Semiha Berksoy Hakkında Her Şey

Semiha Berksoy… Ressam bir anne ve şair bir babanın kızıdır. Ailesinin sanat adına tüm yeteneği ona da geçmiştir. Trajik bir çocukluk geçirmiştir. Yaşadıkları tutkusunu perçinler.

Rosa Martinez’in dediği gibi; ‘‘Kadın, diva, dünyaya ait bir tanrıça. Opera şarkıcısı, ressam, aktrist, şair. Dişi savaşçı, ışıltılı varlık, Eros’un başrahibesi… 20. yüzyılda kesinkes bir sanat eseri ve yeni binyıl için yaratıcı bir model’’dir Semiha Berksoy herkes için… Dünyanın renkli tanrıçası Berksoy’un doğumunun 100. yılı için Kültür Bakanlığı’nın girişimiyle bir belgesel-kitap yayımlandı; ‘Ateş Kuşu Semiha Berksoy’. Belgesel-kitap diyorum çünkü resimler, mektuplar, anılar ve tanıklıklarla tüm yaşamını satırlara, sayfalara döküyor sanatçının. Kitap, Dikmen Gürün’ün emeğinin ürünü. Kitabın yazarı, derleyeni ve editörü olmasının yanında ‘Ateş Kuşu’nun yaşamının tanığı da aynı zamanda… 1970’li yıllarda, kızı Zeliha Berksoy’la başlayan dostluğuyla, Semiha Berksoy’un sanat dolu, renkli yaşamına tanıklığı beraber yürümüş Gürün’ün… ‘‘Evinin yatak odasından salona doğru taşan notlar, eski dergiler, yerli-yabancı gazeteler, notalar, kitaplar, çizimler bu mücadeli yaşamın yazılması gerektiği duygusunu uyandıyordu’’ diyor Dikmen Gürün. Sürekli ‘‘hayatınızı yazmanız gerekli’’ dediğini de ekliyor ‘Sunuş’ta. Fazlasıyla zengin malzelere müdahale edilmemiş. Olabildiğince özgün halleriyle kullanılmış herşey; hikayelendirilmemiş, söyleşilere gerek duyulmamış. Bölümlere ayrılıyor kitap. İlk bölüm, yazdığı şiir ve öyküler, aldığı notlar ışığında Berksoy’un hayatını anlatıyor. Bir de Gürün’ün Berksoy’la yaptığı konuşmalar var bu bölümde. Sanatçının sakladığı belgeler, mektupları, fotoğrafları ve yazıları da ayrı birer başlık olarak yerini alıyor kitapta. 

Cumhuriyet’in yeni değerlerinin taşıyıcısı

‘Giriş’ bölümünde, hayranlık duyduğu annesini erken yaşta kaybeden Semiha Berksoy’un hayata tutunuşunu, Cumhuriyet’in ilanından sonra ‘ilk kadın opera sanatçısı’ olma yolunda attığı o ilk adımı okuyoruz hayranlıkla… “Semiha Berksoy, bir imparatorluğun küllerinden doğan Cumhuriyet’in kızı… Tam on üç yaşında, çocukluk ile yetişkinlik arasındaki eşiktedir Cumhuriyet’in ilanında. Annesini erken kaybetmesi, geçmişle kurduğu ilişkide yaşamı algılamasında ve sanata tutunmasında belirleyici bir etkendir. Öte yandan, Cumhuriyet’in Osmanlı’yı içeren Türkiye tarihinde yarattığı kopuş geleceği yönlendirmede çeşitli dönüşümlere gebe bir süreçtir. Geçmiş, belleğin oyunbaz zeminine teslim edilirken yeni bir tarih yazılmaktadır. Bu yeni tarih, Cumhuriyet’in yüzünü döndüğü Batılı anlayışla biçimlendirilirken belirli bir kültür politikasını da gereksinir. Batı sanatının olgunlaşma sürecinde geçirdiği evrelerin bir benzerini geçirmeye, Atatürk’ün deyişiyle “zamanımız yok”tur.

Semiha Berksoy, işte bu zamansızlıkta, her şeyin hızla gerçekleştirildiği bir dönemde, bir operanın kurulması için harekete geçen Türkiye Cumhuriyeti’nde, bu alanda yetişmek üzere yurt dışına gönderilen ve oradan başarıyla dönen ilk kadın opera sanatçımızdır. Cumhuriyet’in kendini inşasında kullandığı temel yapıtaşlarından olan kültür ve sanatın temsil ettiği yeni değerlerin taşıyıcısıdır.”

Ressam bir anne ve şair bir babanın kızıdır o. Ailesinin sanat adına tüm yeteneği ona da geçmiştir. Biraz trajik bir çocukluk geçirmiştir. Yaşadıkları tutkusunu perçinler. Bu yönüyle Berksoy’un yaşamıyla Edward Munch’un hayatı arasında bir benzerlik kuruyor Beral Madra: ‘‘Onun da trajik bir çocukluğu olmuştur Berksoy gibi. Berksoy’un içerik özel yaşamı; tutkulu bir biçimde içgerçeği araması; kendi bireyselliğine ve öznelliğine bağlılığı; şiir, müzik ve yazına karşı duyduğu eğilim, onu bir bakıma, bu akımın sanatçılarına yaklaştırıyor.’’ 

Binlerce farklı karaktere dönüşür

Küçük yaşlardan itibaren içinde olduğu sanat çevresi ve izlediği ustalar belirler biraz da yaşamını Berksoy’un. Artık o da tıpkı izledikleri gibi sahnede olmak ister. Ankara Devlet Operası başartisti, yüksek dramatik soprano, ressam ve tiyatro sanatçısı olur. Ömrü tıpkı istediği gibi sanatla iç içe geçer… Sanattan beslenir, sanatın her dalında neredeyse ürünler verir… Tıpkı Rosa Martinez’in de söylediği gibi; ‘‘Semiha Berksoy’un sanatı girift bir biçimde kendi hayatına bağlıdır ve onunla birlikte büyür. Beden sanatı, performans, enstalasyon, resim, müzik ve sözcükler… Hepsi, köpürtülü, elektrikli ve gizemli bir yaratıcılığın sürekli akışında birbirine bağlanır. Bu süregelen, varoluşsal performans ilhamını hem klasik temalardan hem gündelik olaylardan, hem tuvale dönüşen sayfalardan, hem sanatçının doğrudan bedeninden alır; kostüm ve makyaj yardımıyla sanatçının bedeni kendini binlerce farklı karaktere dönüştürür…’’

Kanımca, kitabın en ilgi çeken bölümlerinden biri Semiha Berksoy’a Dair bölümü. Çokyönlü bir insanı farklı özellikleriyle ele alan, Semiha Berksoy yazılarını okumak mümkün. Diva hakkında yazılan yazılardan yapılan seçkide; Zeliha Berksoy, Oğul Aktuna, Mustafa Avkıran, Ferit Edgü, Genco Erkal, Nermin Faruki, Cüneyt Gökçer, M. Melih Güneş, Doğan Hızlan, Kenan Işık, Mesut İktu, Beral Madra, Rosa Martinez, Dieter Ronte, Ferhan Şensoy, Robert Wilson ile Eşref Üren’in özel olarak kaleme aldığı metinler yer alıyor.

Kimi varlığıyla şenlenen yaşamdan anılar aktarıyor, kimi eserlerinin ‘özel’lliğini anlatıyor… Kimi ise yokluğunun anlamını, Dieter Ronte gibi: ‘‘Onun kimliği yaşam ve eylemin bir bileşeni idi. Semiha Berksoy, gücünü evrensel bir kişiliğin olağanüstü düşün dünyasından alan, yoğun yaşam ritmi içinde geçmiş demokrat bir yaşamöyküsünün ta kendisidir. Semiha Berksoy’un varlığının eksikliği yaşıyor artık.’’

Belgeler, mektuplar, çizimler, fırça darbeleri ve fotoğraflar arasında iki farklı nokta dikkatini çekmiş Dikmen Gürün’ün. Biri Berksoy’un operada uğradığı haksızlıklara rağmen yılmayan savaşçı azmi; diğeri ise gönlünde taşıdığı ya da kırıldığı insanların izini bir ömür taşımış olması… Ruhuyla, kimilerine göre aykırı çizgisiyle, duruşuyla farklı bir kimlik Semiha Berksoy… Yeri doldurulamayacaklardan.Tam da Berksoy’un istediği gibi bir sözlü, aryalı ve resimli hayat tarihi ‘Ateş Kuşu Semiha Berksoy’. Tüm hayallerini tutkusu ve inadıyla gerçek kılmış bir kadının, sanatçının belgeseli…

ATEŞ KUŞU SEMİHA BERKSOY
Dikmen Gürün
Kültür ve Turizm Bakanlığı
2010
460 sayfa
60 TL.

Radikal