Shakespeare’e Maya Sahnesinden Selam

(Gülçin Gülan’ın Tiyatro Boğaziçi’nden Aysel Yıldırım, Özgür Eren ve İlker Yasin Keskin ile yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.)

Tiyatro eğitimini sitemli hale getirmiş, kumpanya tipi tiyatroculuğun önemli topluluklarından Tiyatro Boğaziçi artık Maya Sahnesi’nde. Önceki gün Kardeş Türküler konseriyle yapılan açılış öncesi görüştüğümüz Tiyatro Boğaziçi oyuncuları, yerleşik ve üstelik merkezi bir sahnenin kendilerine büyük katkı sunacağını düşünüyorlar.

İstanbul’a, Beyoğlu Halep Pasajı’nda yeni bir sahne kazandırarak tiyatronun engin birikimini, güçlü söylemini çok daha fazla insanla buluşturma yolunda önemli bir adım atan Tiyatro Boğaziçi, ilk oyun olarak da belgesel tiyatro dizisinden Selam Sana Shakespeare’i seçti. Oyunları, Maya Sahnesi ve BGST üzerine reji, metin yazarı ve oyuncu görevlerini bir arada üstlenen Aysel Yıldırım, İlker Yasin Keskin ve Özgür Eren’le konuştuk.

Rejisi, metni ve oyunculuğuyla çok olumlu tepkiler aldığınız belgesel tiyatro dizisi hangi oyunlarla devam edecek?

Aysel: Selam Sana Shakespeare, tiyatro duayenlerini oyunları, dönemleri ve biyografileri ile anlattığımız “belgesel tiyatro” dizimizin ikinci oyunu. İlki Molière Efendi idi. Bu sezon iki oyun da seyirci karşısında. Bu diziyi sürdürmeyi düşünüyoruz. Çünkü hem seyirci hem de kendi nezdimizde, bir aydınlanma faaliyeti özelliği taşıyan bu projeler, eğitim sistemi içinde de boşlanan bir alanı dolduruyor. Çoğumuz, aslında ilkokuldan itibaren tanımamız gereken bu insanları, tiyatro metinlerini belki de ancak üniversitede doğru düzgün tanıdık. Bu projelerin bir anlamda seyircimizde farkındalık yaratma gibi bir anlamı da var.

Shakespeare’i nasıl selamlıyorsunuz?

İlker: Selam Sana Shakespeare, uçsuz bucaksız Shakespeare deryası içinde, seyirciyle birlikte kulaç attığımız bir oyun. Onun o hafızalara kazınan, belki çoklarımızın ezbere bildiği mısraları içeren sahnelerin yanı sıra, Shakespeare’in dönemi ve hayatından bölümleri de içeriyor. Shakepeare’in esin perileri eşliğinde Shakepeare’in, onu yüzyıllardır ölümsüz kılan sırrı çözülmeye çalışılıyor. Tabii oyun haddini bilerek, bu işe bir giriş yaptığını belirterek bitiriyor ve gerisini izleyiciye bırakıyor.

İç içe geçen reji, metin, oynama süreci içinde yorumladığınız Shakespeare nasıl bir yazar?

Aysel: Bir geçiş çağı yazarı Shakespeare, bulunduğu çağa kuş bakışı bakabilen bir yazar. Ama öyle bir bakış ki bu, 400 yıl sonrasına dair bile çok şey görüyor. Kusturica şunları söylüyor: “Shakespeareyen bir çağda yaşıyoruz ama bizi anlatacak bir Shakespeare’imiz yok.” Ama Shakespeare’den bu güne dair çıkarabileceğimiz çok şey var. Brecht’in de dediği gibi, Shakespeare tam bir deneyci. Gördüklerini sanatına transfer ederken, elindeki tüm imkanları deniyor. Birikim adına yararlanabileceği her şeyden yararlanıyor ama bunları yenilikçi ve şiirli bir dile transfer ediyor. Diğer yandan, dönemin Londra’sı, iktidar, Shakespare’in kurduğu Globe Tiyatrosu, pek az kalıntı içeren Shakepeare biyografisinde bize yol gösterici oluyor.

Şimdiye kadar nasıl geri dönümler oldu?

Aysel: Bu oyundan çıkan birçok izleyici eve gidip Shakespeare okuduğunu söyledi bize. Oyunumuz, o unutulmaz sahneleri tekrar bir karıştırmaya, tazelemeye yönlendiriyorsa bu güzel bir şey.

Seyirciyle Buluşmayınca Yaptığınız İşin Anlamı Olmuyor

Maya sahnesiyle yola devam etme fikri nasıl doğdu?

İlker : Maya sahnesinin BGST ile tekrar tiyatro ve performans sahasına dönmesi fikri her geçen sene biraz daha canımızı acıtan çok net bir ihtiyaçtan doğdu: Tiyatro Boğaziçi’nin oyunlarını düzenli bir şekilde sergileme ihtiyacı… Örneğin bu sene üç yeni prodüksiyon çıkarmış durumdayız. Moliere’den sonraki ikinci gençlik tiyatrosu projemiz olan Selam Sana Shakespeare, grubumuz üyelerinden Sevilay Saral’ın yazdığı kadın tiyatrosu formundaki Otobüs, diğeri ise, hem düzenli bir işte çalışıp hem de haftanın bir veya iki günü bir araya gelerek tiyatro yapan grup üyelerimizin Şirket Hikayeleri adlı oyunu.

Bu oyunlarımızı Boğaziçi Üniversitesindeki salonların yanında birçok farklı yerde oynayabiliyoruz. Ancak oyun takvimimiz dağınık oluyor. Bu da tiyatro seyircisinin pek de arzu etmediği bir durum. Belediyelerin salon olanaklarından faydalansanız da bu ancak sınırlı sayıda olabiliyor. Böyle olunca seyirci sayınız da belirli sınırlarda dolanıyor. Malumunuz istediğiniz kadar gösteri çıkartın bunları çok seyirciyle buluşturamadıktan sonra yaptığınız işin pek de bir anlamı olmuyor.

Özgür: Öte yandan kendi ihtiyaçlarımızın yanında bir başka sorumluluğun altına da gireceğiz. Bizim gibi pek çok sanat grubu tiyatro ya da performans gösterileri için merkezi muhitlerde kendisine yer bulmakta güçlük çekebiliyor, bu sahneyle pek çok gösteriye sergileme imkanı, atölye ve kurslara da merkezi bir muhitte çalışma imkanı sunabilmek istiyoruz.

İlker: Maya Sahnesiyle yola devam etmemizde Maya Sahnesinin konumunun da payı var. Bir tiyatroseverin sahnemizdeki gösteriden önce veya sonra İstiklal Caddesi’nde vaktini değerlendirmek için pek kafa patlatmasına gerek yok diye düşünüyoruz. Kitapçılar, sinemalar çok canlı bir cadde. Her renkten insana rastlamak mümkün. Ülke gündemindeki her konu, gösteriler ve yürüyüşlerle bu caddenin eski taştan binalarının duvarlarında yankısını bulabiliyor.

Oyuncularımız Tiyatro Literatürüne de Katkı Sunuyor

Orijinal metinleri okuyabilen BGST’liler, tiyatro literatürüne de katkıda bulunuyor mu?

Özgür: Boğaziçi Üniversitesi(B.Ü.) Yayınevi aracılığıyla çıkarılan Mimesis Tiyatro / Çeviri – Araştırma Dergisi yaklaşık 20 yıldır yayınlanıyor. Aynı zamanda Konstantin Stanislavski, Augusto Boal ve Terry Eagleton gibi yabancı yazarların metinleri çevrilerek Mimesis Kitaplığı serisi altında B.Ü. Yayınevi tarafından basılmakta. Tiyatro Boğaziçi’nin oyunlarının metinlerine ve diğer kuramsal metinlerine ulaşmak isteyenler, BGST yayınlarından çıkmış kitaplara da bakabilirler. Tiyatro Boğaziçi’nde oyuncu olmak demek aynı zamanda yayıncılıkla ilişki kurmak, okuyup yazmak, çeviriler yaparak Türkiye’nin tiyatro literatürüne yeni metinler kazandırmak anlamına da geliyor.

Okul Müfredatları Zayıf Olunca Gençlere Yönelme İhtiyacı Duyduk

Nasıl bir süreçten geçerek bugüne geldiniz?

Özgür: Tiyatrocular, dansçılar, müzisyenler ve kuramsal araştırmacıları bünyesinde barındıran BGST’nin (Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu) tiyatro birimi oluyor Tiyatro Boğaziçi. 1995 yılında Boğaziçi Üniveritesinden mezun olmuş tiyatrocular tarafından kurulmuş. BÜO (Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları) adını taşıyan öğrenci kulübünde yürüttükleri tiyatro çalışmalarını mezuniyet sonrasında da devam ettirmek isteyen bu tiyatrocular, kulüple bağlarını koparmamışlar ve BÜO’nun gelişkin bir tiyatro okulu olmasına ön ayak olmuşlar. ‘90’lı yılların sonunda Boğaziçi’nde okumaya başladığımda BÜO Türkiye çapında öncü çalışmalarıyla bilinen bir tiyatro grubu haline gelmişti. Tiyatro eğitimini sistemli hale getirmiş, kumpanya anlayışını ön plana çıkaran bir gruptu.

BÜO nasıl bir tiyatro anlayışına sahipti?

Aysel: Yönetmen tiyatrosu burada kesin bir dille reddediliyor, kolektif katılımı ön plana çıkaran bir reji anlayışı savunuluyordu. BÜO’da amatörlüğün heveskarlık demek olmadığını, emek yoğun bir çalışma ile estetik düzeyi yüksek amatör ürünlerin verilebildiğini yaşayarak öğrendik. İlerleyen öğrencilik yıllarımızda ve mezuniyet sonrasında bizler de bu yapının geliştirilerek sürdürülmesi için elimizden geleni yaptık. BÜO ve Tiyatro Boğaziçi, belli ilkeler etrafında bir araya gelmiş oyunculardan oluşuyor. Genellikle toplumun orta sınıf kesiminden gelmiş olan Tiyatro Boğaziçi’li oyuncular, sahneledikleri oyunlarda da orta sınıfın sorunlarının ve çelişkilerinin ön planda olmasına dikkat ederler, diyebiliriz. Sahnelenen oyunların dramaturjisi oluşturulurken kültürel çoğulcu bir perspektifle hareket edilmesi, feminist duyarlılığın gözetilmesi ve sınıfsal adaletten yana bir tavır oluşturulması, Tiyatro Boğaziçi’nin temel özellikleri arasında yer alıyor.

Özgür: Tabii üniversite mezunu tiyatrocular olarak aydın sorumluluğuna ayrı bir önem verdiğimizi de eklemek gerek. Nitekim Moliere Efendi ve Selam Sana Shakespeare oyunları böyle bir duyarlılığın ürünleri olarak ortaya çıktılar. Çocuk ve genç seyirciler için özenle hazırlanmış oyunların sayısının az olması ve tiyatro klasiklerinin okul müfredatlarında oldukça az yer alması bizi bu oyunları hazırlamaya itti.

Gülçin Gülan

Evrensel