Antigone’ler: Antik, Varoluşçu ve Epik

Öykü Gürpınar

Yakın dönemde Türkiye Tiyatrolar Birliği’nden ayrılarak İstanbul’da yeni bir tiyatral örgütlenme için arayışlarını sürdüren Atölye Tiyatro Topluluğu, Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü, Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları, Deneysel Sahne, İstanbul Üniversitesi Drama ve İTÜ Taşkışla Sahnesi ve Tiyatro Boğaziçi, 18-19 Aralık tarihlerinde ortak bir organizasyonla “Üç Antigone: Sophokles, Anouilh, Brecht” başlıklı bir seminer/atölye etkinliği gerçekleştirdiler. Etkinliğin temel amacı, klasik bir tragedyanın çağdaş yorumlarını ve bu yorumların arkaplanlarını inceleyerek uygulamayla bir dramaturji çalışması gerçekleştirmekti.

Birinci Gün: Antigone’nin Zaman ve Mekanda Yolculuğu

Etkinliğin ilk günü, Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Doktora Programı öğrencisi Burç İdem Dinçel’in, “Üç Antigone: Üç Trajik Önerme” başlıklı sunumu ile açıldı. Konuşmasının başında bir tür olarak trajedinin Batı’da modern zamanlara kadar süren serüvenini kısaca özetleyen Dinçel ardından Sophokles’in Antigone’sinin George Steiner’in Antigoneler adlı eserine referans veren bir analizini sundu. Metnin merkezinde antik Yunan tanrılarından kaynaklanan metafiziksel bir çatışmanın yattığını belirten Dinçel, iki trajik kahramanın farklı tanrıların  izinden giderek trajik bir yıkıma uğradıkları yorumunda bulundu. Buna göre Antigone’de sıklıkla yorumlandığı haliyle devlet yasaları ile tanrı yasalarını karşı karşıya getiren değil, iki tanrıyı (Kreon’un takip ettiği Zeus ve Antigone’nin takip ettiği Hades) karşı karşıya getiren bir yapısı bulunduğunu ifade etti. Bu bağlamda Dinçel oyunun temel düşüncesini, Sofokles’in Oedipus Kolonos adlı oyununda geçen “en iyisi hiç doğmamış olmak, ikincisi de hemen ölmek” dizelerine referansla “insanın istenmediği bir dünyada asıl yıkım yaşamaktır” şeklinde özetledi.

İkinci olarak şair, yazar ve dramaturg Ahmet Bozkurt, “Varlığın Açıklığında Antigone” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumunun başında “Neden 20. yüzyılda tragedya üretilemiyor?” sorusunu soran Bozkurt, bu soruya Anouilh’nin Antigone’si üzerinden yanıt aradı. 20. yüzyılda yaşanan iki büyük savaşın yarattığı yıkım ve bu yıkım karşısında anlamsızlaşan hayatın tragedyanın kendisi haline geldiğini belirten Bozkurt, Anouilh’nin Antigone yorumuna da bu yorumun zemine hazırladığını vurguladı. Antigone, bu uyarlamada antik bağlarından koparılarak modern hayata taşınıyor ve ölme nedeni anlamsızlaşsa dahi ölmekten vazgeçmemesi ile varoluşun anlamını sorgulayan bir karaktere dönüşüyordu.

Üçüncü olarak Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro bölümü öğretim üyesi Süreyya Karacabey, “Brecht Tiyatrosunda Klasiklerin Yeniden Yorumlanması” başlıklı sunumu gerçekleştirdi. Brecht’in tiyatro anlayışında Aristocu olmayan tiyatro biçiminin benimsendiğini hatırlatan Karacabey, Aristo’nun ideal tiyatroyu tanımlamak için başvurduğu bir yazarın metninin Brecht tarafından olabilecek en az değişiklikle sahneye taşınmasının bu açıdan oldukça önemli bir girişim olduğuna vurgu yaptı. Bu noktada Karacabey, Hölderlin’in Almanca’ya yaptığı çeviride de orjinal metinden kopuşlar olduğunun altını çizerek, bu çeviriyi kullanan Brecht’in metinde yaptığı önemli değişikliklerden birinin mitik karakterleri tarihselleştirmek olduğunu belirtti. Kardeşlerin savaşta birlikte ve aynı safta savaşması, ölen Eteokles’in ardından Polyneikes’in savaşmayı reddetmesi üzerinde Kreon tarafından vahşice öldürülmesi, Oedipus soyunun lanetinin kadere değil, tarihsel ve vahşi bir savaşa dayandırılması, Antigone’nin Hitleri anımsatan bir tirana boyun eğmeyi reddeden açık direnişi gibi radikal değişikliklerin de metinde çok küçük müdahalelerle başarılmış olmasının okuyucuya ders niteliğinde sunulmuş bir uyarlama örneğini ortaya çıkardığını belirtti.

Son olarak oyuncu, yönetmen ve kumpanya yöneticisi Nedim Saban,21. Yüzyıl Türkiyesi’nde Bir Antigone Yorumu” başlıklı konuşmasında daha çok sahe üstü uygulamacıların bakış açısını toplantıya taşımayı amaçladı. Antigone’nin günümüz Türkiyesi’nde oynanmasının kolay olmayacağını ve yönetmen ve dramaturga çok iş düşeceğini belirterek konuşmasına başlayan Nedim Saban, buna rağmen bu tür klasik eserlere çok radikal müdahalelerde bulunulmasından yana olmadığını da ekledi. Özellikle bu oyun bağlamında savaş olgusunun önplana çıkmasının Türkiye’de her zaman çağdaş yorumlara kapı açacağını düşünüdüğünü belirten Saban, klasik metinleri yorumlarken sadece metne müdahale etmeyi düşünmemeyi, oyunculuk, dekor, ışık ve efekt gibi olanakların da çok önemli imkanlar sağlayacağını düşünüdüğünü ifade etti.

Nedim Saban’ın konuşması sırasında gündeme gelen klasiklerin çevirisi yapılırken nasıl bir yol izlenmesi gerektiği yolundaki tartışma soru cevap bölümünün ilk bölümünde de devam etti. Buna göre tiyatroda ve prodüksiyonlarda çevirinin etkisi, çevirmenin rolü ve katkısı konusunda genel bir tartışma yapıldı. Bu tartışmanın anlamlı ve verimli olduğu, ancak atölyenin kapsamı itibariyle konu dışında kaldığı belirtilerek diğer sorulara geçildi.

Kendisine yöneltilen Teresias’ın oyundaki rolü ve tanrılar arasındaki metafiziksel çatışmayla ilişkisine dair soruya Dinçel, Teresias’ın tanrılar arasındaki çatışmayı açığa çıkaran ve Kreon için görünür kılan bir işlevi olduğu yanıtını verdi. Bu noktada metafiziksel boyutu destekleyen başka bir işlevin de ölüm ile yaşam arasındaki çizgi olduğunu belirten Dinçel, bu bağlamda incelenmesi gereken bir diğer karakterin de Ulak olduğu vurgusunu yaptı. Dinçel, Antigone kendini öldürerek yaşam ile ölüm arasındaki çizgiyi aşarken, Kreon’un ölme isteğinin reddedilmesiyle yaşam ve ölüm arasındaki sınırda kalmasının, yorum açısından önemli bir unsur olarak değerlendirilebileceğini belirten Dinçel, Ulak aracılığıyla Kreon’un “canlı cenaze” olarak nitelendirilmesinin bu yorumu desteklediğini de sözlerine ekledi.

Bir diğer soru ise Antigone’nin kardeşini gömme edimini orjinal metinde ve tüm diğer yorumlarda neden iki kez gerçekleştirdiği yolundaydı. Bu noktada söz alan Fırat Güllü, Üç Kuruşluk Opera’da Sustalı Mack’in geneleve iki kez gitmesini örnek göstererek eylemin tesadüfi olmadığının, kararlılıkla gerçekleştirilen ve dolayısıyla süreklileşmiş bir eylem olduğunun vurgulandığını aktardı. Moderatör Sercan Gidişoğlu da Anouilh’in metninde Antigone’nin “beni serbest bırakırsanız ne yapacağımı biliyorsunuz” diyerek benzer bir edim ortaya koyduğunu ekledi.

Dinleyiciler arasından söz alan Burak Üzümkesici, üç metnin karşılaştırılmasında Sofokles’in orjinal metninden yola çıkarak hareket edilmesinin ve Antik Yunan’daki bağlamın anlaşılmasının gerekliliğini vurguladı. Giorgio Agamben’in toplama kampı imgesi ile yakınlığı nedeniyle metinlerin temel dramaturjik önermelerini ele alırken tanıklık, tanık olma konusunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtti. Michel Foucault’nun Büyük Kapatılma’da aktardığı gibi antik Yunan toplumunda “sınama hukuku”ndan “soruşturma hukuku”na geçişin gerçekleştiği dönemde yaşamış bir yazar olan Sofokles’in oyunlarında bilgi akışının önemli olduğunu ekledi. Buna göre Foucault Kral Oedipus’un Sfenks’in sorusunu bilerek başa gelen Bilge Kral olduğunu, oyun boyunca da tanrılardan kast sisteminde en altta yer alan çobana kadar inen bir bilgi akışı olduğunu aktarmaktadır. Üzümkesici, bunu bir adım öteye götürerek Antigone için de tam tersinin söylenebileceğinin altını çizdi. Buna göre Antigone’de de en alt tabakadan başlayıp tanrıları temsil eden Teresias’a kadar yükselen bir bilgi akışı vardır ve Kreon, Cahil Kral olarak soy yoluyla başa gelmiştir.

Tartışma bölümünün sonunda oyunun yazıldığı toplumsal bağlam üzerine de bazı tartışmalar yapıldı. Oyunun yazıldığı dönemde Perikles’in arkhonluğunu yaptığı bir demokratik işleyiş egemendi. Ancak kimi tarihsel yazılarda, örneğin Thukydides’de, bu dönemde sözde demokrasinin olduğu da vurgulanmaktadır. Zira İÖ 461’de arkhon olan Perikles, reformist bir iktidar yaratmış ve kendisine karşı çıkan gelenekçi muhalifleri İÖ 444’de alt ederek diktatörlüğünü ilan etmiştir. Bu bağlamda Antigone’nin geleneği savunurken Kreon’un geleneği hiçe sayarak yasaları değiştirmeye çalışmasının toplumsal bir zemini olduğu fikri ayrı bir yorum olarak değerlendirilebilir.

Bu tartışmaların ardından etkinliğin ilk günü sona ermiş oldu.

İkinci Gün: Antigone “canlanıyor”

İkinci gün uygulama çalışmasına önce Sophokles’in, Anouilh’nin ve Brecht’in metinlerinin daha ayrıntlı bir analizini yapmak amacıyla bu metinler üzerine tartışılarak başlandı. Önce Volkan Mantu, Burak Üzümkesici ve Burç İdem Dinçel (Sofokles), Sercan Gidişoğlu (Anouilh) ve Fırat Güllü (Brecht) bu üç metin üzerine birer sunum yaptılar. Sunumlar zaman zaman sorularla kesildi ve katılımcılar için tartışmalara katılma fırsatı yaratıldı. ardından Sofokles metninin 446-525 satırları arasında vuku bulan Antigone ile Kreon’un ikili diyaloglarının yorumsuz bir okuması yapıldı. Okumanın üzerine söz konusu vukuatı özetleyecek bir başlığın nasıl kurulması gerektiği üzerine tartışıldı. İlk anda geliştirilen öneri, “Kreon, Antigone’yi gömme edimini gerçekleştirerek suç işlemekle itham eder. Antigone onun hükmünü meşru görmez ve eylemini savunur” şeklinde oldu. Bu öneri not edildi ve tekrar ele alınmak üzere çalışmaya devam edildi.

Ardından bu vukatın alt olaylarının saptanmasına ve incelenmesine geçildi. Bu aşamada farklı önerilerin gelmesi üzerine vukuatların belirlenmesinde dikkat edilecek ana unsur olan fiziksel aksiyonlar üzerinde duruldu. Üzerinde uzlaşılan öneriye göre bu vukuat iki alt bölümden oluşmaktadır: 446-495 satırlar arasında Antigone’nin eyleminin nedenlerini açıklamasına Kreon’un verdiği yanıt/tepki ve 496-525 satırlar arasında Antigone’nin Kreon’u yönetim anlayışı nedeniyle suçlaması ve Kreon’un da bu suçlamayı inkarı.

Söz konusu analizlerin tamamlanmasıyla birlikte ikişer kişiden mütevellit dört ekip oluşturuldu. Bu ekipler, iki ana olayı iki farklı verili durumla yorumlamaya çalıştılar.

Birinci alt olay üzerine çalışan Mehmet Esatoğlu (Tiyatro Simurg) ve Özgür Işık (Taşkışla Sahnesi), Kreon’un ana motivasyonunun Antigone’nin eylemi gerçekleştirme nedenini keşfetmek olduğunu kabul ederek yorumlamaya çalıştılar. Aynı alt olay bir de Öykü Gürpınar (Atölye) ve Burak Acıl (Atölye) tarafından, Kreon’un Antigone’den hesap sorduğu bir yorumla ele alındı. Bu yorumlar üzerine yapılan değerlendirmede Antigone’nin tavrının iki yorumda da benzer olduğu, dik başlı ve eyleminin arkasında duran bir imge çizdiği konuşuldu. İkinci gruba çalışmalarını Kreon’un tavrını güçlendirmek amacıyla konuşma öncesine gerilimli bir bekleme koyarak tekrarlaması şeklinde bir öneri yapıldı. Bu öneri doğrultusunda yeniden bir uygulama yapıldı ve sahne üstünde bekleyiş canlandırıldı. Bu gösterimin gerilimi ve sorgulama imgesini beslediğinde ortaklaşıldı; bununla birlikte Antigone’nin bekleyiş aşamasında aşırı tedirgin bir tavır sergilemesinin kararlılığına zarar verdiği yorumu yapıldı. Çalışma oyuncular tarafında tekrar ele alındı ve sahne üzerinde yürütülen dramaturji çalışması sürdürüldü. Neticede çıkan sonucun dramaturji etkinliği açısından tartışılacak yeni bir malzeme sağladığı ve böyle bir malzeme üzerinden tekrar masabaşına dönüldüğünde tartışmaların çok daha verimli olacağının keşfedildiği söylenebilir.

İkinci alt olay iki farklı grup tarafından Koro’ya/seyirciye yönelik açık biçim ile dördüncü duvarın devreye girdiği kapalı biçim tercih edilerek iki zıt oyunculuk tercihiyle yorumlandı. Açık biçim yorumu gerçekleştiren Nihan Acar (Atölye) ve Öner Gündoğdu (Taşkışla Sahnesi) dertlerini Koro’ya anlatarak kendilerine saf toplamaya çalışan Kreon ve Antigone yorumu çizerken, kapalı biçimde Burak Üzümkesici (Atölye) ve Aysel Yıldırım (Tiyatro Boğaziçi) yalnız kalan Kreon ve Antigone’nin tamamen birbirlerine yöneldikleri bir çatışmayı sergilediler. İki gösterim arasındaki farkın belirgin olduğu, kapalı biçimde seyirciyi unutan rol kişilerinin çatışmayı güçlendirdiği ve oyuncuları da beslediği değerlendirmesi yapıldı. Bu noktada kapalı biçim tercih edilen yorumun açık biçime çevrilerek tekrarlanması önerildi. İkinci gösterimde kapalı biçimden tam kopamayan Kreon ile tamamen seyirciye yönelen Antigone arasındaki gerilimin alternatif bir yorum gelişmesine hizmet ettiği ve seyircilerin oyunu sergileyen grubun tavrının Antigone’nin eylemini destekler nitelikte olduğu sonucuna ulaştıkları görüldü. Bu yorumda Antigone’nin yasanın dilinden konuşan Kreon’un aksine kendine has ve özel bir dille konuştuğu, bunun da dramaturjik bir çerçevenin sahneye aktarılmasına önemli bir örnek teşkil ettiği değerlendirmesi yapıldı.

Atölye bu noktada tamamlandı. Sofokles metni üzerine yürütülen tartışmaların derinleştirilmesi amacıyla atölye programında bir revizyona gidilmesi nedeniyle Anouilh ve Brecht’in metinlerinde benzer bir çalışma yürütülemedi ve bu çalışmaların ele alınması bir başka çalışmaya ertelendi.

Dramaturji ve Atölye: Bir Değerlendirme

Antigone’nin orjinal metni ile çağdaş iki yorumunun ele alındığı ve dramaturji etkinliğinin masabaşında başlayıp sahne üzerinde devam eden bir atölye etkinliğine dönüştürülmesi amacını taşıyan bu etkinliğin katılımcılar açısından genel olarak verimli geçtiği söylenebilir. Zamanın yetersizliği ve belirlenen konunun genişliği nedeniyle Anouilh ve Brecht metinlerine girilememesi şüphesiz ki önemli bir eksiklik yaratmış oldu. Bununla birlikte Sofokles metni üzerinden geliştirilen model çalışmanın, dramaturji faaliyeti sırasında masabaşı ile sahne arasındaki ilişkinin nasıl kurulabileceğine dair alternatif bir bakış açısı sunmuş olduğu da söylenebilir. Elbette etkinliğin İstanbul’da tiyatro faaliyeti sürdüren topluluklar arasındaki tiyatral dayanışmaya örnek teşkil etmesi açısından önemli bir yerde durduğunu da vurgulamak gerekiyor.

Yorum


işlemi tamamlayınız: