20. Yılında Tiyatro Stüdyosu’ndan Dört Dörtlük Bir Çehov Yorumu: “Vanya Dayı”…

İhsan Ata

Tiyatro Stüdyosu 20. yılını, geçtiğimiz günlerde “Vanya Dayı” şerefine verdiği bir gala ile Cevahir’de kutladı. Tiyatro Stüdyosu’na 20 yıl içerisinde emek veren sanatçılarda sahneye davet edildi. Sahneye sığmayan dev isimlerle Tiyatro Stüdyosu adeta gövde gösterisi yaptı. Dev isimleri arkasına alan Levendoğlu, geride bıraktıkları 20 yıla dair kısa bir konuşma yaptı. Oyun sonrası 20 yılda sahnelenmiş oyunlara dair bilgiler ve ilgili değerlendirmelerin yer aldığı arşiv niteliğinde nefiste bir kitapçık dağıtıldı. Tiyatro Stüdyosu, Vanya Dayı’yı sahneleyerek 20. Çehov’un ise 150. Doğum yıldönümünü kutlayarak oyuna ayrıca özel bir anlam katmış oldu.

Tiyatro Stüdyosu’nun 20 yıllık tarihine baktığımız zaman Vanya Dayı dışında tüm oyunlarının Türkiye’de ilk kez sahnelenmiş olduğunu görüyoruz. “Çöplük”, “Balkon”, “Bugün, Yarın (Teyzem ve Ben)” gibi birçok oyun Tiyatro Stüdyosu’nun ardından ödenekli ve özel tiyatroların repertuarlarına girerek yıllarca sahnelendi ve sahnelenmeye devam ediyor… 20 yıl boyunca süregelen bu ilkeli ve nitelikli tiyatro anlayışı, aynı zamanda Tiyatro Stüdyosu’na 49 da ödül getirdi.

Konu kısaca şöyle: Emekliye ayrılmış Profesör Serebryakov ile karısı Yelana bir önceki eşinden olan kızı Sonya, kızının dayısı Vanya ve eski kaynanası Maria’nın yaşadığı çiftliğie dönmüştür. Maddi imkânsızlıkları yüzünden, hastalığını rahat bir ortamda geçirebilmek çiftliğe çağırılan Doktor Astrov’un eve daha sık girip çıkmaya başladığını aynı zamanda içkiye alıştığını görürüz. Oyun ilerledikçe Yelena karakteri baskın olmaya, evin de gerilimi artmaya başlar.

İlerleyen süreçte Astrov ve Vanya’nın güzeller güzeli Yelena’ya, Sonya’nın ise genç ve tecrübeli bir doktor olan Astrov’a içten içe âşık olduğunu anlarız. Bu aşk döngüsü Profesörün evi satmak istemesiyle bir anda ikinci plana düşer. Yıllarca Serebryakov’un tahsili için çalışıp didinen ev ahalisi bu durum karşısında şok olmuşlardır. Hatta Vanya, Serebryakov’u öldürmeyi bile dener. Durumun vahametini anlayan Profesör evi satmaktan vazgeçer. Oyun, Yelena ve Profesörün evden ayrılmasıyla son bulur.

Oyuna geçmeden önce Çehov’un komedi anlayışından biraz söz etmek gerekir. Çehov, tüm yapıtlarının ısrarla komedi olduğunu savunmuştur. Oysa oyunlarına baktığımız zaman öyle dışavurumcu bilindik komedi öğeleri görülmez. Elbette bu Çehov’un ince bir komedi anlayışından gelir. Çehov’un yaşamıyla oyunlarını karşılaştırdığımız zaman onun komedi anlayışını günümüz literatürüyle “Kara Mizah” olarak açıklayabiliriz. Eserlerinin izleyici de bıraktığı “Ağlasak mı gülsek mi” ikilemi de bunu destekler.

Diğer taraftan karakterlere yüklediği anlamlar dışında bu anlayışı metin içerisinde de görmek mümkündür. Oyunda geçen, Vanya Dayı’nın yaşıyla ilgili olan söylemleri ilk bakışta okuyucuyu üzse de diğer taraftan gülünç de gelmektedir. Okuyucuya trajik gelen bir replik sonrası arkasından gelen komik bir durum ya da söylem nedeniyle Çehov’un oyunlarını “Trajikomik” başlığı altında değerlendirmemiz daha sağlıklı olacaktır. Çünkü Çehov’un oyunlarında trajik öğeler, komik öğelerden daha baskındır.

Vanya Dayı, Çehov’un diğer oyunlarında da olduğu gibi bir sistem eleştirisi üzerinden ilerlemektedir. Çehov, eserlerinde insanlar arasındaki ilişkiyi ve toplum ahlakını eleştirir. Profesöre yıllarca hayranlık duyan Vanya Dayı, gördükleri karşısında; “Sanat hakkında kelamlar edersin ama sanat hakkında zerre kadar fikrin yoktur.” cümlesiyle, bir şekilde toplum tarafından saygınlık görenlerin içyüzünü eleştirmiştir. Ayrıca Çehov, Vanya’nın Profesöre, “Zamanında beğendiğim yazılarına bakıyorum da aslında beş paralık değeri yokmuş, amma da gözümüzü boyamışsın” söylemiyle gördüklerimizin sadece görünenden ibaret olmadığını, açıkça ifade etmiştir.

Diğer taraftan Helena’nın Profesörden ayrılıp kendisiyle aşk yaşaması gerektiğini desteklemek için “Bir kadının katlanılmaz ve yaşlı kocasına ihanet etmesi ahlaksızlık sayılırken gençliğine acımayarak hislerini köreltmeye çalışması neden sayılmaz” ifadesi, toplumun genel ahlakı üzerine sistematik bir eleştiri getirir.

Tüm bu olgular ışığında Çehov oyunlarını sahnelemek başlı başına bir sorun haline geliyor. Metinle yazar arasındaki bu tezatlık haliyle oyunu sahneye koyan rejiyi de zor durumda bırakıyor. Türkiye’de ilklerin öncüsü Tiyatro Stüdyosu, Çehov’un bu ısrarlı komedi tutumuna sadık kalarak oyunu komik bir dile sokmaya girişmiş.

Ne var ki Çehov, Moskova Sanat Tiyatrosu’nun yorumunda “Bunu böyle yapamazsınız, bu bir dram değil” diyerek ayağa fırladığı gibi bugün Tiyatro Stüdyosu’nun yorumunu da izleseydi sanıyorum yine ayağa fırlayacaktı. Bu nedenle izleyenlerin yazarın söyleminden yola çıkarak oyunu izlemesi başlı başına bir önyargı oluşturacak, haliyle değerlendirirken hataya sevk edecektir.

Ahmet Levendoğlu, oyunu sahneye koyarken yazar-metin tezatlığına broşürde bir açıklama getirerek oyunun yorumuyla ilgili “Yazarın komedi pusulasından vazgeçmeyeceğini” ifade etmiş.

Ahmet Levendoğlu, Mehmet Ali Kaptanlar, Emrah Elçiboğa ve Serda Kondeler Aktuna dışındaki oyuncularla bu oyunda ilk defa çalışmış. Kadroda genç oyuncuların yanı sıra tecrübeli oyunculara da yer vermiş. Oyuncu kadrosu; Mehmet Ali Kaptanlar, Emrah Elçiboğa, Defne Gürmen Üstün, Ezgi Bakışkan, Metin Beyen, Gülsen Tuncer, Vural Buldu, Serda Kondeler Aktuna ve Gürcan Salihoğlu isimlerinden oluşuyor. Aynı zamanda Çiğdem Erken, Efter Tunç ve Kemal Yiğitcan gibi Türkiye’nin önde gelen çok önemli tasarımcılarını da bir araya getirerek başarılı bir kast çıkarmış.

Vanya Dayı, bir hiç uğruna yaşadığını düşündüğü için giderek aksileşmiştir. Yaşananlara gösterdiği tepkilerden önemsiz biri olduğunu düşünen Vanya, aslında tüm ev efradının da ümitsizliğini temsil etmektedir. Bir yanda Yelena’ya duyduğu aşk, diğer yandan Profesöre duyduğu öfke arasında gidip gelen Vanya Dayı karakteriyle izleyicinin huzuruna çıkan tecrübeli oyuncu Mehmet Ali Kaptanlar, Vanya’nın yaşamındaki bu gelgitleri başarılı sunumuyla ete kemiğe bürüyor. Dizleri üzerine düşen Vanya’nın içler acısına üzülürken, çiçeklerle gelen Vanya’ya gülümsememizi, fars öğeleriyle izleyiciyi canlı tutmayı başarıyor. Tam da yönetmenin istediği gibi bir durum komedisi yaratıyor.

Mihail Astrov, psikolojik katmanların derinliğinde gezinen bir doktordur. Basit biri köy doktoru olmasına karşın kendisini geliştirmiş bir karakterdir. Ormanlara adadığı yaşamıyla insanoğlundan uzaklaşma çabasında olan Astrov karakterinde Emrah Elçiboğa, oyunculuğu ile başarılı bir performans sergiliyor.

Sonya, oyunun en naif, alçakgönüllü ve yumuşak başlı karakteridir. Tüm olumsuzlukların ışığında isyan etmeyen, durumunu kabullenen aynı zamanda özellikle Doktor’a olan aşkına cevap alamadığı için ümitsiz bir karakterdir. Mutsuz olduğunu belli etmemeye çalışan çaresiz Sonya karakteriyle Defne Gürmen Üstün, Sonya’nın mutsuzluğunu canlı bir tablo olarak seyirciye sunmayı başarıyor. Düşünceli Sonya, güzelliğinden dolayı Yelena’ya imrenirken Astrov’a olan aşkı yüzünden bedbaht bir karakterdir. Sonya’nın taşıdığı tüm bu bıçak sırtı karakteristik özellikleri Defne Gürmen Üstün, oyun boyunca bir kez bile sekteye uğratmıyor.

Yelena Adreevna, tembel olmasının yanı sıra oyunun kilit noktasında bir karakterdir. Güzelliği dışında kimseyi etkilemek için bir uğraş vermemesi ve kendi halinde yaşamaya çalışması onun en belirgin özelliğidir. Tüm bunlara karşın bütün karakterler Yelena üzerinden şekillenmektedir. Yelena’yı Ezgi Bakışkan canlandırırken karakteristik olarak pasif görünmesine karşın aktif bir rol oynaması gerektiğinin bilincinde temiz bir oyunculuk sergiliyor.

Profesör Vladimiroviç sanat tarihi üzerine çalışmalar yapmış hasta ve emekli bir karakterdir. Akademisyenliği nedeniyle küstah bir yapıya sahip olan Profesör rolünde Metin Beyen, karakterini sivriltmeyi başarmasına karşın karikatürize Profesör rolüyle klişe bir profil çiziyor.
Voyniskaya rolüyle Gülsen Tuncer, Telyegin rolüyle Vural Buldu, Marina rolüyle Serda Kondeler Aktuna ve işçi rolüyle Gürcan Salihoğlu üzerine düşen görevleri başarıyla yerine getiren yan roldeki diğer oyuncular.

Oyunu bir yurt gibi gösterme telaşına düşen Efter Tunç’un dekor tasarımını ekonomik buldum. Bir perdeyle evin önünü göstermeye, perde kalktığı zaman evin içi gösterilmeye çalışılmış tasarım sanıyorum yönetmenin isteği doğrultusunda gelişmiş, maliyeti düşük bir çalışma. Diğer taraftan odaları birbirinden ayırmak için panoların kullanılması, ayrıca odaları ayıran perdeler ve camsız pencerelerin yerine daha sağlıklı çözümler bulunabileceği kanısındayım. Sahnede maket gibi duran dekorun önü ise oyuncular için geniş bir alana sahip.

Aynı zamanda kostüm tasarımını da üstlenen Efter Tunç, oyuncuların karakterlerine uygun ve rahat hareket etmesini amaçladığı dönem kıyafetleri başarılı.

Işık Tasarımında Kemal Yiğitcan, oyunun dokusuna uygun sade bir tasarım seçmiş. Oyun boyunca sadece gece ve gündüz tonları hâkim.

Piyanoya, Azizname, Cabaret, Basit Bir Ev Kazası, Marat-Sade gibi birçok başarılı oyundan tanıdığımız Çiğdem Erken oturmuş. Yeri gelmiş oyuncuların arasına karışmış yeri gelmiş piyanonun tuşlarına dokunmuş. Oyuna Rus geleneksel ve halk müziğinden anonim parçalar seçilmiş. Çiğdem Erken parçaları çalarken konser havasında teatral bir müzik keyfi yaşatıyor izleyenlere.

Reji koltuğunda Ahmet Levendoğlu, trajik bir metni komedi olarak yorumlaması, işini bir hayli güçlendirmiş. Oyundaki komedi öğelerini yer yer fars tekniğiyle kotarmış. Bazen metin öne geçmiş bazen beden dili… Özellikle Profesör ve Doktor karakterleri karikatürize edilmiş. Belki bu bilinçli yaklaşım oyunun ana etmeni olan Profesör’le sınıf çatışması ve Doktor’la aşk olgularını ön plana çıkarmış. Böylelikle seyircinin diri tutulması amaçlanmış. Buna rağmen oyunun ilk perdesinin monoton gitmesini de engellememiş. Böylelikle metne sadık kalmaya çalışmış. Özel bir tiyatro için klasik oyunların maddi yükümlüklerini çok iyi bilmesine karşın risk almış ve oyunu sahneye taşımış.

Özetle, Ahmet Levendoğlu 20. yılını Çehov’un 150. doğum yıldönümüne adayarak oyundaki durumlardan tıpkı gerçek hayattaki gibi acılara acıyacağımızı ve gülünçlüklerine de gülüp geçeceğimizi, kısacası izleyicinin o anki ruh halinin takdirine bırakan dört dörtlük bir durum komedisi ortaya çıkarmış.

(OYUNUN KÜNYESİ):

Dvadya Vanya/ Vanya Dayı

Yazan: Anton Pavloviç Çehov

Çeviren: Ataol Behramoğlu

Yöneten: Ahmet Levendoğlu

Sahne ve Kostüm Tasarımı: Efter Tunç

Işık Tasarımı: M.Kemal Yiğitcan

Müzik Yönetmeni: Çiğdem Erken

Oyuncular: Mehmet Ali Kaptanlar, Emrah Elçiboğa, Defne Gürmen Üstün, Ezgi Bakışkan, Metin Beyen, Gülsen Tuncer, Vural Buldu, Serda Kondeler Aktuna, Gürcan Salihoğlu



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: