Son Kale de Yıkılıyor mu?

Geçtiğimiz günlerde sayfalarımızda yer verdiğimiz bir haber Fransa ve Hollanda gibi ‘refah toplumları’nda bile hükümetlerin sanata ayırdıkları bütçelerde ciddi kesintilere gittikleri ve gün geçtikçe daha apolitik bir nitelik kazanan Avrupalı sanatçıların da bu yüzden uzun yıllardır görülmemiş oranda politize olmaya başladıkları bilgisini veriyordu. Türkiye’de ne zaman mevcut hükümetlerin sanata destek politikaları gündeme gelse her zaman Avrupa’daki uygulamaların örnek gösterildiğini düşünürsek  bu durumu nasıl yorumlayacağız? Sanatçıların sığındığı son kale de yıkılıyor mu?

Açık konuşmak gerekirse bir ideal olarak ‘Avrupa’ fikri ile sosyo-ekonomik uygulamaların gerçek Avrupası arasındaki uçurum her geçen gün büyümekte. “Bir ideal olarak Avrupa” her zaman sanatın toplum tabanına yayılmasının savunur. Geçmişte pek çok Avrupalı yerel yönetimin, vatandaşlarının sadece birer kültür tüketicisine dönüşmesine engel olmak ve her bireyin sanat yapabilmesini mümkün kılmak için altyapı olanakları sağlanmayı en önemli misyonlarından birisi olarak gördüğünü hepimiz biliyoruz. Sanat pek çok sektörde geçerli olan ‘vahşi kurallar’ın eline terk edilmemiş ve yaygınlaştırılmasına çalışılmıştı. Bu önemli idealin hala yaşama şansı olduğunu -ve olması gerektiğini- düşünüyor ve savunuyoruz. Bu bağlamda hükümetlerin sanata ayrıdıkları bütçelerde kesintilerin oluşması elbette ki eleştirilmesi gereken bir durum.

Diğer yandan bu olayı tüm dünyada etkili olan sosyo-ekonomik gelişmelerden bağımsız ele alamayız. Avrupa’da sanat üreten ve talep eden orta sınıfların son on yılda yaşadığı büyük dönüşümleri ve son ekonomik kriz sonrasında savrulduğu noktaları düşündükçe sanatın düştüğü bu durumun bizzat bu kesimlerin pek çok konudaki duyarsızlığının doğal bir sonucu olduğunu da kabul etmek gerekir. Şu anda siyasi tercihlerini arka arkaya sağ hükümetlerden yana yapan bu orta sınıflar sanatı bir tür ‘lüks tüketim maddesi’ olarak algılama eğilimindeler ve ekonomik sıkıntılar ortaya çıktığında da bütçelerinden yapacakları ilk kesinti sanat ürünlerine dönük olmakta. Bunun doğal bir sonucu olarak hükümetler de benzeri bir politika uygulamakta çok sakınca görmemekteler.

Görünen o ki Avrupa sağa kaydıkça sanatın toplum tabanına yayılması düşü suya düşmeye ve hükümetlerin sanata vereceği destek her yerde olduğu gibi Avrupa’da da azalmaya devam edecek. İyi ama yeni dünya dengeleri içinde ekonomik ve siyasi olarak bağımsız kalmayı becerebilen, halkların tüm dünyada artık  ciddi biçimde ümit kesmeye başladığı hükümetlerden medet ummayan yepyeni bir sanatsal varoluş modelinin peşinden koşmamızı kim engelliyor?

Yorum


işlemi tamamlayınız: