Şiddet Adres Sormaz

Bertolt Brecht her tiyatrocunun bildiği  ünlü şiirinde şöyle der:

Naziler önce komünistleri tutukladılar;

Komünist değilim diye ses çıkarmadım.

Sonra Yahudileri tutukladılar;

Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım.

Sosyal Demokratları tutukladılar;

Savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım.

Sıra bana geldiğinde etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı.

Yakın zamanda Mimesis’in çeviri/araştırma/analiz bölümünde İngiltere’de yürütülmekte olan bir tartışmaya yer vermiştik: Artık İngiltere’de politik oyun yazarı yetişmiyor. Daha sonra bazı OYÇED üyelerinin de tespit ettiği gibi bu aslında Türkiye için de geçerli bir saptamaydı. Bu saptamayı geçtiğimiz gün Bornova’da tiyatrocuların yaşadığı saldırıyla da ilişkilendirince acaba Brecht’in şiirini bu bağlamda yeniden gözden geçirmek gerekir mi diye düşünmemek elde değil.

Ülkenin bir bölgesinde kan gövdeyi götürür, çocuklar evlerinin bahçelerinde ölürken

Tiyatro sahnelerinde militarizm karşıtı  tek tük oyun görebildik

Kadınlar şiddet görüp kocaları tarafından öldürülürken

Tiyatro sahnesi yeterli sesi yükseltemedi

Romanlar ve Kürtler medyanın dolduruşuna gelmiş lümpen gruplarca mahallelerinden kovulurken

Çok az tiyatrocu bu konuyu sahnede anlatılmaya değer buldu

Travestiler ve homoseksüeller sadece cinsel tercihleri nedeniyle her türlü saldırıya uğrarken

Bu durum oyunlarımızda bir replik olarak bile yer bulamadı

Ve şimdi şiddet sarmalı tiyatrocuları da vurduğunda toplum bu olayı vakayı adiyeden sayıyor.

Eğer şiddet adres sormuyorsa ve içinde yaşadığımız sistemin egemen unsurlarınca bizleri hizaya getirmek için sistematik biçimde yayılmasına göz yumuluyorsa, toplumun her kesimi gibi biz tiyatrocular da sadece saldırı altında kaldığımızda değil, her daim şiddete karşı örgütlü bir tavır geliştirmeyi becerebilmeliyiz. Birer sanatçı olarak toplum vicdanına seslenmek ve şiddetin karanlık yüzüne karşı savaş açmak tüm gösteri sanatları aktivistlerinin birincil görevi olmalı. Aksi takdirde şiddetin kana bulanmış eli bugün bana, yarın sana, diğer gün ötekine ulaşacaktır.

Tüm bu düşünceler ışığında Bornova’da tiyatroculara yönelik olarak gerçekleştirilen kabul edilemez şiddet eylemini kınıyor ve tüm ekibe geçmiş olsun diyoruz.

Okuyucu Yorumları

“Şiddet Adres Sormaz” yazısına bir yorum var.

  1. onur uysal dedi ki:

    Ben yazıda adı geçen BBŞT’nin bir çalışanıyım.ben ve ekip arkadaşlarım yaşadığımız bu ‘şiddet’ olayından beri gerçekten zor günler geçiriyoruz. Çünkü biz yaşadığımız asıl şiddeti bir prova sonrası toparlanırken ; kendi feodal düzeni içerisinde hiçbir gelecek beklentisi olmayan, ötelenmiş birkaç çocuktan görmedik. ne yazık ki biz asıl şiddeti kendi camiamızdan gördük.
    bizim iki ekip arkadaşımız,kardeşimiz,canımız bıçak yarası aldı.Bizim o gün içimiz yandı.
    Hemen ardından ‘destekler’ yağmaya başladı BBŞT’ye BBŞT’nin haberi bile olmadan ‘arkanızdayız’ denildi, ‘tiyatroya ve tiyatroculara yapılan bu saldırıyı kınıyoruz’ denildi,’2.tophane olayı’denildi, ezber jargonlarla ‘susmayacağız’diye bağırıldı ama asıl önemlisi bu olayda yaralanmış arkadaşlarımızın psikolojileri dahası güvenlikleri umursanmadan onayları olmadan düşüncesizce isimleri yayınlandı onlara destek(!) olmak için..
    çok az meslektaşımız gerçekten bize ulaşıp ne olduğunu neye ihtiyacımız olduğunu bizden öğrenip acımıza dokundu ,yanımızda olduğunu hissettirdi. Çok çok sağolsunlar…
    O gün arkadaşlarımız özellikle tiyatrocu oldukları için bıçaklanmadılar..İslami medya hedef gösterip tiyatromuzu taşlatmadı(en azından şimdilik), ya da bir oyunumuzda küçücük dünya görüşlerine dil uzattığımız için oyuncularımız linç edilmedi.
    O gün arkadaşlarımız özellikle tiyatrocu oldukları için değil, orada oldukları için bıçaklandılar. orada olan bir bakkal,çöpçü ya da sevdiğiyle dolaşan herhangi biri de olabilirdi.
    şimdi tam da bu noktada birer sanatçı olarak birincil görevi ”toplum vicdanına seslenmek ve şiddetin karanlık yüzüne karşı savaş açmak”ve ”şiddete karşı örgütlü bir tavır geliştirmeyi becerebilmesi” gereken tiyatro camiası neden olayın gerçek yüzünü ilk ağızdan duyma gereksinimi dahi duymadan bu şiddeti ”tiyatroculara linç” olarak öne sürmek ister?
    sadece refleksif bir aymazlıktan mı? ya da doğru bir eylem kültürünün bu ülkenin sanatçılarına dahi çoktan unutturulmuş olduğundan mı? yoksa bir sanatçı olarak şiddete, militarizme,ayrımcılığa dair sahnede, sokaklarda ses çıkaramadığından mı,bu toplumda ezilenin sözcüsü olamadığının içten içe farkında olduğundan mı? Düşünmek yerine bağırmanın daha kolay olduğundan mı? ya da neden?
    Gerçekten,riyasızca yanımızda olan tüm dostlarımıza ve meslektaşlarımıza çok teşekkür eder,saptırılmış adli vakalarla değil oyunlarımızla, sosyal sorumluluk projelerimizle anılmayı umarız…

Yorum


işlemi tamamlayınız: