Kadın Olmanın Koşulu Güzel Olmak mıdır? Kent Oyuncuları – Zorla Güzellik

Emine Kınacı

Amerikalı oyun yazarı Neil Labute, güzellik kavramını sorguladığı ve üçleme olarak yazdığı oyunlarında bu sorunun cevabını farklı şekillerde aramıştır. Üçlemenin ilk oyunu Şeylerin Şekli Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından 2007’de sahnelenmiştir. Yazar Şeylerin Şekli oyununda güzellik kavramını; daha önce hiçbir kadınla ilişkisi olmamış, gözlüklü ve çirkin bir üniversite öğrencisi Adam’ın, hayatına giren bir kadının (Evelyn) zorlamasıyla değişmesi hatta estetik yaptırması üzerinden sorgular.

Üçlemenin ikinci oyunu Şişman Domuz ise Bakırköy Belediye Tiyatroları tarafından 2010’da seyirciyle buluşturulmuştur. Oyunda genç ve yakışıklı bir genç adamın (Tom) şişman bir kadına (Helen) aşık oluşu, toplumsal önyargı ve baskılara rağmen ilişkilerini sürdürme çabaları dile getiriliyor. Yazar bu oyunda da güzellik kavramını bir kadın bedeni üzerinden sorgularken, okuyucuyu da önyargılarıyla yüzleştiriyor.

Neil Labute, üçlemenin son oyununda güzellik kavramını okuyucuya şu soruyu sordurtarak sorgulatıyor;

Güzellik nedir? Güzel bir yüze sahip olmak mı?

Bu sorunun cevabını Kent Oyuncuları tarafından sahnelenen, Amerikalı oyun yazarı Neil Labute’nin “güzellik” kavramını sorguladığı ve üçleme olarak yazdığı oyunların sonuncusu, Zorla Güzellik adlı oyunda bulabilecek miyiz?

Oyunda iki çiftin ilişkileri sunuluyor bize. Greg-Steph çifti ve Kent-Carly çifti.

Küfür kıyamet başlıyor oyun. Sürekli küfreden ve bağıran bir kadın, Steph var karşımızda. Belli sevgilisi Greg’e öfkeli, anlıyoruz bunu. Ama merak ediyoruz. O’nu bu kadar öfkelendiren ne olabilir? Sanırım ilk aklımıza gelen aldatılmış olabileceği. Oyun ilerledikçe anlıyoruz ki mesele bu değil. Greg, arkadaşı Kent ile konuşurken Steph hakkında “sıradan” bir yüzü olduğunu söylüyor. Steph’in delirmesine sebep olan şey işte bu. Sevgilisini bu yüzden terk ediyor.

Steph, Greg’i terk etmeden önce “erkek gibi” bir kadın. Yürüyüşü, konuşması ve kıyafetleriyle… “Kadın” dediğimizde çoğumuzun kafasında beliren kadın imgesinden çok farklı. Kalıpların dışında. Sıradan değil, farklı bir kadın aslında. Greg de Steph’i bu yüzden seviyor. Ne zaman ki Steph, Greg’in kendisi için sıradan bir yüzü olduğunu söylediğini öğreniyor, her şey tersine dönüyor. Greg, Steph’in öfkesini anlamıyor, söylediği şeyin neden bu kadar kötü etki yarattığının farkında değil. Steph, beğenilmemenin verdiği acı ve öfkeyle ayrılıyor Greg’ten. Bambaşka bir kadın olarak geri dönüyor. Kafamızdaki kadın imgesine uygun bir halde… Şık elbisesi, güzelce taranmış saçları, makyajıyla. Fakat yürüyüşü hala eski Steph. Bu yüzden yeni imajı üzerinde öyle eğreti duruyor ki; bu yeni kadını Steph’in de çok fazla sindiremediğini anlayabiliyoruz. Bir kimlik bunalımı yaşıyor Steph. Yarattığı yeni kadınla birlikte yeni bir de sevgilisi olduğunu öğreniyoruz.

Greg de Steph’in kendisinden ayrılmasıyla birlikte ilişkilerini sorgulama imkanı buluyor. Oyun boyunca diğer oyun kişilerine ve kendi yaşadıklarına uzaktan bakan biri konumunda Greg. Steph’e, Carly’e ve Kent’e bir gözlemci gibi dışarıdan bakarak, onlardan ayrı bir yerde durarak seyircinin de sorgulamaya katılmasını sağlayan joker karakter konumunda diyebiliriz Greg için. Olaylara dışarıdan bakmasının verdiği değerlendirme yetisiyle, bir başkası olmaya çalışan Steph’i değil, kendisi olan ve böyleyken mutlu olan Steph’i sevdiğini fark ediyor. Kent ile olan ilişkisinde de iyi arkadaş olduklarını düşünürken, Kent’in karısını aldattığı sırrının ağırlığı altında eziliyor. Carly ile olan arkadaşlıklarındaki dönüşüm ise Carly’nin hamile kalması ile gerçekleşiyor. Sevgiyi, kadın ya da erkek olmayı, arkadaşlığı ve güzellik kavramını Greg karakteri üzerinden sorgulatıyor yazar.

Diğer tarafta Carly ve Kent çiftini görüyoruz. Bu çiftin “mutlu” bir beraberliği var. Fakat bu mutluluğun devamı Carly’nin Kent’in yaptıklarını görüp görmemesine bağlı. Kent, çapkın bir koca ve kadını sadece cinsel bir nesne olarak görüyor. Ama kadına, kadının istediği gibi davranmasını da biliyor.

Carly, çok güzel ve tüm erkeklerin isteyebileceği bir  kadın konumundayken Kent ile evliliğinde bir sevgi bağı olmadığını görüyoruz. Kent bir kadında sadece dış güzellikle ilgileniyor ki karısı Carly’nin de vücudunu çok beğeniyor. Carly’nin başka özelliklerinden hiç bahsetmiyor. Carly ve Kent çifti üzerinden; kapitalist sistemde sıkıştırılmış yaşayan insanların, zamanlarının çoğunu çalışmaya harcamak zorunda kalan bu sebeple ilişkileri yüzeyselleşen, iletişimsizleşen insanların eleştirisi yapılır. Fakat bu yüzeyselliğin tek sebebi kapitalist düzene de bağlanmaz. Kent’in egemen erkek bakışıyla hareket etmesi, kadınla iletişimi cinsellik üzerinden kuran ve kadını idare edilmesi gereken çocuklar gibi gören erkil düşünme biçimiyle kadınlara yaklaşması, oyunun eleştirelliğine çok yönlülük kazandırıyor.

Carly’nin dönüşümü hamileliğiyle birlikte gittikçe değişen, “şişen” vücuduyla parelel gidiyor. Kilo aldıkça kocası Kent’in kendisinden uzaklaşması sonucu ve hamileliğinin de etkisiyle duygusallaşıyor. Bu süreçte tek arkadaşı Greg oluyor. Bu dönüşüm süreci Carly için olayları sorgulama dönemi de oluyor. Greg’in Steph için “sıradan bir yüzü var” demesini yadırgayıp hatta öfkelenip Steph’e anlatan Carly, Greg ile konuşmazken hamileliği ve vücudunun geçirdiği değişimle Greg’i anlamaya ve güzellik kavramını sorgulamaya başlar.

Oyun kişilerinin geçirdiği dönüşüme baktığımızda; kapitalist düzenin her şeyi ambalaja dönüştürdüğü bir düzende, ambalaja dönüşmüş Steph’i, erkek bakışındaki kadın imgesine uygun düşen Carly’nin hamileliği ile birlikte bir anda istenmeyen kadına dönüşmesini görüyoruz. Greg, gerçek bir sevgi yaşadığını düşünürken, bir yapaylığın ortasında buluyor kendisini. Kent ise egemen erkek bakışını simgeliyor. İki taraflı bir çatışma oluşturularak egemen erkek bakışı ve kimliğini bulamamış kadınların nasıl bir yaprak gibi savrulduğu gözler önüne seriliyor.

Oyunda iki çiftin sıradan ilişkilerini görüyoruz özetle. Fakat bu sıradanlık içinde yazar, ustaca kullandığı dil ile bize sıradan gelen ama hiç de sıradan olmayan bir düşünme biçimini görünür kılıyor. Bu, çoğumuzun özellikle de kadınların içselleştirdiği ataerkil düşünme biçimi. Kadın olmayı güzel olmakla eşdeğer tutan, bu uğurda kendi gerçeğini unutup başkasının istediği bir “ben” yaratmaya çalışan kadının düşünme biçimi. Greg ise bu düşünme biçiminin tuzağına düşmemeye çalışan biri. Greg ve Kent arasındaki çatışma bize sıradan gelen erkek egemen görme ve düşünme biçimini sorgulamamızı sağlıyor. Toplumsal cinsiyet olarak erkek ve kadın olma durumlarının sadece bize öğretilen önceden belirlenmiş roller olduğunu bunun değişebilir bir kurgu olduğunu Greg karakteri üzerinden görmemizi sağlıyor yazar.

Tabi bu sorgulamayı yapabilmemizi sağlayan sadece metin değil iyi oyunculuklar. Greg ve Kent karşıtlığını bize ustalıkla sunuyor Engin Hepileri ve Gökçer Genç. Kent’in karısı Carly rolündeki Aslıhan Gürbüz de Steph’le olan karşıtlığı başarıyla sunuyor bize. Başka bir “ben” yaratmaya çalışan Steph’i canlandıran Defne Halman ise, “erkek” gibi bir kadınken güzel elbiseler ve makyajıyla “istenilen kadın” olmaya çalışan ama bunu beceremediği için üzerinde eğreti duran komik bir karakter yaratmaya çalışmış. İyi oynandığında söylenilmek istenilenin seyirciye ulaşacağı komik bir karakter ortaya çıkabilirdi fakat Defne Halman “erkek” gibi olma durumunu abartılı şekilde kaba yürüyerek vermeye çalışmıştı. Ancak bu kabalık öyle abartılmıştı ki kaba olmaktan çok sakatmış gibi görünüyordu. Yüksek topuklu ayakkabılar ve mini elbiseler içindeyken bu yürüyüş daha da göze batmaya başladı. Defne Halman eğer sakat gibi değil de erkeksi yürümeyi başarabilseydi, oyun içindeki değişimi, başka bir kadın olma çabası belirginleşecek ve seyirciye de söylenilmek istenen ulaşmış olacaktı.

İlk sahnede, sahnenin ön kısmında bir yatak ve yanında bir eşofman vardı. Daha sonra iş yeri ya da restoran olarak değişen sahneye, masa ve sandalyeler geliyor. Sahne değişimlerinde, sade ve işlevsel olan dekor kolaylıkla değiştirilebiliyor. Dekorun sade ve işlevsel olarak tercih edilmesi, diyalogların, kullanılan dilin önem kazandığı bir oyunda, izleyicinin dikkatini “o an” a ve konuşulanlara çekmesi bakımından önemli, estetik ve doğru bir seçimdi.

“Kadınlık” ve “erkeklik” durumlarını ve bu bağlamda sorgulanan güzellik kavramını usta bir dil ile bize sunan Neil Labute’nin Zorla Güzellik oyununu, Kent Oyuncuları’nın sunumuyla özellikle Engin Hepileri’nin iyi oyunculuğuyla izlemek oyundan aldığımız keyfi bir hayli arttırdı.

Ben kendi cevabımı buldum oyunda. Gelin siz de “güzellik nedir?” sorusuna kendi cevabınızı, Kent Oyuncuları’yla birlikte keyifli bir oyunda arayın.

Yorum


işlemi tamamlayınız: