Bir “Sahne Amiri”nin Vicdan Azabı

Savaş Aykılıç

Dün sabah telefonlarını açan İstanbul Devlet Tiyatroları çalışanları şu telefon mesajı ile uyandılar:

“MÜDÜRLÜĞÜMÜZDE SAHNE UYGULATICISI OLARAK GÖREV YAPAN BAYRAM ALİ ÇELEBİ 10.03.2011 TARİHİNDE VEFAT ETMİŞTİR. CENAZESİ İZMİT DERİNCE…”

Mesai arkadaşları, sahne makinistleri birimi ve görev aldığı oyundakiler hariç çok az kişinin tanıdığı, hatta hiç tanımadığı bu emekçi aslında kimdi acaba?

Yaşarken nedense hiç merak etmediğimiz bu arkadaşımızla ilgili bilgiler o öldükten sonra ortaya çıkmaya başladıkça ona karşı ne denli ilgisiz, duyarsız olduğumuzun acı gerçeği de yavaş yavaş ortaya dökülmeye başladı.

Evli imiş ve üç çocuğu varmış Bayram’ın. Ailesine bakabilmek için İstanbul’da öğrencilerle bir bekar evinde kalıyormuş. Belli ki zor şartlar altında yaşıyordu ve sağlığına , beslenmesine yeterli özeni gösteremiyordu ya da buna gücü yetmiyordu.

Sessiz biri idi Bayram…

O kadar sessizdi ki ben sahne amiri olduğum “İmparatorluk Kuranlar” oyununda ağzından çıkan bir tek kelime duymamıştım…Ya çok az konuşuyordu ya da gerekmedikçe hiç konuşmuyordu.

Onu en son gördüğümde aksessuvarcıların odasındaki bankta uyuyordu… Oyunun başlamasına az bir süre vardı. Teknikten arkadaşlarına sordum, “hasta, üşütmüş” dediler. Oyunun Yönetmen Yardımcısı Celal Kadri Kınoğlu’ya “Gel sana bir şey göstereceğim!” dedim ve onu kulisten alıp yatan Bayram’ın yanına getirdim.

Celal Kadri bu manzara karşısında şaşırdı, ne olduğunu sordu. “Üsküdar Tekel Sahnesi’nde zemin taş beton. Bu iki arkadaş da çıplak ayaklarla hem figüranlık yapıyor hem de dekor değiştiriyorlar.” dedim.

“Sağlık her şeyden önemli! Derhal terlik, ayakkabı ne varsa giysinler ve bundan sonra böyle oynasınlar!” dedi.

Nereden bilebilirdik ki Bayram’ın ciğerleri zatürreden iflas etmiş, günleri ise sayılıymış… Keçi gribi, nezle gibi basit bir soğuk algınlığı sandığımız şey artık son evresine gelen zatürre imiş meğer.

Geçen hafta başka bir sahnede görevli idim. Teknik Temsilcimiz Şafak Doğan Yalçın, Bayram’ın durumunu fark ederek zorla bir taksi ile onu hastaneye göndermiş. Hemen yoğun bakıma alınan Bayram bir hafta on gün kadar baygın yattıktan sonra Hakka yürüdü…

Sessiz biri idi Bayram…

Nasıl olmasın ki ?

O bir 4b’li idi. Sözleşmeli işçi…

4b’liler kadrolu gibi değil ki. Gerçi 1100 tl. civarında bir aylık alıyorlar fakat iş güvenceleri yok, özlük hakları yok. 11 ay çalışıyor, bir ay işten çıkartılıyorlar, sonra yine işe başlıyorlar. 12 ay kesintisiz çalışamadıkları için “mevsimlik işçi” kategorisinden çalıştırılıyorlar. Bu yüzden de tazminat hakları; özlük hakları doğamıyor, oluşamıyor…

Ülkemizdeki diğer milyonlarca 4b’lilerden biri idi Bayram… Tam da “Yeni Dünya Düzeni”nin istediği gibi “ağzı var dili yok”; sessiz; suskun; sendikasız (yıllık) sözleşmeli bir işçi…

Bayram’ın annesinin dediğine göre çocukken de ağır bir zatürre geçirmiş Bayram.

Ailevi sorunları var mıydı yok muydu bilmiyorum. Neden bu kadar sessizdi, suskundu? Belki de yaşadığı acılardan sonra bunalıma girmiş, yaşama enerjisini kaybetmiş, ilerleyen hastalığını bilerek ihmal ederek ve kimselerden yardım istemeyerek yavaş yavaş intiharı seçmişti…

Bilemem. Bunlar onun sorunu. Benim sorunum ise kendi vicdanım!

Bayram’ı bu kadar erken kaybedişimizde acaba benim de bir payım, rolüm, sorumluluğum var mı?

Bayram’ı biraz da benim duyarsızlığım, ilgisizliğim, bilgisizliğim öldürmüş olabilir mi?

Wolgwang Bohert’in Kapıların Dışında oyunundaki Beckman çavuş gibiyim:

“Bendim sorumlu! Ben onların amiriydim! Her şeylerinden ben sorumluydum!”…

Umarım Bayram bana ders olur, bundan böyle daha dikkatli, daha özenli, daha duyarlı olurum, önce sağlık, önce insan, önce insanlık derim…



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Bir “Sahne Amiri”nin Vicdan Azabı” yazısına2 birden fazla yorum var.

  1. Nurhan Tekerek dedi ki:

    Önce toplum sonra tiyatrocular olarak ne kadar insan kıymeti bildiğimiz ve de insanı önemsediğimizin kanıtlarından biri değil mi bu olay? Ne kadar yabancılaştığımızın, ne kadar hiçleştiğimizin, ne kadar şeyleştiğimizin? Çok düşündürücü!!!

  2. ceren okur dedi ki:

    Aynaya bakabilmek… Ne kadar az kişinin cesaret ettiği bir eylem Savaş. Bedelini ödemek gereken bir eylem… Yüzleşmeden ve bedelini ödemeden bir adım öteye gidebileceğimizi sanmıyorum insan olma yolculuğunda ve cesaretini duyuyorum.

Yorum


işlemi tamamlayınız: