Yüksek “VOLT”taj Hattındaki TİLT

Melih Anık

VOLT’un ilk oyunu TİLT’i seyredip eve döndüğümde ünlü yazarlardan kısa oyunlar okudum: Brecht (Muhbir), İonesco (İki Kişilik Hırgür), Fratti (İntihar), Polyakof (İtfaiyeci Prokorcuk), Beckett (Oyun), Mişima (Bayan Aoi), Tardieu (Sayın Ben, Gişe, Makine, Gecenin Takdisi, Gereksiz Terbiye), Pirandello (Aptal)

TİLT, 5 kısa oyundan oluşan bir gösteri. Şu satırları yazmadan önce dünya mutfağındakileri hatırlamak istedim galiba. Genç bir yazara haksızlık etmemek için belki de?

Oyunun yazarı Ebru Nihan Celkan, 2005 yılında Sadri Alışık Tiyatrosu’nda oyunculuk eğitimi aldı. 2007–2008 yılları arasında Stüdyo Oyuncuları bünyesinde performatif oyun yazımı ve performatif oyunculuk kuramı üzerinde çalısmalar yaptı. Akbank Sanat tarafından düzenlenen 3.Oyun Yaz projesinde yer aldı. “Tetikçi” oyunu Akbank Sanat tarafından düzenlenen 2009 Oyun Yaz Festivali’nin açılıs oyunu olarak belirlendi. Oyunun okuması Talimhane Tiyatrosu’nda gerçekleşti. Mitos–Boyut Yayınları’nın düzenlediği 2008 yılı 3. Oyun Yazma Yarışması’nda “Tetikçi” oyunu ile “Özendirme Ödülü”ne hak kazandı. Oyun aynı yayınevi tarafından yayımlandı, aynı yıl Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları repertuarına alındı. Senaryosunu yazdığı, Aslıhan Erguvan tarafından yönetilen “10, 9, 8…” adlı kısa film Hrant Dink Vakfı tarafından 2010 yılında düzenlenen Vicdan Filmleri Festivali’nde halk oylaması ile 2. seçildi.“Kabuklu Sürprizli Hayvanlar” oyunu ise 2010 yılında Devlet Tiyatroları repertuarına alındı. “17.31” oyunu Haziran 2010 tarihinden bu yana Tiyatro 0.2 tarafından sahnelenmektedir.” (VOLT’un sayfasından)

Bu yıl Tiyatro 0.2 tarafından sahnelenen ve çok ses getiren 17.31 isimli oyununu seyretmedim ama yazarı tanımak için TİLT’i seyretmeden önce basılı olarak bulabildiğim Tetikçi isimli oyununu okudum. Yazar, Tetikçi’nin girişinde “Oyun siyasi söylemlerden sıyrılarak sadece insan doğasına özgü zaafları ayrıntılandırmak niyetindedir” demiş. Oysa anlattığı Hrant Dink cinayetinin tetikçisi. O konu için siyasetsiz bir söylem mümkün mü?

Ama Ebru tereddüt içinde. “Duruş”u ve “dokunuş”ları siyasi, belli ki ülkesini iyi gözlüyor, itirazları var. TİLT’i oluşturan 5 hikâyede, seçtiği konularla siyasetin kenarında dolaşıyor ama Ebru, “insani zaaf”ı anlatmaya “mahkûm” gibi konunun hakkını vermiyor. Elini bağlamışlar gibi tutuk. Soluğunu ciğerlerinden özgürce bırakabilse o da rahatlayacak, biz de… (Tetikçi de dahil) “Haber”i dialog haline getirerek anlatmayı deniyor. Oysa “haber”i deşmesi, hayal gücü ve bilgi ile başka bir “paradigma” ile yeniden yaratması, biçim denemesi lâzım. Sahne kurgusu düz. Şu anda salt diyalog, monolog yazıyor ve “gösteriyor”; kendinden kurtulursa tiyatro yazmaya başlayacak. O zaman oyun karakterleri, derinlikli tipler olarak ortaya çıkacak; onları o kadere sürükleyen olaylar karşısında Ebru’nun özel reçetelerini göreceğiz. Şimdi karakterler “Ben buyum, kaderimmiş, neden ben vb” söylemler ile “ölümlerden ölüm” beğeniyorlar. Ebru’nun “İşte her şeyin nedeni belli değil mi?” sorusunu sordurması, “özgür”ce haykırabilmesi, kişi ve olay çözümlemesini önümüze koyabilmesi gerekiyor.

Yazardan uzun uzun söz etmemin nedeni var. Her oyun için yazar önemli ama konu kısa oyun olunca yazar çok daha önemli. Kısa oyun yazmak hem daha zor hem de çok iyi bir “yapı” istiyor. En ekonomik şekilde amaca gideceksiniz, ne diyorsanız onu çok dallandırmadan kısa ve öz vereceksiniz. Hedefi 12’den vurdunuz vurdunuz, vuramadınız, puanınız 10 dahi olsa nafile, oyun tatsız bir yemek gibi algılanacak. Yani riskli de. Tiyatro diyalogtur, monologtur ama iki kişinin karşılıklı, tek kişinin kendi kendine her konuşması da tiyatro olması için yeterli değildir.

TİLT’de 5 kısa oyun var, 5 hikâye, 5 an…

VOLT, web sayfasında “TİLT, şehir hayatının kaotik hızı, ölümle yaşam arasında sıkışmış gerçekliklerimiz, o kadar içimizde olmasına rağmen o kadar dışımızda kalan başkalarının hayatını konu alır. Oyunda genel tema; toplumsal yaşamda yalıtılmış ve yalnızlaştırılmış bireylerin sistem karşısında yaşadıkları güvensizlik, çaresizlik, amaçsızlık ve güçsüzlüktür” diye anlatıyor oyunu.

Birinci Bölüm’de; Han (Levent Can) kapitalist sistemin sağladığı tüm ayrıcalık ve konfordan yararlanmaktadır. Monoloğu yaşadığı ayrıcalığı ve sonuçlarını sorgular.

Levent iyi oynuyor ama salondaki tek kişiye odaklanması iyi olmuyor. Her gece tam karşısında kocaman gözleri ile ona bakacak bir güzel hanım (oyuncu arkadaşı değilse) bulamayabilir, ayrıca da salondaki diğer güzel gözlü hanımlara ayıp oluyor (!)

İkinci Bölüm’de; her savaşla kariyerinde biraz daha yükselmiş haber spikeri (İpek Türktan) sunduğu haberlerden birini bizzat tecrübe etmiştir. Yıllardır birlikte çalıştığı yönetmen (Ushan Çakır) bu haberi olduğu şekliyle değil, gerektiği şekilde sunmasını ister.

Kişileri birleştiren ve hedefe odaklayanın, “çektikleri” “enerji verici” olmamasını tercih ederdim. Zira o resmi “bulandırıyor”. Ushan’ın özellikle hızlı konuşurken söylediklerinin anlaşılmadığını hatırlatmak isterim. İpek ise biraz daha güvenli durmalı sahnede, oyunculuk temeli sağlam gibi duruyor.

Üçüncü Bölüm’de; biri Arap (Cem Bayurgil) diğeri Amerikalı (Sezgi Mengi) iki çocuk online Playstation’da savaş oyunu oynamaktadır. Bu iki çocuk sürekli ölmek, öldürmek ve savaştan bahseder.”

Bence gecenin en “ham” oyunu bu. Oysa iyi bir “damar” var ama işlenmemiş. Ortada oynanacak “karakter” yok! Cem ve Sezgi ne yapsın? Cem “Arap İngilizcesi”ni(?) özellikle mi seçmiş, neye yarıyor?

Dördüncü Bölüm’de; annesinin yanlış ilaç kullanımı sonucu kolsuz kalmış kız (Mine Tugay) sevgilisinden (Murat Garibağaoğlu) kendisini öldürmesini ister. Sistem tarafından farklı bir şekilde sakat bırakılan sevgili, kızı öldürmek istemez.”

Kadının erkeği, seks yetersizliği ile “tahrik etmesi”ni, olayın, içine “enerji verici” katılarak anlatılmasını basit ve çok “kullanılmış” buldum.

Son seyrettiğim oyunlarından sonra hem Mine Tugay ve hem Murat Garipağaoğlu kendilerini bulma yolundalar.

Beşinci Bölüm’de; bir intihar bombacısının annesi (Şerif Sezer) kızının cesedini teslim almaya gider. Devlet memuru (Murat Mahmutyazıcıoğlu) bir an önce işini bitirmek istemektedir. Anne ise kızının “normal” biri olduğuna memuru ikna etmeye çalışır

Konu “arabesk” renkler içeriyor. Bıçak sırtı gibi. Aşırı duygusallığın yamaçlarında düştü düşecek.

Gecenin yıldızı, Şerif Sezer. Konunun verdiği avantajı da kullanarak seyirciyi etkileyen (ama sormayan/sorduramayan) bir oyun çıkarıyor. Salondan onun zihinlerde bıraktığı tat ile ayrılıyor seyirci. Murat ise görevini yapıyor.

Yukarda verdiğim tırnak içleri VOLT’a ait. Oyunun bu ayrıntıda anlatılmasına karşıyım. Zira bu seyredeni yönlendiriyor. Zaten sahnede görecek, bırakın seyirci kendisi anlasın. Oyuna davet için ise gereksiz beklenti yaratıyor.

Dikkat edilirse, VOLT kısa oyuna “Bölüm” demiş. Bölüm bir bütünün parçası demektir. O zaman oyunun bütünü ne diyor?

Yazar, her “bölüm”de “göz”den bahsederek bir bütünlük aramış ama başarılı olduğunu söyleyemem. “Göz” zorlama duruyor. Farklı “göz”ler metafor olarak da bir şey anlatmıyor. (4. bölümdeki “gözünün önünde”, “göz” olsun diye söylenmiş sanki.) 4.bölümün bir önceki bölüme atfen “Bilgisayar oyunu” repliği ile başlaması da bir bağ sağlamıyor.

“Herşeyim var”, “Okumuyorum”, “medya”, “play station, savaş”, “işkence, ilaç, sakat”, “canlı bomba, anne, ama nesini?” Düşündüğümde her bölümden akılda kalabilecek kelimeler bunlar. Bu kelimelerle tek bir cümle oluşturamadım ben. Siz dener misiniz?

VOLT “sistem karşısında birey”i öne çıkarmak istemiş. Peki ya “siyaset içinde birey”in durumu ne? Bazı konulara dokunulmuyor, bazı konulara dokunulsa da olur, bazı konular dokunula dokunula çürümüş sakız gibi. Varlıklının hezeyanı, medya (haber) soytarılığı , siber savaş oyunu, yanlış ilaç sakatlığı, canlı bombanın annesi. Bunlar ülkenin gündemi mi? YENİ mi? Gündeme kim dokunacak? Söz mü bitti konu mu? Tiyatro ne diyor? Kim tuttu “akılları”? Konular sokakta bekliyor.

TİLT’in içindeki 5 bölüme bile farklı açılardan baksanız başka dünyalar çıkar. Tüm oyunlardaki karakterler bir noktada buluşuyor: “Yakınma”da. Hepsi son derece ciddi, hayatı yük gibi taşıyorlar. Ebru’nun oyun dışına çıkmasını ve kendi “bilge”liğini göstermesini bekliyorum.

Ayrıca tiyatro seyirci diye inliyor. Seyirci de gazete haberinden yapılmış “canlandırma” görmek istemiyor. “Tenor gırtlağını temizledi diye alkışlanmaz.” (“Dün dünle gitti cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım.”)

Oyunda “Vur Yağmala Yeniden” “konsept”ini hissettim. Başkası olamaz mı?

Yönetmen Aslıhan Erguvan’a ise bir hatırlatma yapmak isterim: Çektiğin kısa filmlerdeki “duruş”u göstermeni bekliyordum. Ama bu oyunu “yönet”mişsin gibi gelmedi bana. Zira “seni” göremedim. Oyuncular “alıp götürüyor”. İlk oyunda (bölümde) “biçim” denemesi var o kadar. Ses, müzik, dekor, kostüm, ışık “yok” gibi.

İyi kısa oyunlar var. Onlardan seçin ve arasına yerleştireceğiniz kendi “çeşitlemeleriniz” ile bütünlük arayın. Başlangıç için iyi olur, seyirci için de…

Not:

Tiyatronun ismi VOLT bana yüksek voltaj hattında “çarpılmadan” duran kuşları hatırlattı. Ben de Faraday Kafesini hatırlatıyorum.

Yazıda sözedilen oyunların kitapları :

Jean Tardieu-Oda Tiyatrosu/On Altı Oyun-Çeviren: Yıldırım Keskin- Bilgi

Pirandello (Üç Kısa Oyun)-Çeviren: Egemen Berköz- Cumhuriyet

Yukio Mişima (Altı Çağdaş No Oyunu)- Çeviren: Zeyyat Selimoğlu-Can

On Kısa Oyun-Çeviren: Ülkü Tamer-Bilgi

YENİ NOT: (22 Ocak 2011)

Yazıyı yazdım ama aklım halâ meşgul.

Pokerde TİLT , duygusal ve aklî olarak kontrolü kaybetmek anlamına geliyor. Kelimenin alındığı oyun ise “pinball”. Oyunda oyuncular çelik topları kapılardan geçirerek hedef deliğe sokmak (yönlendirmek) için zaman zaman makinayı sallıyorlar. Bu da makinanın TİLT olmasına yani kapıların kilitlemesine neden oluyor. TİLT oyununda yazarın bu metaforu kullandığı açık ama oyundaki anlatılan olayların TİLT ile nasıl bağlandığı açık değil. TİLT’in Play station’daki “disconnected” ile ilgisi yok mesela. Hayatların “kilitlenmesi”nde kişilerin makinayı sarstıkları söylenemez. Makina onları sarsıyor aslında. Kişilerin kontrollerini kaybederek TİLT durumuna düşmelerinin nedeni ise kendileri değil. Pinball oyununda TİLT olmak için o oyunu oynamaya razı olmak ve oynamak gerek. Oysa insanlar hayatta istemedikleri oyunlara zorlanıyorlar. TİLT olmayı yenilmek olarak anlarsak ortada yenen kim? TİLT olmayı umutsuzluk çağrıştıran bir “kilitlenme” olarak hem Ebru’ya hem de “tiyatro”ya yakıştıramıyorum. Yani en sonda bir TİLT durumundan bahsedilebilir ama bu TİLT metaforun çağrıştırdığı ve ona yüklenmesi olanaklı olasılıklar ile açıklanamaz.

melihanik.blogspot.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: