Alman Tiyatrosunun Geleceği

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Mimesis-Çeviri

Ünlü oyun yazarı Roland Schimmelpfennig yeni eserinde doğal olanla soyut olanı aynı potada eritiyor.

The Wall Street Journal, 17 Aralık 2010, Çeviri: Burak Akyunak

Roland Schimmelpfennig, Viyana’daki Akademietheater’de. Fotoğraf: Herbert Pfarrhofer / APA/picturedesk

Almanca konuşulan sahnelerdeki en ünlü oyun yazarlarının adları on yıllardır, hatta yüz yıllardır pek değişmedi. Ancak son yıllarda Hamburg’dan Viyana’ya kadar birçok salon Shakespeare, Goethe, Schiller ve Ibsen’in yanına artık yeni bir isim eklemek zorunda: Roland Schimmelpfennig. 43 yaşındaki Berlin çıkışlı yazar ve yönetmen, birkaç sezondur Avrupa’nın Almanca konuşulan ülkelerindeki en ünlü genç oyun yazarı olma yolunda ilerliyor.

Bu yıl Schimmelpfennig’in yılı oldu. Geçtiğimiz yaz Almanca yazan oyun yazarları için en büyük onur sayılan Mülheimer Dramatikerpreis ile ödüllendirildi. (Ödülün önceki sahipleri arasında Nobel ödüllü Elfriede Jelinek ve Doğu Alman oyun yazarı Heiner Müller var.) Son oyunu Peggy Pickit Sees the Face of God [Peggy Pickit Tanrı’nın Yüzünü Görüyor], geçtiğimiz ay Almanya’nın en prestijli iki tiyatro topluluğu olan Hamburg Thalia Theater ve Berlin Deutsches Theater tarafından neredeyse eş zamanlı olarak sahnelenmeye başladı. Bu Pazar ise Schimmelpfennig, Viyana’daki efsanevi Burgtheater’ın ikinci sahnesi olan Akademietheater’de, kendi yönettiği bir yorumla oyunun birinci yılını kutlayacak.

Schimmelpfennig, kendisi gibi oyun yazarı olan eşi Justine del Corte ve iki çocuğuyla birlikte Berlin’in doğu kesiminde bulunan Prenzlauer Berg bölgesinde yaşıyor. Bu hafta The Wall Street Journal Viyana ile görüştü.

Schimmelpfennig, Almanya’nın üniversite şehri olan Göttingen’de doğdu. Babası burada veteriner tıp profesörüydü. Tiyatronun aklını ilk kez kendi mahallesinde çeldiğini söylüyor. “Almanya’da çok güzel bir geleneğe, şehir tiyatrosu geleneğine sahibiz” diyor ve taşrada bile yüksek kalitede bir repertuar tiyatrosu topluluğu bulunmasına olanak tanıyan bir sistemi hatırlatıyor. 1980’lerin sonlarında İstanbul’da gazeteci olarak çalışırken Münih’teki Kammerspiele tiyatrosuyla bağlantılı bir akademi olan Otto-Falckenberg-Schule’de yönetmenlik okumaya başlıyor. Uzun yıllar boyunca yazarlık ve yönetmenliği birbirinden ayrı iki etkinlik olarak sürdürüyor. Schimmelpfennig ilk kez 2001 yılında sahnelenen Arabian Night [Arap Gecesi] adlı oyununu, oyun yazarlığındaki kırılma noktası olarak görüyor. Yönetmenlikte şu anda sahip olduğu başarıya ise yıllar sonra ulaşıyor. Eğitimini tamamladıktan sonra Münih’te yönetmen yardımcısı olarak çalışan Schimmelpfennig, “Yönetmenliğe özgü bir bakış açısıyla yetiştim” diyor. “Hayatımın belli bir döneminde, oyun yazarken aynı anda aktörlerle çalışmaya yoğunlaşamıyordum. Şimdi bu konuda daha rahatım ve bundan çok keyif alıyorum. Bana kendi çalışmalarımda tutarlı olma şansını veriyor.”

Christiane von Poelnitz, Barbara Petritsch, Johann Adam Oest, Philipp Hauss ve Falk Rockstroh The Golden Dragon’da. Fotoğraf: Reinhard Werner / Burgtheate

Almanya’da devasa binaların yükseldiği bir yerde geçen değişken bir oyun olan Arabian Night da Schimmelpfennig’in oyunlarına genelde hakim olan sürrealizm etkisi taşıyor. “Gerçekliği tanımlamak için gerçek olanın sınırlarını çizmek daha kolay oluyor” diyor. Batı’nın Afrika’yla kurduğu ilişkiyi yansıtmak için iki çift, iki oyuncak bebek, sahne dışında bulunan iki çocuk ve içkili bir geceyi kullanan Peggy Pickit sürrealizmi az da olsa bir kenara bırakıyor ama yazarın hem gülünç hem de korkunç olanı bir arada kullandığı anlatım tekniğini koruyor. Oyunun trajik mi yoksa komik mi olduğuna karar vermek yönetmen ve eleştirmenlere bırakılmış. “Yazmaya kafamda bir tür belirleyerek başlamıyorum” diyor. “Oyun kendi türünü bulur.”

Caroline Peters ve Peter Knaack Peggy Pickit’te. Fotoğraf: Reinhard Werner / Burgtheater

Peggy Pickit’in Berlin prodüksiyonunda, oyuncuların ve yönetmenin oyunu “trajedi olarak ele aldığını” belirtiyor ve bu prodüksiyonun havasını, “yalnızlığın dipsiz kuyusuna bakmayı seven” Avusturya-Macaristanlı oyun yazarı Ödön Von Horvath’ın (1901-1938) karanlık gerçekçi oyunlarıyla karşılaştırıyor. Hamburg’daki prodüksiyon ise oyunu daha hızlı ve daha komik bir kipte sunuyor. Schimmelpfennig kendi yorumunun ikisinin arasında bir yerlerde olduğunu söylüyor. Viyana’daki prodüksiyonda çok depresif insanları gösterdiklerini ama sonrasında tekrar daha neşeli bir tarza döndüklerini belirterek şöyle diyor: “Slalom yapıyorum.”

Bugünlerde Schimmelpfennig, Alman oyun yazarları arasında sanatsal olarak en hayran olunan sanatçıların başında geliyor. Aynı zamanda tartışmasız en üretken yazar. Şimdiye kadar 30 civarında oyun yazan yazar, sayıyı tam olarak bilmediğini, artık saymayı bıraktığını söylüyor.

Üretkenliği aslında çalışma metoduna ilişkin ipuçları veriyor. Yazmaya başlamadan önce oyunu bütünüyle zihninde düşünüyor. “Bir oyun” diyor, “çok yoğundur”. Romanın aksine bir oyunun “milyonlarca kelimeden oluşmadığına” dikkat çekiyor. “Bir kez ne istediğinizi bildiğinizde yazma işi oldukça kısa sürebilir.” Genellikle senede iki ya da üç oyun tamamlıyor.

2009’da Burgtheater’ın sanat yönetmenliğini üstlenen Alman yönetmen Matthias Hartmann, görevine Schimmelpfennig’in bir diğer değişimlerle dolu oyunu olan The Golden Dragon [Altın Ejderha] ile başladı. Oyun Orta Avrupa’da bir Asya restoranında geçiyor ve yine oyun yazarı tarafından yönetiliyor. Hartmann, Schimmelpfennig’in The Golden Dragon’un rüyavari atmosferiyle Peggy Pickit’teki daha geleneksel yaklaşımı arasında gezinme kabiliyetine hayran olduğunu belirtiyor. The Golden Dragon yazara Mühlheim ödülünü kazandırırken Peggy Pickit bazı eleştirmenlere Edward Albee’nin 1960’ların başyapıtlarından biri olan Who’s Afraid of Virginia Woolf? [Kim Korkar Virginia Woolf’tan?] adlı eserini anımsatıyordu.

Hartmann, Schimmelpfennig’i “soyut olan” ile “doğal olanı” aynı potada eriten bir diğer sanatçı olan Pablo Picasso’yla karşılaştırıyor. Almanca konuşan Avrupa ülkelerinin en yüksek mali fona sahip tiyatrosu olan Viyana’daki Burgtheater, Schimmelpfennig’in mantık merkezi olarak görüyor. “Roland giderek Viyana’ya yaklaşıyor çünkü bir oyun yazarı için bundan daha besleyici bir yer olamaz” diyor. Schimmelpfennig’ın kendisinin de Viyana’lı seyircilere karşı zaafı var. “Buradaki insanlar tiyatro sevdalısı” diyor. “Havaların daha soğuk ve daha sert olduğu Berlin’in aksine burada, Viyana’da tiyatro gündelik hayatın bir parçası.”

20. yüzyılın başlarında kurulan Akademietheater daha küçük bir bina ve yeni oyunlar için daha uygun olduğu düşünülüyor. 19. yüzyılın ana tiyatrolarından biri olan Burgtheater ise epik eserler ve epik sahnelemeler talep eden, daha derin bir geçmişe sahip. Şimdiye kadar Schimmelpfennig’in tüm oyunları küçük binada oynandı. Peki, bir gün büyük salonda bir oyun sahnelemeyi hayal ediyor mu? “Bazen” diyor, “fazla hırslandığımda.” Hartmann, Schimmelpfennig’in geleceğinde tam da böyle bir prodüksiyon görüyor. “Onun orada yönetmen olmasını konuşuyoruz.” Burgtheater’ın “gelecekte tiyatronun nasıl olacağını” soran bir mekan olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Roland bu soruya cevap verebilecek az sayıda insandan biri.”

Paylaş.

Yorumlar kapatıldı.