“Çığ” İstanbul Şehir Tiyatroları’nda!

İhsan Ata

Tuncer Cücenoğlu, oyun yazarlığının “40. Sanat Yılı”nı kutluyor. Dile kolay, 40 yıl! Ödenekli tiyatrolar da yazarın Kadın Sığınağı ve Çığ oyunlarını repertuara alarak sanatçıyı 40. sanat yılında yalnız bırakmıyor. Kadın Sığınağı’nda dramaturg ve dramaturgi eylemlerinin pasif olmasından dolayı metnin tam anlamıyla sahneye sunulamayışı üzerine ve toplumsal gerçekliğin günümüzdeki yansımalarına, “ötekileştirilenlere” başka bir yazıda değinmeye çalıştım. Aynı toplumsal sürecin farklı bir bakış açısıyla ele alındığı Çığ’da toplum dışına itilmiş bireylerin hayatta kalma mücadeleleri ele alınıyor. Hayatta kalma mücadelesi, iki oyunun da ortak noktasını oluşturuyor. Yazar, Kadın Sığınağı’nda birey üzerinden toplumu sorgularken, Çığ adlı oyunda da bu kez toplum üzerinden bireyi sorguluyor.

Bugün çok tartışılan Cücenoğlu yapıtlarıyla sadece Türkiye’de değil birçok ülkede de anılan bir yazar. Yapıtları 40’ı aşkın ülkede sahneleniyor, repertuarlara giriyor. Özellikle Rusya başta olmak üzere Avrasya ülkeleri, Balkanlar ve Orta Avrupa ülkeleri sahneliyor oyunlarını… Belçika’dan Amerika’ya, Almanya’dan Japonya’ya uzanan bir coğrafyadır bu. Bugünlerde oyunları İspanyolca ve Arapça konuşulan ülkelerde de repertuarlara girmeye ve yaygınlaşmaya başladı.

Adım adım evrensel bir Dünya yazarı olma yolunda olmasına karşın ne yazık ki bazıları bu süreci görmezden gelmeye çalışıyor. Cücenoğlu tüm bunlara rağmen yurtdışı dâhil 17 ödül alarak kendini bu anlamda kanıtlamış biri. Cücenoğlu sadece yapıtlarıyla değil aynı zamanda MSM, SAKM ve Kıbrıs YDÜ üniversitelerinde dersler vererek Türk tiyatrosunun gelişim sürecine önemli anlamda katkılar sunuyor.

Çığ’ın çıkış noktası, yazarın yakın arkadaşı Kurçenli’nin “Güneydoğu, çığ tehlikesi yüzünden insanların suskun kaldığı bir yer” cümlesi olmuş. Tragedya formlarına yine uygun hareket edilerek 3 birlik kuralı gözetilmiş. Yazarın genelde olaylar, durumlar, yaşadıkları ya da çevresinde yaşanılanlardan etkilenmesiyle yazdığı eserlerden biri olan Çığ, sessiz bir yaşam süren köyün dramını konu eder.

Çığ, tehdidiyle insanların yüksek sesle konuşmaya korktuğu, ötücü hayvanların yer almadığı bir köyü anlatır. Bu köy de insanların belli kurallara uymak zorunluluğu vardır. 9 ayı karlarla kaplı olan bu köyde tam bir sessizlik hâkimdir. Ta ki zamanından önce doğacak olan bebeğe kadar. Bundan sonra gelişecek olan olaylar, sürece ve çaresizliğe kalkan bir başkaldırı olacaktır.

Cücenoğlu bu eseriyle “orda bir köy var uzakta” diyerek bizi hiç görmediğimiz köye ve susturulmuş, ideolojik baskılara maruz bırakılmış, eğitilmeyerek sürü psikolojisine itilmiş sessiz toplumlara götürüyor. Oyunun ana temasını “Susmak kabullenmektir” cümlesi oluşturuyor. Ve oyunun yönetmeni Kemal Başar da susmuyor. Yapıtı tematik bir anlayıştan öte yer yer absürtleştirerek ironik bakış açısı üzerinden söyleyeceklerini söylüyor.

Kemal Başar, oyunu günümüz formlarından yararlanarak güncelliğini koruyan bir yapıya dönüştürmüş. Gidip görmediğimiz o uzaktaki köyü bugünümüze uyarlamış. Kemal Başar’ın bugün çok net bir reji anlayışı var. Diğer oyunlarda da gördüğümüz gibi kanıksadığımız bir yöntem bu. Oyunu ele alırken bugün için ele nasıl alabiliriz düşüncesi hâkim bütün rejilerinde.

Gerek Bahçemdeki Ayı, Romeo ve Juliet, gerekse 72.Koğuş’u ele alış biçiminde kendisine has üslubuyla bugün de var olan sorunları, yapıtları üzerinden eleştiriyor. Çığ adlı oyunda herkesin merak ettiği başkanı soytarı olarak göstermesi de bunlardan biri. Cesur sahneleri, fotografik kareleri, etkileyici göndermeleriyle çok başarılı bir oyun koymuş sahneye. İlk oyun olması nedeniyle mazur görülecek birkaç hata dışında Tuncer Cücenoğlu’nu “Oyun Yazarlığının 40. Sanat yılında” çok iyi ağırlıyor.

Oyunun başında yaşlı kadının yemek yemek için verdiği uğraşları bir kenara bırakarak koca çınar dedeyi soğuktan titrerken başlayan dramaturgi çalışması oyun boyunca titiz bir çalışmanın ürünü olduğunu gösteriyor. Özge Ökten, oyunun belirli kısımlarını kırparak asıl temaya yoğunlaşmış. Konu anlatımını çok net ve sade bir şekilde ortaya çıkaran dramaturgisi tadını damağımızda bırakmış

Sahne girer girmez soğukluğunu hissettiren dekor, oyunun ayrılmaz bir parçası olarak seyirciyi içine çekiyor. Sanıyorum bu beyaz eşyaların içinden çıkan stres aracı olarak da kullanılan poşetimsi şeylere her basıldığında çıkan ses, buz tehlikesiyle beraber yaşanan dramı da çok net ortaya çıkarmış. Simültane dekor anlayışıyla tasarlanan sahne, bir yükselti üzerine mutfak ve yatakların olduğu bir ev dekorundan ibaret… Dışarıdaki tuvalet ve arka yoldan gidilerek merkeze ulaşılan yer. Hem oyuna bu kadar hizmet eden bir dekor anlayışı hem de oyunculara rahat hareket alanı bırakan Ayhan Doğan’ın tasarımından çok etkilendim.

Kostüm tasarımının en başarılı temsilcilerinden biri olan Canan Göknil’i sahnede görmek çok güzel. Dönemi çok net ortaya çıkaran kostümlerin altına imza atan Canan Göknil, karakter analizlerinde çok başarılı. Özellikle ayakların sıkı sıkıya korunduğu ayrıntı, gözden kaçmıyor.

Oyun içerisinde pek işleve sahip olmayan Murat Özdemir’in ışığı sade ve yerindeydi. Önemli olan da oyuna ettiği hizmetti. Can Atilla, oyunun hemen başında girdiği gergin müzikle izleyici olayların odak noktasına yerleştiriyor.

Zamansız doğum yapacağı anlaşılan kadının cezası, bir tabuta konulup diri diri mezara gömülmek… Siz olsanız bu durumda ne yapardınız? Üstelik kurallara uyduğunuz halde? Ortada çaresiz bir aile ve gözyaşlarınızı tutamayacağınız hamile bir kadının dramı var.

Genç kadının yüzüne yansıyan acısı, haykırmak için kendisini zor tutması, aile-iktidar-doğacak bebek üçgeni arasında kurduğu kıl payı denge ve gözyaşları… Genç Kadın rolüyle izleyici huzuruna çıkan Sevtap Çapan, acılarıyla izleyiciyi silkeleyerek samimi oyunculuğuyla ayakta alkışlatıyor.

Bireysel performanslardan çok takım oyunculuğunun öne çıktığı oyunda canla başla çalışan bir ekip gördüm. Babanın ve oğlun çaresizliği, dedenin ve annenin bitmek tükenmek bilmeyen isyanı, kızın çığlıkları, ebenin soğukkanlılığı, başkanın gevşekliği kısacası her şey yerli yerindeydi. Özellikle Alev Oraloğlu ve Erhan Abir gibi yılların eskitemediği iki oyuncuyu sahnede görmek önemli bir ayrıcalık.

Özetle toplumsal bir baskı aracı olarak kullanılan Çığ, yoksulluk, eğitimsizlik, sefalet ve hayatta kalma mücadelelerini başarılı kadro sayesinde ironik bir doğa olayıyla iliklerinize kadar işleyerek anlatıyor.

OYUNUN KÜNYESİ:

ÇIĞ

Yazan: Tuncer Cücenoğlu

Yöneten: Kemal Başar

Dramaturg: Özge Ökten

Kostüm Tasarım: Canan Göknil

Müzik Tasarım: Can Atilla

Dekor Tasarım: Ayhan Doğan

Işık Tasarım: Murat Özdemir

Oynayanlar: Erhan Abir, Alev Oraloğlu, Sevtap Çapan, Caner Çandarlı, Orhan Hızlı, Nergis Çorakçı, Berrin Akdeniz Kortidis, Zeki Yıldırım, Vildan Türkbaş, Hüsnü Demiralay, Göksel Arslan

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: