birbirlerinin yaptıkları eserleri ancak en son provalarda gördüler. Yedi’de tek bir oyun içinde farklı hikayeler var. Arada bağlantılar yaptık ama birbirini takip eden bir öykü yok. Zaten gösteriyi tek bir eser olarak tasarlamadık. Asıl amacımız her bölümün, kendi koreografıyla tek başına bir eser oluşturması.”

24 sanatçının tek eser için altı farklı koreografla çalışması hiçbir sıkıntı yaratmamış. Murat Uygun tam tersine büyük bir uyum içinde olduklarını belirtiyor: “Koreograflara hiçbir şekilde müdahale etmedik. Onlara sadece çalışma ortamı yarattık; ekibi teslim ettik. Herkes sabırla isteyerek çalıştı ve ortaya güzel bir eser çıktı.”

Bağaz’da saf bir enerji var
PATRICK DE BANA – BOĞAZ

Ben yarı Alman yarı Nijeryalıyım ve Türkçe konuşmayan tek koreografım. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde ders verirken buradaki menajerim beni Murat Uygun’la bir araya getirdi. İlk anlattıkları anda proje çok hoşuma gitti. Zaten sıradışı işleri seviyorum. Aslında folk danstan çok iyi anlamam. Shaman grubunun dansını gördüğümde büyük bir enerji hissettim. Bendeki enerjiyle grubun enerjisinin ortak olması sayesinden projeyle hemen bağ kurabildim. Kendi bölümümü enerjiler üstüne kurdum. İstanbul çok saf bir enerjiden oluşuyor. Özellikle de Boğaz… Her şeyin başlayıp bittiği bir noktayı, sonsuzluğu ifade ediyor. İnsanlık Boğaz’ın ölümünü hiçbir zaman görmeyecek. Ayrıca ters akıntıların olması da beni çok etkiledi. Ters akımlar bile bir noktada kesişiyor, bu da yolumun Shaman grubuyla kesişmesine benziyor.

Çarşı gibi duaya açtık
ERSİN AYCAN – KAPALIÇARŞI

Benim için önemli olan tek şey dans. Bu nedenle karakter rollere, kişisel sololara girmek istemedim. İçinde bulundurduğu karışıklık ve kalabalık ortamlar nedeniyle Kapalıçarşı’yı seçtim, yüklü bir şekilde dansı ortaya çıkardım. Kapalıçarşı’nın kapısı duayla açılır; benim bölümüm de öyle bir sahneyle başlıyor. Devamı için beni ekip yönlendirdi. Birlikte çalıştığım çizgisinden gitmeyi, onların katkısını almayı seviyorum. Böylece birlikte bir eser çıkarmış oluyoruz. Yedi’de altı farklı koreograf olduğundan bu önemli bir noktaydı. Herkesin dokunuşu farklı. Dolayısıyla koreorafiyi düzenlerken düşüncem çalışmalar sırasında ekibin seviyesine inip, onlara bir şeyler öğretmekti.

Boğaz oldukça martılar da olacak
ÇİĞDEM TEZCÜR – MARTILAR VE SELİMİYE

Mekan belirlemem istendiğinde Selimiye’yi seçtim. Sadece erkeklerden oluşan bir kısım yaptım. Askerler koğuşlarında uyurken hep birlikte aynı kabusu görüyor: Savaş, esaret, işkence, ölüm. Bu sıkıntılarla boğuşurken Florence Nightingale beliriyor. Askerlerin annelerini, sevgililerini, kız kardeşlerini temsil ediyor; bir süreliğine huzur veriyor. Ancak çok kalmadan karanlıkta kaybolup onları yeniden kabuslarıyla baş başa bırakıyor. Sonunda asker olduklarını hatırlayıp cesaret topluyor ve uyanıyorlar. Bu kurguyu yaparken kabusta martılar da yer alacaktı ama onlar için ayrı bir kısım çıkardım. Martılar İstanbul’la özdeşleşen en önemli kuş. Marmara Denizi ve Boğaz olduğu sürece martılar da hayatımızda olacak. Uçarken özgürler, karadaykense ataklar. Bu özellikleriyle martıları güçlü kadınlar olarak gösterdim: kendinden emin, dinamik ve cesur…

Kız Kulesi’ni hiçbir zaman sevmedim
UĞUR SEYREK – KIZ KULESİ

Kız Kulesi, bana hep İstanbul’un en itici yeri olarak geldi. Hem İstanbul’da olmasına karşı dışarıda kalması hem de hikayesiyle… Bir yandan da özellikle sevmediğim işleri yapan biriyim. Bu nedenle Kız Kulesi’ni seçtim. Konu olarak mekanın hikayesine sadık kaldım. İçerikteki kadın-erkek, aşk, nefret ve ölüm temaları bana yakın geldi. Üstüne bir şey eklememe gerek yoktu. Ancak sahneye koyarken bile bu mekanı İstanbul’a uyan bir yapı olarak görmedim. Bunu seyirciye de yansıtıyorum; huzurlu, mutlu sonlu bir kısım olmayacak. İzleyenlerin olumsuz şeylerin de tadına varmalarını istiyorum.

Kabadayıların neşeli hikayesi
SELÇUK BORAK – GALATA

Hikaye azınlıklarla Müslümanların kardeşçe kaynaştığı sıcak bir İstanbul mahallesi olan Galata’da geçiyor. Kabadayıdan boyacıya, mahalle içindeki tipleri işledik. Ortaya müzikal tadında, neşeli bir eser çıkardık. İstanbul’un her yeri benim için çok önemli ve güzel ama kendimi en çok buraya yakın hissettim: 1940’ların Galatası… Tarzım olan mimikleri ve jestleri de kullanma imkanım oldu. İfadelerin dansa katkısı oluyor. Ekip için de faydalı oldu. Zaten büyük bir uyum içinde çalıştık. Her şeyi öğrenmeye hevesliydiler.

Hürriyet