“Bedensiz Kadın” ya da “Vicdan” ya da “İlahi Adalet” !

Savaş Aykılıç

Yöneten: Kazım Akşar
Çeviren: Füsun Günersel
Dekor: Şirin Dağtekin Yenen
Kostüm: Şirin Dağtekin Yenen
Işık: Enver Başar 
Müzik : Nurettin Özşuca

Oynayanlar

Reha Özcan, 
Ahenk Demir, 
Gılman Peremeci, 
N.Hakan Güneri, 
Gökalp Kulan

Konu:

Ülkemizde yeni yeni tanınmaya başlayan Hırvat tiyatrosu yazarlarından Mate Matisic’in Bosna savaşının ardından kaleme aldığı ilginç bir oyun. Orta yaşlı bir fahişe, emekli bir asker ile temizlenmek istenen vicdan azapları ve korkunç savaş suçlarıyla lekelenmiş bir beden. Komedi ve dramın iç içe geçtiği oyun, Hırvat tarafından olaya bakmasına rağmen, savaşta hiçbir tarafın yeterince temiz olmadığını da gözler önüne sermektedir. 

ELEŞTİRİ :

Tiyatro niçin yapılır? Bir oyun neden sahneye konur? Bir oyun neden tercih edilir? Hayır burada repertuvar kriterleri dersine girecek değilim. Bu soruları konuya girmek ve ısındırmak için soruyorum…

Bu oyundan sonra düşündüm de ben hangi tür oyunlardan ve neden zevk alıyorum, diye sordum kendime. Bana bir şeyler katan, beni geliştiren, ufkumu genişleten, bana yeni bakış açıları kazandıran, ezber bozan, yaşadığım çağı daha iyi algılamamı-sorgulamamı sağlayan oyunları daha çok seviyorum…

Peki ama yukarıda andığım ilkeleri bir tiyatro oyunu nasıl gerçekleştirebilir? Tabii ki gündemi yakalayarak. Bu gündem üzerinden ezberi sorgulayarak… İşte “Bedensiz Kadın” oyunu tam da bunları yapmayı başarmış görünüyor.

Olay Sırbistan’da mı, Bosna’da mı, Kosava’da mı, Mısır’da mı, Türkiye’de mi geçiyor?… Ne fark eder !

Yazar derdini “tiyatro dili” ile anlatıyor; seyircisini meraklandırarak, sorular sorarak, şaşırtarak, düğümler atarak, bekleterek, engeller koyarak, düşündürerek, taraf olmaya zorlayarak, cevapları finale bırakarak…

Oyun soğuk bir günde bir bekar evine benzeyen bir mekana gelen bir kadın ve bir erkekle başlıyor. Sonra kadının bir fahişe olduğunu anlıyoruz. Adam ise beklenenin aksine  “işe başlamak” için nedense isteksiz , tedirgin , sıkıntılı , tuhaf…

Öte yandan kadın da başka bir tuhaf ; “kaşar” bir fahişe gibi konuşuyor, kahkaha atıyor ama bunu bir korunma amacıyla bir zırh gibi giyinmiş olduğu kuşkusunu da veriyor konuşmadığı ve duygulu duygulu adama baktığı zamanlarda…

Derken adam “ağırdan almasının” nedenini açıklıyor: kanser hastasıdır ve ölmeden önce kadına çok ilginç bir teklifi vardır…

 Bu sırada beklenmedik bir şey olur ve eve anne çıkagelir… Oyunun bundan sonrasını izleyecek olanlara süprizin bozulmaması için yazmayacağım…

Olağanüstü bir metin olağanüstü bir oyunculuk performansı ile seyirciye verildiğini söyleyebiliriz.

Reha Özcan, hem kanserli hem psikolojik rahatsızlıkları olan ve vicdan azabından “ölen”  eski bir güvenlik görevlisi rolünde sıra dışı üstün  bir oyunculukla karşımıza çıkıyor. İçdünyası hakkında fikir ve ipuçları veren küçük topla  oyunları, psikolojik esleri (susuşları), annesi  ve eski silah arkadaşları ile ile çatışmasındaki ikilemleri (trajedisi), trajikomik “son”u… her şeyiyle göz dolduruyor…

Ahenk Demir de fahişelik yapsa da “faili meçhule kurban giden” kocasını hiç unutmayan, aradan on beş yıl geçmesine rağmen onun mezarını aramaya devam eden, biri yuvada hasta olan üç çocuğu ile yaşama mücadelesi veren, duyarlılığını ve içgüzelliğini erkeksi  ve “kaşar” tiplemesinin arkasına gizleyen gerçeklerin  (cinayetlerin ve kocasının mezarının) ortaya çıkması için mücadele veren “kurban” edilmiş ama onurlu kadını canlandırmada oldukça güzel bir kompozisyon çiziyor.

Gılman Peremeci, otoriter-baskıcı, oğlunun “kız arkadaş” diye tanıttığı kadına karşı önyargılı (!), bana göre oyunda resmi devleti ve sistemi simgeleyen ne varsa hepsini bedeninde toplamış; devlet için oğlunu seve seve ölüme gönderen “sıradan annenin” sıradan “faşizmi”ni annelik duygusunun verdiği ikilemler ve acılarla yoğuran yorumuyla ödüllük bir oyunculuk sergiliyor.

N.Hakan Güneri’nin rolü aşağı yukarı  yarısı bizim matrak mafya “Nuriş” ve diğer yarısı da onun “devletteki patronu olduğu iddaa edilen “Veli Küçük”ün birleşiminden oluşturulmuş, ayağından sakat, özel güvenlik komutanı  rolünde  ve sık sık arayan karısı ile başı belada pısırık koca tiplemesinde  oyunun grotesk ve trajikomik atmosferinin verilmesinde oldukça ustalıklı  ve akılda kalıcı bir kompozisyon çiziyor .

Gökalp Kulan ise tipik “özel güvenlik”çi arkadaş tiplemesinde bu tiplerin “kabalık”,”sertik”, “hoyratlık”, “faşizm” vb.nitelikleri çizmede  biraz “Çakıcı” ve biraz da “Ayhan Çarkın” benzeri bir  kompozisyon ile “failli meçhullerin faili meşhurları” sergisinin baş aktörü olarak o da diğerleri kadar övülmeyi hak ediyor.

Dekor, kostüm, ışık  yalın ama nüanslı yaklaşımlarıyla oyunun  reji sinin (Kazım Akşar) yakaladığı başarıdaki diğer pay sahipleri olarak üstlerine düşeni dört dörtlük yapmış görünüyorlar.

Oyunun konusu  : “vicdan” !

Başrollerde “ilahi adalet” ve “hesap sorma” !

Bu kavram, değer ve anlamlara duyarlılıkları olan seyircilere hararetle tavsiye edilir… Bunlara uzak olanların bu oyunu anlayacaklarından da seveceklerinden de kuşkuluyum…

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

““Bedensiz Kadın” ya da “Vicdan” ya da “İlahi Adalet” !” yazısına bir yorum var.

  1. Gılman Kahyaoğlu Peremeci dedi ki:

    Sayın Savaş Aykılıç; oyunu ve karekterleri bu denli güzel yorumlayan nadir kişlerden birisiniz.Teşeküürlerimi sunuyorum emeklerinize yüreğinize sağlık

Yorum


işlemi tamamlayınız: