Oyun Yazarlığının 40. Yılında Tuncer Cücenoğlu’yla Söyleşi

İhsan Ata

Türk tiyatrosunun en üretken kalemlerinden biri olan Tuncer Cücenoğlu’yla birlikteyiz. Tuncer Cücenoğlu yapıtlarıyla sadece Türkiye’de değil birçok ülkede de anılan bir yazar. Yapıtları 40 ı aşkın ülkede sahneleniyor, repertuarlara giriyor.

Özellikle Rusya başta olmak üzere Avrasya ülkeleri, Balkanlar ve Orta Avrupa ülkeleri sahneliyor oyunlarını…  Belçika’dan Amerika’ya, Almanya’dan Japonya’ya uzanan bir coğrafyadır bu.

Bugünlerde oyunları İspanyolca ve Arapça konuşulan ülkelerde de repertuarlara girmeye ve yaygınlaşmaya başladı. Adım adım evrensel bir Dünya yazarı olma yolunda…

Cücenoğlu’nu biraz tanıyalım.

10 Nisan 1944, Çorum/Türkiye doğumlu.

Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi mezunu.

Türkiye Yazarlar Sendikası ve P.E.N. Türkiye Merkezi üyesi.

MSM (Müjdat Gezen Sanat Merkezi) Dramatik Oyun Yazarlığı öğretmeni.

SAKM (Sadri Alışık Kültür Merkezi) Dramatik Oyun Yazarlığı öğretmeni.

Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi Yazarlık Bölümü öğretim görevlisi.

Habertürk ve Birgün Gazetesi ve Aydınlık Gazetesi yazarı…

Oyunları: Kördövüşü,  Öğretmen, Kadıncıklar, Çıkmaz Sokak, Dosya, Biga-1920,  Kumarbazlar,  Helikopter, Yıldırım Kemal, Matruşka,  Ziyaretçi, Şapka, Boyacı, Neyzen Tevfik, Kızılırmak, Çığ, Sabahattin Ali’yi Kim Öldürdü, Yeşil Gece, Ah Bir Yoksul Olsam, Tiyatrocular, Che Guevara,  Mustafam Kemalim, Gece Kulübü, Kadın Sığınağı

Sayın Cücenoğlu arzu ederseniz söyleşimize son gelişmelerden başlayalım. Gazi Üniversitesi’nin onurunuza verdiği yaşam boyu ödül olayı nasıl gelişti.

Bu sezon benim oyun yazarlığımda 40. yılım. Bunun duyulmasıyla birlikte öncelikle Rusya, Romanya, Bulgaristan, Moldova, Almanya ve benzeri birçok ülke harekete geçti. İşin sevindirici yanı Türkiye’den de Üniversiteler duyarlı davranmaya başladılar ve Gazi Üniversitesi ilk kutlamayı yaptı. Hacettepe Üniversitesi Konservatuarı da 40. Yıl kutlamalarını 2011 yılına yaydı…

40. Sanat yılınızla ilgili bir takım etkinlikler var.

İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları 40. yılım için ÇIĞ oyunum oynandı. (Rejisör: Kemal Başar), Devlet Tiyatrolarımızın da etkinlikler yapacağını Sayın Lemi Bilgin söylemişti. Sanıyorum olacak. Ayrıca Çorum doğumlu olduğum için hemşerilerim de harekete geçmişler… Yani bu bağlamda epey etkinlik olacağını söyleyebilirim. Kesinleşmeden söyleyemiyorum ama birçok Üniversite de yapacak bu tür etkinlikler…

13–15 Ocak tarihlerinde Bulgaristan’a Matruşka’nın galasına katıldınız.

Evet, Bulgaristan benim sıkça gittiğim ülkelerden biridir. 14 Ocak gecesi Plovdiv Devlet Tiyatrosu’ndaki Matruşka galasına katıldım. Halen Kardjali Dimitır Dimov Tiyatrosu’nda sürmekte olan Lavina (Çığ) adlı oyunumu da yönetmiş olan büyük rejisör Plamen Panev gerçekleştirdi bu Matruşka’yı… Matruşka’yı oynayan 3. tiyatro oluyor böylece Bulgaristan’da…

20 Ocak gecesi İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı Kadın Sığınağı galanız vardı.

Evet. Serpil Tamur yönetti oyunu. En son oyunumdur. Uygulama da çok başarılı. Çok seviyorum bu oyunu. Sanıyorum Dünyanın birçok ülkesi de oynayacaktır Kadın Sığınağı’nı… Hemen birçok dile çevrildi zaten. Çünkü kadın sorunları yalnızca bizim ülkemize ait değildir.

26 Ocak gecesi de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları yapımı Çığ oyununuzun prömiyeri yapıldı Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde…

Evet, Çığ ilk kez oynanmaya başlandı İstanbul’da… Kemal Başar yönetti. Çok değerli bir kadro oynuyor.

Çığ adlı kitabınızda oyunu dostunuz Yusuf Kurçenli’nin anlattığı olay sayesinde yazdınız. Genelde böyle olmuyordur herhalde. Cücenoğlu yazma eylemine nasıl karar veriyor?

Çığ adlı oyunumu Kurçenli’nin anlattığı bir olay üzerine yazmadım. Yalnızca bir cümlesi üzerine yazdım. Durumu anlatan bir cümleydi bu. “Çığ tehlikesi yüzünden insanların suskun kaldığı bir yer olduğu” ndan söz etmişti güneydoğu’da… O kadar…

Genelde olaylar, durumlar, yaşadıklarım ya da çevremde yaşanılanlar etkilerse beni yazmaya başlarım.  Özel olarak yazmayı düşündüğüm oyunlar da olur. Örneğin Sabahattin Ali, Neyzen Tevfik gibi insanlar etkilemiştir beni yaşamlarıyla. Oyunlarını da o nedenle yazmışımdır.

Kördövüşü adlı oyununuzun bir ilköğretim okulunda sahnelenmesi nedeniyle olay çıktı. Hatta birçok sanatçı size destek oldu. Olay mahkemeye taşındı. Ben de bir makale yayınlamış ve olayı Molier’in “Tartuffe”sine benzetmiştim.

“Kördövüşü” benim ilk oyunumdur. Maalesef böyle bir olay yaşanmış… Bu çok üzücü kuşkusuz… Demokratikleşmeden söz eden iktidarın içtenliğini de gösteren bir örnektir bence… Sanıyorum takipsizlik kararı verilmiş Yargı organlarınca. Ama bu kafalarla ülkemiz nereye gidecek, bu tartışılmalı bence…

Aslına bakarsanız Türk tiyatrosunun en büyük sorunlarından biri metin problemi…  Bugün dünya ölçeğinde Holywood’da bile metinlerin tükendiğini ve bunun için çeşitli yarışmaların yapıldığını biliyoruz.  Ülkemizde de birçok oyun yazma yarışmaları var. Bunların başını da MİTOS-BOYUT geliyor. Yeni Tiyatro Dergisinin geçen sayılarında Doç. Dr. Sema Göktaş, “Yazarın Adı Yok” diye bir makalesi yayımlandı. Ve Türk tiyatrosunun çektiği metin problemine dikkat çekti. Sizce neden Türk tiyatrosunda çok yazar yetişmiyor?

Tüm Dünyada bir metin krizi yaşandığı gerçektir, Sayın Göktaş’ın dediği gibi. Ancak bizdeki metin krizinin yapay olduğuna inanıyorum ben. Kendi örneğimden verecek olursam benim bile repertuarlara girmekle birlikte sahnelenmemiş 5 tane oyunum var.

Che Guevara, Tiyatrocular, Ah Bir Yoksul Olsam, Sabahattin Ali’yi Kim Öldürdü ve Gece Kulübü… Bu oyunlardan örneğin CHE GUEVARA Almanya’da çok önemli iki tiyatronun repertuarına alındı. Ayrıca Moskova ve Bükreş’te de sahnelenecek. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Türkiye’de metin krizi yok bana göre. Endişeler var hepsi bu…

Yılda yaklaşık 2 oyun yazarak bu anlamda çok büyük bir açığı kapatıyorsunuz.

Benim görevim oyun yazmak. Yaşadığım sürece evrensel bağlamda ne kadar çok oyun üretirsem hem ülkem, hem de başka ülke tiyatroları için yararlı olacağına yürekten inanıyorum ve yazmayı sürdürüyorum.

Genç yazarların ortaya çıkması için önerim de Devlet Tiyatrolarımızla Şehir Tiyatrolarımızın yalnızca genç yazarların oyunlarının sahneleneceği birer sahneyi İstanbul’da oluşturmalarıdır. Seçkin dramaturglar ve rejisörlerle uygulamalı olarak yeni yazarların çıkacağına olan inancım tamdır.

Oyunlarınızın birçoğu ülkemizde de devlet tiyatrolarının yanı sıra birçok ödenekli ya da özel tiyatroda ve hatta yüzlerce amatör tiyatroda yer aldı, alıyor. Oyunları bu kadar sık sahnelenen bir yazar olmak nasıl bir duygu?

Beni yeni oyunlar yazmaya özendiriyor bu durum. Mutluyum kuşkusuz.

Peki, bu alanda başka bir isim var mı?  Elbette birçok oyuncu yazar var. Örnekse Civan Canova, Semih Sergen, Yiğit Sertdemir vs. Ama siz sadece yapıtlarınızla Türk tiyatrosunda yer alıyorsunuz.

Eğer evrensel bağlamda insan gerçeğini anlatıyorsanız ve bunu da kalıcı oyunlar yazarak gerçekleştiriyorsanız sonuç almanız doğaldır. Oyun yazarlığımın rastlantısal olmadığını söyleyebilirim. Benim oyunlarımın yaygınlaşmasının bazı yazarlarımızın bazı oyunlarının da Dünya Tiyatrolarında yer almasını sağlayacağını söyleyebilirim.

Çok önemli ulusal yazarlarımız var, bunu da biliyorum. Haldun Taner, Orhan Asena, Turgut Özakman ve Güngör Dilmen gibi… Ama ulusallık boyutunu yakalamak Dünya tiyatrolarında yer almayı getirmiyor maalesef. Bu gerçeği de bilmemiz gerekiyor…

Türk Tiyatrosunun neresinde görüyorsunuz kendinizi?

Rus ve Gürcü tiyatrocu dostlarım bana Türk Tiyatro oyuncularının mükemmel olduğunu söylemişlerdi bir söyleşi sırasında. Hatta bir Gürcü yönetmen oyuncularımız için Dünyanın en iyileri yorumunu yapmıştı.  Buna ben de yürekten katılıyorum.  Bakü’de yapılan uluslar arası Tiyatro Konferansında beni Dünya Tiyatrosunun en önemli çağdaş oyun yazarı diye sundular.

Ben de abartmayın demek zorunda kaldım. Benim kendim için yargım şudur. Belki haddimi aşacağım ama ben yazar olarak kendimi çağdaş Dünya Tiyatrosunun en önemli yazarlarından biri olarak görüyorum. Belki de bu inancım beni daha dikkatli, daha yaratıcı kılıyor.

Bizim ülkemizde sanatçının değeri öldükten sonra anlaşılır diye bir kavram var. Sanırım siz bu tabuyu yıktınız. Yazdığınız birçok oyununuz başta Devlet Tiyatroları olmak üzere hemen her tiyatro repertuarına almıştır.

Evet, bu konuda şanslıyım galiba… Belki de ben değil yazdığım oyunlar bu şansı yaratıyor bana…

Yazarlık serüveni nasıl başladı?

Yazarlık serüvenim lise yıllarımda mizah (gülmece) öyküleri yazarak başladı. İlk öyküm İhtiyaç Fabrikası adını taşıyordu. Bir ilkokul öğrencisinin babasından çeşitli nedenler öne sürerek para istemesini anlatıyordu. Defter-kalem için para. Silgi için para. Hatta Kızılay’a yardım için para. Öykünün finalinde ise zaten kıt kanaat geçinen bir memur olan baba “Ben ihtiyaç fabrikası mıyım? Yeter artık!” diye feveran ediyordu oğluna. Sanırım Çorum Haber’de yayımlanmıştı bu öyküm.

27 Mayıs Devrimi’nden sonra Çorum’a turne yapan Devlet Tiyatrosu’ndan hayatımda ilk kez bir tiyatro oyunu izledim.  “Koçyiğit Köroğlu”. Oyun öyle etkilemişti ki beni öyküden vazgeçip oyun yazmaya yöneldim… Aziz Nesin’i aşamazdım öykü yazarak zaten.  İyi etmişim. Yüksek öğrenim için Ankara’ya gelmemle de tiyatro olayım ve yazarlığım hız kazandı.

Yurtdışına açılma serüveniniz nasıl başladı?

İlk kez 1987 yılında Yugoslavya’da başladı Kadıncıklar adlı oyunumla bu serüven. Rusya, Polonya derken tüm Dünyaya yayıldı. Tek yaptığım şey belli başlı dillere çevirtmek oldu oyunlarımı. Ve bunu tek başıma yaptım. Ama şimdi durum farklılaştı artık. Herkes buluyor oyunlarımı…

Oyunlarınızda toplumsal olaylardan yola çıkarak bizlere bizi anlatıyorsunuz. Fantastik kurguların olmadığı gerçekçi bir tarafınız var.

Oyunlarımın toplumcu gerçekçi bir yaklaşımı olduğu bir gerçek… Ancak oyunlarım bizi bize anlatmakla kalmıyor birçok Dünya halkını da anlatıyor sanırım. Ama bunu da göz boyamayla değil doğrudan ve kolay anlaşılır bir anlatımla yapmaya çalıştığım, karakterler yaratma çabasıyla, sağlam hikâye örgüsüyle tüm halklar için iletilere dönüştürme çabası içinde olduğum için başarabiliyorum sanırım.

Şu an üzerinde çalıştığınız yeni bir oyun var mı?

Sabiha Sertel benim ilgimi çeken çok önemli bir gazeteci yazardır. Tan Gazetesi tek parti döneminde tahrip edilince yurt dışına gitmek ve Bakü’de yaşamak zorunda kalan antifaşist bir aydın kadınımızdır. Zaten Bakü’de de ölmüştür. Sabiha Sertel Olayı’nı yazmak istiyorum. Yavaş yavaş kurmaya başladım öyküyü beynimde. Aslında bundan sonra yazmak istediğim üç oyun daha var. Ama şimdilik söylememem daha doğru olur…

Cücenoğlu evde nasıl?

Evde de çalışırım. Pek TV seyretmiyorum. Gala ve benzeri çok özel durumlar dışında gece yaşamım da yoktur. Ayda bir kere Çiçek Bar’a giderim o kadar. Ya da yurtdışından konuklarım gelmişse onlarla gideriz bir yerlere.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Sabah genellikle erken kalkarım. Tıraşımı olurum. Duşumu ve kahvaltımı yaparım. Bu arada evime her gün giren Cumhuriyet Gazetesi’ni okurum. Arabama biner Taksim’e Yayınevi’ne gelirim… Odama girer ve okumam gerekenleri okurum… Eğer yeni bir oyun yazacaksam ya da yazıyorsam gereğini yaparım.

Öğleden sonra genellikle görüşmek isteyenlerle görüşürüm. Perşembe günleri MSM’deki dersime, Pazar günü de Zeytinburnu ve SAKM’deki derslerime giderim. Ayda bir kereyse Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi Yazarlık Bölümü’ne giderim.

Onun dışında elimden geldiğince Devlet ve Şehir Tiyatroları ile bazı özel tiyatroların, varsa, galalarına giderim. Ya da görmediğim oyunları görürüm.

Kuşkusuz bu işleyiş İstanbul’daysam olur…

Son olarak, bir akademisyen ve yazar olarak yazar adaylarına nasıl bir yol önerirsiniz?

Öncelikle ve özellikle kendi edebiyatımızdan başlamak üzere, komşu edebiyatların bazı temel kitaplarını okumalarını öneririm. Daha sonra da Dünya Edebiyatının artık klasik olmuş roman, öykü, oyun ve benzeri ürünlerini…

Dünya sineması için de bu geçerlidir…

Tiyatro oyunlarını kesinlikle kaçırmasınlar…

Halkın içinde yaşasınlar. Halkı tanısınlar…

Yaşamın içinde olmayan insan yazar olamaz. Bir iki eser çıkartsa da devamı gelmez.

Bir de olaylara, gerçeklere değişik açılardan baksınlar…

Gideni ve gelmekte olanı görsünler…

Evrensel ve kalıcı olanın ne olduğunu kavrasınlar…

Sınıf gerçeğini iyi kavrasınlar…

Bütün bunlar için de çok çalışsınlar, asla zamanlarını boşa harcamasınlar…

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. İyi çalışmalar.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: