“Alternatif Bir Tiyatro Okulu Nasıl Oluşturulabilir?”

Mimesis-Söyleşi /İTÜ Taşkışla  Sahnesi’nden Nihan Acar ve Özgür Işık’la yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz…

Taşkışla Sahnesi İTÜ’de tiyatro faaliyeti yürüten öğrenci topluluklarından biri. Kulübünüz ne zaman ve nasıl kuruldu, tarihçesini anlatabilir misiniz?

İTÜ’de kampüslerin farklı bölgelere dağılmış olması öğrenci faaliyetlerini de etkiliyor. Genelde kulüplere katılım, faaliyet gösterdikleri kampüslerden ve yakınlarındaki kampüslerden oluyor. Mimarlık Fakültesi’nde doksanlı yıllarda faaliyetlerine başlayan İTÜ Güzel Sanatlar Bölümü Tiyatro Topluluğu’nun (GSBTT), 2006 yılında faaliyetleri sona erdikten sonra Mimarlık Fakültesi’nde faaliyet gösteren herhangi bir tiyatro topluluğu olmaması, tiyatro faaliyeti yürütmek isteyen öğrencileri bir araya getirdi. Kuruluş sürecimizde, GSBTT’den ayrılan ve farklı üniversite tiyatro topluluklarından kişilerin de katılımıyla kurulan Atölye Tiyatro Topluluğu bize destek verdi. Bu destekle birlikte 2006 yılında, Mimarlık Fakültesi öğrencileri olarak bir araya gelerek “Taşkışla Sahnesi”’ni kurduk. Çalışmalarımızı İTÜ Tiyatro Kulübü’ne bağlı olarak Mimarlık Fakültesi kampüsü olan Taşkışla’da sürdürüyoruz. 

Peki İTÜ’de tiyatro yaparken üniversite yönetimi tarafından size sunulan olanaklar neler? Çalışmalarınızı yürütürken karşılaştığınız zorluklar mevcut mu?

Şu an için en büyük sorunumuz Taşkışla’da bir tiyatro salonu olmaması. Çalışmalarımızı Mimarlık Fakültesi’nde uzun bir koridor olan Habitat holünde sürdürüyoruz. Çalışmalara başladığımız 2006 yılından beri bu konuda taleplerimizi idareye iletiyorduk. Ancak 3 sene boyunca herhangi bir atılımda bulunulmaması sebebiyle geçen sene eyleme geçtik ve oyunumuzu masaların üstüne çıkıp oynayarak “Taşkışla SahnesiZ” eylemleri yaptık. Bu eylemler sonucunda idare konuyu gündemine aldı ve şu an Taşkışla’daki bir anfinin salona dönüştürülmesi için bir proje hazırlanıyor.

Bir diğer sorunumuz çalışma saatleri ile ilgili. Çalışmalarımızı Taşkışla’nın kapandığı saatte bitirmemiz gerekiyor. Provalarımız uzadığında Taşkışla’da daha fazla çalışma yapabilmemiz için defalarca dilekçe verdik. Ancak bir sonuca ulaşamadık. Şu sıralar konuyu Taşkışla’da faaliyet gösteren diğer kulüplerin gündemine taşımaya çalışıyoruz.

Çalışmalarınızı yürütürken üyeleriniz içinde nasıl bir işbölümü gerçekleştiriyorsunuz?

Tiyatronun kolektif bir üretim alanı olması gerektiğini düşünüyoruz. Bundan dolayı grup işleyişinde katılımcılığı oldukça önemsiyoruz. İş bölümünde, hep aynı kişilerin yıllarca devam ettirdiği katılaşmış bir anlayışın karşısına, belli konularda deneyim kazanan kişilerin bu deneyimlerini aktardıkları inisiyatifleri yerleştirmeye çalışıyoruz. Taşkışla Sahnesi’nde işler inisiyatiflerle yürütülüyor. Çeşitli alanlarda kişiler inisiyatif alıyor ve bu çerçevede gruba hesap veriyor. Yani inisiyatif dışında, gruptaki herkes de aynı zamanda bu işin takibini yapmakla yükümlü. Önemli olan grup işleyişinde ilk senesinde olan kişiler de dahil olmak üzere herkesin sorumluluğu hissetmesi. İdari işler, diğer tiyatro topluluklarıyla ilişkiler, İTÜ kulüpleriyle ilişkiler bu alanlara örnek verilebilir.

Sahne üstü çalışmalarının yürütülmesinde reji ekibi, eğitim çalışmalarının programlanması, içerik oluşturulması, provaların yürütülmesi konusunda yürütücüler adını verdiğimiz kişiler inisiyatif alıyor. Özellikle bu tarz belli bir tiyatro deneyimi gerektirebilecek alanlarda görevi yıllarca aynı kişilere devretme, ne yazık ki üniversite tiyatrolarında yaşanan kadrolaşma sıkıntılarıyla da beraber ortaya çıkan bir eğilim. Bu noktada Taşkışla Sahnesi’nde “tiyatroda alternatif bir okul nasıl oluşturulabilir?” sorusuna cevap arayarak tiyatroda devamlılığı sağlayacak bir yapılanmayla beraber deneyimi ortaklaşa bir biçimde dağıtmayı amaçlıyoruz.

Kulübe yeni katılanlarla nasıl bir eğitim çalışması yürütüyorsunuz?

Taşkışla’da her sene çalışmalar temel eğitim çalışmaları, eğitim prodüksiyonu olarak iki aşamada yürütülüyordu. Bu sene bu çalışmalara bir de okuma çalışması ekledik.

Temel eğitim çalışmaları dediğimiz süreç, yeni üyelerin katılımıyla beraber başlayan süreç. Bu çalışmalar çerçevesinde beden ve enstrümanları keşfetme, fiziksel aksiyon çalışmaları, oyunculuk çalışmaları, birbirimizi tanımaya ve grup bilinci oluşturmaya yönelik çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Daha sonra eğitim prodüksiyonu süreci dediğimiz dönem başlıyor. Bu dönemde bir metni sahnelemek üzerine çalışıyoruz. Bu süreçte dramaturjik faaliyetler bizim için temel bir noktada duruyor. Herkesin ortaklaştığı bir dramaturjik önermemiz olmasını önemsiyoruz. Bu nedenle herkesin katılımcı olabilmesi için çeşitli okuma-araştırmalar ve sunumlar yapıyoruz.

Oyun üzerine iki aşamalı arka plan çalışmaları yürütüyoruz. İlk aşamada, ele alınan metnin türü, biçimsel özellikleri, yazarın etkilendiği akımlar, oyunun geçtiği dönemdeki toplumsal ortam üzerine araştırmalar yapıyoruz. İkinci aşamada ise, oyunda geçen ya da bizim oyunu ele almak istediğimiz bağlamlarda temalar belirleyip, tematik araştırmalar yapıyoruz.

Bahsettiğimiz alternatif okullaşma hedefiyle, sene içine yayılan okuma çalışmaları yapıyoruz. Bu sene bunun ilk adımını başlattık ve ilk okuma çalışmasını yaptık. Üç aya yayılmış süreç içerisinde Zygmunt Bauman’ın “Sosyolojik Düşünmek” kitabını okuduk.  Yapılan okuma üzerine ilk masa başı tartışmasını da gerçekleştirdik. Sürecin devamında da Memet Fuat’ın ‘’Tiyatro Tarihi’’ kitabını okumayı düşünüyoruz. İlerleyen senelerde bu okumaları zenginleştirmeyi hedefliyoruz.

Ayrıca dönem içerisinde sahnelenen oyunlara grup olarak gidiyor, öncesinde yazara, döneme ve oyuna dair konuşup sonrasında da sahneleme üzerine tartışarak eleştirel bir değerlendirme yapmayı hedefliyoruz.

Bu zamana kadar hangi oyunları oynadınız?

Kurulduğumuz sene kendi metnimizi oluşturduk ve “Sıradaki” isimli oyunu çıkardık. Oyun Mimarlık Fakültesi öğrencilerinin başının belası olan jüri sistemi üzerineydi. Ertesi yıl, Aristofanes’in Lysistrata metni üzerine çalışırken Nazım Hikmet’in Lysistrata’dan uyarladığı “Kadınların İsyanı” oyunu üzerine çalıştık ve sahneledik. Daha sonraki sene Dario Fo’nun “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” metnini sahnelemeye karar verdik.  Oyun üzerine yaptığımız dramaturji tartışmaları bizi devlet-birey karşıtlığına getirdi ve bu bağlamda oyuna devletin şiddetine uğramış kişilerden oluşan bir koro ekledik Ve ortaya ‘’Dikkat! Anarşist Düşebilir!’’ isimli bir uyarlama çıktı. Son olarak geçtiğimiz geçtiğimiz yıl Heinrich von Kleist’ın “Kırık Testi” oyununu sahneledik. Bu sene ise Sofokles’in Antigone metni üzerinde çalışıyoruz.

Peki oyunlarınızı nasıl seçiyorsunuz; oyun seçerken neleri göz önünde bulunduruyorsunuz?

Oyun seçerken Taşkışla Sahnesi’nin o dönem içinde bulunduğu şartlar bizim için elbette çok önemli. Öncelikle grup nerelerden geçti nereye geldi bunun değerlendirmesini yapıyoruz. Yani grubun ihtiyaçlarını göz önünde bulunduruyoruz. Bizim için önemli olan bir diğer önemli nokta ise, ele alınan metnin derdi oluyor. “Ele alınan metin günümüz seyircisine ne anlatıyor?”, “Biz bu metni neden bugün ele almalıyız?” gibi soruları soruyoruz. Bu bağlamda bu sene ele aldığımız metinde Antigone’nin, kardeşi Polineikes’in gömülmemesi emrine başkaldırmasıyla ortaya çıkan tartışma ve bu tartışmanın günümüzde durduğu yer oyunu seçmemizde önemli bir etken oldu.

Gamze Tosun, Müge Uyar / MİMESİS