Ali Sürmeli’den Bir Çocuk Oyunu: “Resimli Osmanlı Tarihi”

İhsan Ata

Kocaeli Şehir Tiyatroları, Turgut Özakman’ın yazıp Ali Sürmeli’nin sahneye koyduğu “Resimli Osmanlı Tarihi” adlı oyunla perdelerini açtı. Yönetmeninden tutun dekor, kostüm, koreografi, ışık ve müzik tasarımcısına kadar tüm kast, Türkiye’nin önde gelen isimlerinden oluşuyor. Yeni sezona bomba gibi bir oyunla girmek isteyen Nejat Birecik, tüm bu isimlere, yüksek bütçe ve sahne olanaklarına rağmen ne yazık ki bombayı elinde patlatıyor.

Oyun Birinci Meşrutiyet, İkinci Meşrutiyet, 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 dönemlerinde anayasaların yapılış sürecini bir ailenin gözünden anlatır. 26 Mayıs 1960 gecesi “Resimli Osmanlı Tarihi” okurken sızan Vakıf’ın 1876 yılında gözlerini açmasıyla başlar. Tarih kitabının da beraber gelmesiyle Osmanlının kötü gidişatını engellemek için ilerde olabilecekleri anlatmaya çalışan Vakıf’ın başına gelenler komik bir dille anlatılır.

Oyun 1960 yılında başlar. Vakıf’ın karısı devamlı adama bağırıp emirler yağdırıyor. Pek bir şirret… Adam rüyasında kendini 1860’ta buluyor, karısı da değişmiş, Mahmure olmuş, el pençe divan duruyor, kocacığım diye üzerine titriyor.

Adam oyunun sonuna kadar yeni karısına pul koleksiyonunu göstermek adına dört dönüyor. 2010’un genci adama devamlı taktik veriyor, haydi götür su Mahmure’yi, eski karısı için de, bu karıyla yaşanır mı diyor.

Diğer taraftan anarşist, düzene ve babasına baş kaldıran oğlu Orhan, 1860’a dönünce babasına hürmette kusur etmeyen, milliyetçilik ruhuyla yanan gerçek bir vatansever olmuştur.

Özakman, bu oyununda, toplumsal olaylardan yola çıkarak Abdülaziz, V. Murat ve Abdülhamit dönemini aile-devlet-yargı üçgeni üzerinden ironik bir dille ele alıyor. Aynı zamanda kadın erkek ilişkilerinin dününü ve bugününü karşılaştırarak giderek yozlaşan toplumdaki aile kavramını çok sert bir şekilde sorguluyor.

Turgut Özakman’ın yazarı olduğu bu oyun takdire şayandır, tarihe ışık tutmaktadır ve çok da sağlam repliklere sahiptir. Örneğin “Kadın için önemli olan hürriyet değil zürriyettir.” Osmanlıdan Cumhuriyete, toplumumuzun siyasal serüveni, eleştirel, ironik ve keyifli bir komedyaya taşınmıştır.

Saf, düşünceli, ama siyasetin nasıl işlediğini bilmeyen, bu nedenle başına gelmeyen Vakıf’ın tüm isteği devletin bekasıdır. Ne var ki Vakıf’ın iktidarı uyarmak için gösterdiği çaba ve gayretin sahnede yarattığı komedi, sanatsal bir estetik içerisinde ilerlemiyor.

Sinevizyona yansıyan slâytların ekranda küçük ve yer yer eğik durması, 1876 yılına dönüldüğünde unutulan radyo gibi birçok teknik hata yüzünden oyun, kendisini bir türlü anlatamıyor. Kaldı ki olay ve mekân değişimleri için kullanılan sinevizyon başarıyla sergilenemediği için dikkat dağıtıp seyirciyi oyundan uzaklaştırıyor.

Sayın Sürmeli oyunu sahnelerken,

Sinevizyona neden ihtiyaç duyduğunu,

Oyundaki işlevinin ne olduğunu,

Kullanılan resimlerin ekranda neden küçük durduğunu,

Ve prova sürecinde neden önlem almadığını,

Oyunun epik dokusuna en büyük katkıyı sağlayan Anlatıcı’yı konudan bağımsız tutup güncel espriler katarak oyuna ne ölçüde katkı sağladığını

Anlatıcının sahneye sazla girdiği kısmın oyunu bir bütünden çıkarıp neden epizotlara dönüştürdüğünü,

Bu anlatımın epik bir dokuya sahip olduğunu düşünürken oyunu yabancılaştırdığını gözden kaçırdığını,

Genelevde kullanılan içki bardakları ve hapishanedeki yemek tasını doldurmayarak neden “gibi yapanlar”dan olmayı tercih ettiğini,

Sırf görsellik veya eğlence olsun diye değil, her olay sonrası sahneye çıkan dansçı kızlara neden ihtiyaç duyduğunu,

Dansçı kızların söylediği şarkıların yer yer anlaşılmadığı için kuru gürültüden ibaret olduğunu merak ediyorum.

Elbette tüm bu soruların cevabı sadece yönetmen de gizli. Sayın Sürmeli ekranlardan zaman bulabilirse oyunu tutarlı bir temele oturtmak için kendisine bu soruları sorması gerekir.

Anlaşılan o ki Ali Sürmeli zayıf yorumunu görsel öğelerle kapatmak isteyerek dansçı kızları, slayt gösterilerini ve tüm sahne olanaklarını öne sürmüş. Bunun da yetmediğini düşünerek sazlı sözlü bir anlatıma ihtiyaç duymuş. Ne var ki bu yorum, oyunu bir çocuk oyunu olmaktan ileriye götürememiş.

Vakıf rolünde Aydın Sigali, canlandırdığı kahramanla içli dışlı olmayı başarmış bir oyuncu olarak çıkıyor karşımıza. Sahnedeki gerçekçi anlatımı sayesinde seyircilerin dâhil herkesin bu işlerden vazgeçmesi gerektiğini düşündürüyor. Ama Vakıf, tüm bu söylemleri kulak ardı yaparak bu zor ve amansız rolün altından hiç düşürmediği temposuyla oyunu sırtlıyor.

Mahmure rolünde Zeynep Ozan, canlandırdığı iki kadın profilini de başarıyla sergiliyor. 1860 yılındaki kazulet kadın tiplemesi ile 1867 yılındaki narin kadın tiplemesi arasında kurduğu denge, yalın ve abartıdan uzak. Birbirine tamamen zıt bu iki tiplemede gösterdiği performans onu gecenin en başarılı oyuncusu kılıyor.

Hüsamettin rolünde Veysel Sami Berikan, çizdiği karakteristik oyunculuğu, doğaçlamaları ve yılların getirdiği deneyimi sayesinde izleyicileri coşturmayı biliyor. Keskin ifadeleri ve abartıya sınır tanımaksızın ustaca sergilediği rolü sayesinde sahneye her çıkışı, oyunu doruk noktasına ulaştırıyor. Gıcık olduğumuz, tabularıyla yaşayan klasik Hüsamettin’i seyircinin bağrına basmayı başarıyor.

Bireysel performansların ön plana çıktığı oyunda başarılı birtakım oyunculuğu da göze çarpıyor. Tüm oyuncuların kötü rejiye ve teknik hatalara rağmen ellerinden gelenin en iyisini yapmak için çabaladığından hiç şüphem yok.

Giysi tasarımında Funda Çebi, dönemi çok net ortaya koyan kıyafetleriyle oyunculara büyük ölçüde katkı sağlamış. Renkli kıyafetleri sayesinde görsel bir şölen sunuyor seyirciye.   Turgay Erdener’in oyun içerisinde pek işlevsel olmayan müzikteki seçimini beğendiğimi söyleyemem. Erol Dinçdemir’in pek kullanmadığı ışığı sade ve yerinde.

Dekor tasarımında Veysel Çıracı, ekonomik sahne anlayışıyla oyunu objelere boğmak yerine oyunculara rahat kullanım alanı bırakmış. Birinci Meşrutiyet dönemini döner bir platform üzerine koyduğu iki tahtla işi çözmesi ustalığına ustalık katmış. Sinevizyon dışında ikiye bölünebilen sahneyi çok iyi kullanmış.

Cihan Yöntem’in koreografisi, özellikle dansçı kızların sahneye çıkması konusunda abartıya kaçmış. Genelevi dışında dansçı kızların sahneye çıkması gereksiz geldi bana. Ayrıca dansçıların dansları da üstünkörü olmuş. Görsel bir şölen niyetinde olan Yöntem’in koreografisi ne yazık ki oyunun demecine uygun değil.

Görsel öğelere sırtını dayamak, yüksek bütçeler harcamak maalesef oyunu başarılı kılmaya yetmiyor. Türkiye’nin en önemli isimleriyle çalışmak, yaptığınız işin başarılı bir iş olacağı anlamına gelmediğine bu oyunla tanık olduk.

Özetle Ali Sürmeli yüksek bütçe ve sahne olanaklarıyla izleyicinin gözüne ‘sürme’ çekmekten ileri gidemiyor.

(OYUNUN KÜNYESİ):

Resimli Osmanlı Tarihi

Yazan: Turgut Özakman

Yöneten: Ali Sürmeli

Dekor Tasarım: Veysel Çıracı

Kostüm Tasarım: Funda Çebi

Müzik: Turgay Erdener

Işık Tasarım: Erol Dinçdemir

Koreograf: Cihan Yöntem

Yönetmen Yard.: Sultan Ertuğrul

Oyuncular:

Vakıf: Aydın Sigalı

Anlatıcı: Tarık Keskiner

Mahmure: Zeynep Özan

Dr. Kapolyon: Ahmet Yaşar Özveri

Orhan: Ozan Şahin

Vehbi Molla-Mithat Paşa: Mehmet Serimer

Abdülaziz- Murat Efendi: Şafak Karali

Fehmi Paşa- H. Avni Paşa: Salih Mat

Hüsamettin: Veysel Sami Berikan

1.ve 2. Görevli: Burcu Güner

1. Hürriyetçi: Taylan Ertuğrul

2. Hürriyetçi: Çağrı Mengüç

3. Hürriyetçi: Tolga İskit

Dansçılar:
İrem Kahyaoğlu, Seçil Mutlu, Deniz Alan, Işık Öztorun, Senem Akman, Fatma Yılmaz

Müzisyenler :

Piyano: Emre Efe

Keman: Ceyda Koyunoğlu

Perküsyon: Haluk Dolanbay

Klarnet: Selçuk Turna

Ud: Mustafa Dağlı



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: