Tiyatrokare’de Leyla’nın Evi

Metin Boran

Tiyatrokare, Zülfü Livaneli’nin soylu ve yerleşik kültürle büyümüş bir kadının görgüsüz ve sonradan görme zengin bir çift tarafından evinin hile ile ele geçirilmesini anlattığı romanı Leyla’nın Evi’ni Zeynep Avcı’nın uyarlaması ile sahneye taşıdı. Dramaturjisini Ömer Faruk Kurhan’ın yaptığı oyunun yönetmenliğini Nedim Saban yapıyor. Müziklerini Ferhat ve Zülfü Livaneli’nin birlikte yaptıkları oyunun dekor tasarımında ise Nurullah Tuncer imzası var.

Zülfü Livaneli’nin romanı Leyla’nın Evi, konusu, olay örgüsü, anlatımı ve kişilerin ayrıntılı olarak kurgulanması ile başarılı bir roman olarak karşımıza çıkıyor. Soylu bir kadının entrika ile evinin ele geçirilmesinin etrafında gelişen olayları konu edinen Livaneli kuşak çatışmasını, farklı kültürlerin bir arada yaşaması üzerinden mülkiyet ilişkilerini ve günümüz toplumuna sirayet eden kültürel soysuzluğu da tartışmanın odağına taşıyor.

Zeynep Avcı Leyla’nın Evi’ni özenli bir çalışma ile sahnede somut bir anlatıma dönüştürüyor. Romanda Leyla’nın kibar ve entelektüel duruşu ile birlikte zarafetle kurduğu ilişkiler, Roxy’nin haylazlıkla birlikte tutku haline dönüştürdüğü hip hop ustalığı, Osmanlı saraylarında uşaklık yapmış nezaket sahibi Ali Yekta Bey’in ahlaki tutumu Livaneli’nin usta kalemi ve Zeynep Avcı’nın özel kurgusu ile seyirci karşısına çıkarılıyor.

Nedim Saban görsel yorumunu birlikte yaşamanın gerekleri ve kaçınılmazlığı üzerine inşa ediyor ve kişiler arası ilişkilerde özel bir dil ve yaklaşım geliştiriyor. Sonradan görme zengin Ömer ve sinsi eşi Necla Leyla’nın evini ele geçirip sokağa attıklarında onu kaldırımda kimsesiz olarak bulan gazeteci Yusuf Leyla’yı kendi evine davet eder ancak evde birlikte yaşadığı, iki kültür arasına sıkışmış olarak büyümüş ve Türkiye’ye kaçmış olan Alman kökenli Roxy yaşlı Leyla’yı evinde istemez.

Roxy’nin bu itirazına karşın Yusuf onu ikna etmeye uğraşır ve sonunda araya sanatın gücü girer. Roxy’nin evde akort basarken bulamadıkları akordu Leyla verir ve ilişkilerinde bir yakınlaşma, bir dil oluşur. Bu yakınlaşma her ikisinin de geleceğini olumlu yönde etkiler. Gazeteci Yusuf da bir yandan Leyla’nın evine yeniden kavuşmak için Ömer’in babası Ali Yekta Bey’i arar ve durumdan kendisini haberdar eder. Sonunda Ali Yekta Bey oğlunu ve onun eşini evi geri vermeleri konusunda uyarır, ancak gelini Necla soysuzdur, bir türlü ikna olmaz ve inadını ve hırsını Ali Yekta Bey’in kurşunları ile öder.

Nedim Saban Leyla’nın Evi ile önemli bir sorunu yeniden tartışmaya açıyor ve birlikte yaşamının zorunluluğuna dikkat çekiyor. Mülkiyet, kuşak çatışması, sanatın gücü, farklı kültürel kimliklerin korunması gibi toplumsal olgular üzerinde bir kez daha düşünmemiz için bize sahnede bir uyarıda bulunuyor.

Farklı müzik türleri ile yoğun bir atmosfer yaratılarak kotarılan oyunda görev alan oyunculardan yılların deneyimli oyuncusu Celile Toyon zarafetle beslediği oyunculuğu ile göz dolduruyor. Toyon evini kaybeden yaşlı bir kadın kompozisyonunda Leyla’ya özel bir anlam yükleyerek seyircinin karşısına çıkarıyor. Müzikle uğraşan, özgürlüğüne düşkün ve karmaşık kişiliği ile Roxy’i yansılayan Ayça Varlıer zor bir rolün başarı ile üstesinden geliyor. Görgüsü ve ahlaki tavrı ile adaletli bir yaşamın izini süren Ali Yekta Bey’de deneyimli oyuncu Nuri Gökaşan, üzerinde özenle düşünülmüş bir yorumla çıktı seyirci karşına. Gökaşan, sesi ve tavrı ile Ali Yekta Bey’in psikolojik ve toplumsal tavrını başarı ile yaşayan bir varlık olarak seyirci karşısına çıkardı. Necla rolünde izlediğimiz Melda Gür ile Ömer rolünü dönüşümlü olarak Volkan Severcan ile paylaşan Tekin Temel vasat bir oyunculukla çıktılar sahneye. Diğer rollerde izlediğimiz Ethel Mulinas, Meral Asiltürk, Halim Ercan, İsmail Karaer ve Bahadır Vatanoğlu oyunculukları ile yapıma önemli katkılar sundular.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: