İstanbulbazlık Metropolde Yaşama Hüneri

Güldürü üzerine eleştirisini kuran Yiğit Sertdemir, Surname 2010 oyunu ile İstanbul’da yaşayabilme hünerini İstanbulbazlar ile sahneye taşıyor.

Yönetmen Yiğit Sertdemir, İBB Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen “Surname 2010” adlı oyunundaki ‘İstanbulbazlar’ ile İstanbul’da yaşayabilme hünerini anlatıyor. Geniş bir ekibin hazırladığı oyunun senaryosunu da yazan Sertdemir, bu yeni oyun ile Osmanlı ile yaşıt olan şenlikleri, günümüzle harmanlayarak sahneye koyduğunu söylüyor. Temaşa sanatının ustalarının yâd edildiği ve İstanbul’da yaşayanların sosyal hayat içindeki durumunun gözler önüne serildiği oyunda ipli kuklalar ve masklı oyuncular rol alıyor. Kostüm tasarımı Candan Seda Balaban’a, kareografisi Özgür Tanık’a ait olan oyun, titiz bir çalışmanın ürünü olan kostümleri ve dekoruyla dikkat çekiyor. 10-14 Kasım tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde sahnelenecek olan, çalgılı türkülü bol eğlenceli Surname 2010, size keyifli dakikalar vaad ediyor.

ŞENLİĞİN EDEBİYATA DÖNÜŞMESİ

Surname, Divan Edebiyatı’ında sünnet, düğün ve şenlik gibi sevinçli olayların anlatıldığı eserlere verilen ad. Bilinen ilk büyük yazma ise daha çok Surname-i Hümayun olarak da anılan III. Murad Surnamesi. Seyyid Lokman tarafından 1582’de yazılan, Nakkaş Osman tarafından resimlenen bu surnamede, Şehzade Mehmet’in sünnet düğünü nedeniyle yapılan geçit törenleri, eğlenceler ve şenlikler anlatılıyor.

Bizim ‘Surname’miz adından anlaşılacağı gibi bugünde geçiyor. “Surname 2010” eski Osmanlı törenlerinin ve tarihi figürlerin dev kuklalar ile şenlik havasında sunulduğu bir oyun. ‘İstanbulbazlar’ aracılığıyla bugüne de eleştiri getiren oyun, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın üç aylık emeğinin ürünü.Sahnede ilk olarak kocası ölen sahaf Sühandan Hanım’ı görüyoruz. Yalnızlık içinde kitapların arasında günleri geçen Sühandan Hanım’ın eşinin yazmış olduğu ama tamamlayamadığı surnameyi okumaya başlaması perdeyi hareketlendiriyor. Sahneye konan Zümrüd-ü Anka kuşunun kanatlarında, masal diyarında yaşayan kuklalar, tellallar, tulumcular, curcunabazlar, çengiler, kuşbazlar peş peşe can buluyor.

BİZ KARA MİZAHI SEVERİZ

 “Acı ve sevincin birlikte yaşandığı bu topraklarda kara mizah her zaman sevilir. Cenazelerinde fıkralar anlatan bir toplumuz biz, bunun nedeni yaşanılan acıdan uzaklaşmak isteğidir.” diyen Yiğit Sertemir, oyununa, İstanbul’da yaşayan herkesin kendisinden bir parça bulacağı tiplemeleri dahil ediyor. Siyah giyisilerle sahneye çıkan, vapura yetişmeye çalışan, tranvaydan inmek isteyen, birlikte maç izleyen İstanbulbazlar, artık İstanbulluya çok sıradan gelen bu anlamsız hıza eleştiri getiriyor. Yaşadığımız telaş ve kargaşayı, medeni ilgisizliği sahnede görmeninin izleyici üzerindeki etkisi de büyük. Oyunun sadece güldürü olarak algılanmaması gerektiğini vurgulayan Yiğit Sertdemir de özellikle bu sahnelere dikkat çekiyor: “Oyunda en çok alkış alan yerler eleştirinin yoğun olarak geçtiği İstanbulbazlar bölümü. Bunun nedeni ise izleyicilerin her gün yaşamış olduklarını yani kendilerinden birşeyleri sahnede görmeleridir.” Temaşa sanatlarının hala yaşadığını fakat günümüze taşınırken çağın koşullarının düşünülmesi gerektiğini söyleyen Sertemir bu işi iyi bilenlerin icra etmesinin gerekliliği üzerinde önemle duruyor. Sertdemir, oyunun gördüğü ilgiden memnun bunun daha da artacağını düşünüyor.

Yeni Şafak