Dot’tan ‘Festen/Kutlama’

1998 tarihli filmi, yıllar önce festival mevsiminde izleyenler hatırlayacaktır. ‘Festen/ Kutlama’, kolay kolay unutulacak filmlerden değil. Hikâye, Danimarka’da, varlıklı ve geniş bir ailenin muhteşem malikânesinde geçer. Altmışıncı yaş gününü kutlayan ailenin babası için görkemli bir yemek daveti, unutulmayacak bir kutlama düzenlenmektedir. Kısa süre önce ardında sırlar bırakarak ölümü seçen ailenin kız çocuğunun yokluğunda, diğer aile üyeleri babalarının bu özel günü için yaşadıkları uzak noktalardan gelir, masanın etrafındaki yerlerini alırlar. Kutlamanın orta yerinde ise yıllarca aile üyelerinin bilip de bilmezden geldiği korkunç bir sır patlamaya hazır bir bomba gibi durmaktadır.

Thomas Vinterberg’in yönettiği ve yine Thomas Vinterberg, Mogens Rukov ve Bo Hr. Hansen tarafından senaryosunun yazıldığı film, 2004 yılında Britanyalı oyun yazarı David Eldridge tarafından oyun metnine adapte ediliyor. ‘Festen/Kutlama’, 22 Ocak’ta Dot’un yeni mekânı Dotkoleksiyonda’da 18 kişilik oyuncu kadrosuyla prömiyerini yapıyor.

Murat Daltaban, Dot’un ilk yıllarından itibaren elinde olan ‘Festen/Kutlama’yı sahneleyerek, yeni bir maceraya atılıyor. Oyuncu kadrosu ise kalabalık; Cemil Büyükdöğerli, Rıza Kocaoğlu, Pınar Töre, Su Olgaç, Mert Öner, Şebnem Bozoklu, İpek Bilgin, Köksal Engür, Berfu Öngören, Mehmet Esen, Enis Arıkan, Murat Daltaban, Umut Kurt, Seda Yıldız, İdil Malhan, Begüm Benian, Elvin Aydoğdu, Uygur Yiğit o özel kutlama gecesinin davetlileri.

İPEK BİLGİN (ANNE)
“Kutlama filmini on sene önce görmüştüm. Bazı filmler kalıcıdır; gördüğüm anda Kutlama’nın öyle bir film olduğunu hissetmiştim. Muazzam olan, hiçbir sembolizm olmamasına rağmen o film, bir ülkeyi anlatıyor. Üstte aile hikâyesini görüyoruz, ama asıl anlattığı ülke.”

ŞEBNEM BOZOKLU (ABLA)
“Ben ailemin tek çocuğuyum. Oyunda, bir ablayı oynuyorum. Tek çocuk olmanın zorluğu, zamanla birlikte anne ve babanın yaşı ilerleyince ortaya çıkıyor. Bir oyuncuyu tahrik edecek her türlü şeye sahip bu tekst, bu hikâye, bu film. Beni çok heyecanlandırıyor, korkutuyor; aynı zamanda seviniyorum, geriliyorum, şanslı hissediyorum. Bu kadar iyi, yaratıcı ve gerçek tekstler, bizim ülkemizde tiyatroda çok oynanmıyor. Oyunu çok seviyorum, hem de çok üzülüyorum. Karaktere hem çok kızıyorum, hem de onu çok iyi anlıyorum. Tiyatro heyecan verici; bir yandan da eylül ayı için kesinleşmiş bir televizyon projem var. Kış döneminde de bir sinema filmi gündemde.”

UMUT KURT (ABLANIN SEVGİLİSİ)
“Kutlama, birçok şeyi anlatıyor; nasıl bir çerçeveden bakarsanız oyun hemen o çerçeveye uygun bir hale geliyor. Politika gibi bakarsanız, herkesi bir yere oturtuyorsunuz. Aile olarak baktığınızda zaten herkesin rolü belli. Canlandırdığım karakter, haklının yanındaki adam gibi. Sürekli bir başkaldırı hali var. Oyuna girdiği anda ilk şoku yaşıyor ama kabullenmiyor. Adalet duygusu yüksek bir karakter; sorgulamadan hemen harekete geçiyor, yanlışı durdurmaya çalışıyor. Ben de biraz öyle biriyim. Bir yerde bir yanlış varsa, ‘Bu yanlış’ demeyi tercih ederim. O açıdan sevdiğim bir karakter. Tiyatronun yanı sıra Güneydoğu’dan Öyküler dizisi devam ediyor. Yaşanan, yaşanmakta olan sorunlar, terörist eylemler üzerinden bir dizi yapmak çok güç; çok uğraşıyoruz, çok çalışıyoruz.”

KÖKSAL ENGÜR (BABA)
“Oyun sadece benim oynadığım baba karakterinin zamanında çocuklarıyla olan ilişkisinden çok öte. Aslında sadece baba değil, oradaki her biri aynı şeyi yapmış olabilir. Çünkü yıllardır sır gibi saklanan gerçek ortaya çıktığı zaman, diğer aile fertlerinin tavırları şaşırtıcı; kimse babayı suçlamıyor. Aksine babanın yanında oluyorlar. Bunun nedeni; güç. Ve burada güç, baba figürü olarak çıkıyor. Baba, ailede, etrafında, yanında çalışanlar arasında gücü temsil ediyor. Herkes ondan ‘Babamız’ diye bahsediyor. Tüm bu güç dengesi, kapitalizmin bir neticesi. Türkiye’de de öyle, dünyanın her yerinde de. Kimse güce karşı gelemiyor, sesini çıkaramıyor, yapılanlar doğru kabul ediliyor, asla sorgulanmıyor.”

PINAR TÖRE (GELİN)
“Kutlama’da küçük erkek kardeşin eşini oynuyorum. Benim karakterim, aslında seyirciyi temsil ediyor bence. Olayların hem içinde, hem dışında. Ailenin gelini olduğu için hem ait, hem değil. Dolayısıyla tavrı da öyle oluyor. O, biziz. Televizyon ekranında ‘bilmem nerede bir baba çocuğuna tecavüz etti’ haberlerini izlerken sergilediğimiz seyirci olma hali.”

RIZA KOCAOĞLU (KARDEŞ)
“Bu kanlı masada diğerleri gibi kanı şarap sanan bir faşisti oynuyorum. Babası olmak isteyen, güçlü olup locaya dahil olmak isteyen ailesi, sınıfı yüzünden tamamlanamamış, birey olamamış ve dolayısıyla sorunlu bir aile kurmuş ırkçı bir burjuva oynadığım karakter. Oyunda beni en çok etkileyen öncelikle tabii ki ırkçılık sorunu. Çünkü maalesef hâlâ çok güncel ve okunabileceğimiz yakınlıkta. Irkçılık, kendinden olmayanı ezip sindiren, yok eden çarkların tam içindeyiz. Kişisel olarak ben de maruz kalıyorum bu ayrımlara; sanat kurumlarında bile onlardan değilsen, o sınıftan gelmiyorsan, sana bir gün ‘Sokağa dön; sen sanat yapamazsın, bu benim sınıfımın ayrıcalığı’ denebilir.”

CEMİL BÜYÜKDÖĞERLİ (KARDEŞ)
“Ben düzeni bozan adamım; iktidarın değişmesine sebep olan, iktidarı sarsan, pisliği ortaya çıkaran adamım. Kardeşine göre daha başarılı bir durumdayım. Babanın belki de düzeni devam ettirmesini isteyeceği, daha akıllı bulduğu erkek evladı. Ama o da ölen ikiz kızkardeşi gibi, onunla beraber tacize uğradığı için buradan, hatta ülkeden kaçmış, aileyle tüm bağını kesmiş. En sevdiği insan olmasına rağmen ikiz kardeşini bile silmiş. Ama ikizinin intiharı ve ölümü onu harekete geçiriyor ve babasının 60’ıncı doğum gününü terörize etmeye geliyor.”

SU OLGAÇ (TORUN)
“12-13 yaşlarında ailenin torunu rolündeyim. Dedeyle bir ilişkisi var; onunla yakın. Christian ile de yakın bir ilişkisi var. Sürekli oyunun içinde; sürekli orada her şeyin orta yerinde ama olan biteni takip etmiyor, anlamıyor sanki. 23 yaşındayım; Mimar Sinan mezunuyum. Kutlama, hem Dot’ta ilk oyunum, hem de profesyonel anlamda benim için bir ilk oyun.”

Habertürk