9 Eylül 2009 – İstanbul’un Göbeğinde 8 Kadın…

Mimesis Söyleşi – 9/9/2009 tarihinde İstanbul’daki sel felaketinde, sekiz tekstil işçisi kadının bir panelvanın içinde boğularak ölmesini konu alan bir oyun: “Sel”.  Oyunun yazarı Esin Taşçı, yönetmeni Ayşe Burcu Eren ve oyunculardan Demet Ulus, Melissa Milanlıoğlu ve Aylin Sağlam ile oyun hakkında yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz.

Hem oyununuz “Sel” hakkında hem de grubun yapısı ile ilgili konuşalım isterseniz. Grup nasıl bir araya geldi?

Burcu: Oyun nasıl oluştu oradan başlayalım dilerseniz. Esin’le başlayalım. Çünkü Esin birinci adım, yazar arkadaşımız.

Esin: Bu olay oldu, 09.09.2009 tarihinde. Çok vahim, trajik, akıl almaz, inanılmaz, ama gerçek, oldu bu. Yani tüm inanılmazlığına rağmen yaşandı, 8 kadın İstanbul’un göbeğinde bir tane panelvanın içinde caddenin ortasında boğulup öldü. Umursamazlıklar silsilesinin bir parçası. Bu da rüzgar gibi geçecek, unutulacak, ertesi gün başka bir olay olacak. Unutulacak, biz her gün bunlara üzüleceğiz, ama ertesi gün başka bir şeye üzüleceğiz. Ve ben burada bir duralım, bir düşünelim istedim, bir iz düşmek istedim. Bir şey yapılması gerektiğini  düşündüm, çok inandım bu olayı tiyatroya taşımaya. Aylar sonra henüz oyunu yazmamışken-o sırada Burcu ile aynı oyunda oynuyorduk-Burcu’ya bu olayı tiyatro haline getirmek istediğimi belirttim. Eğer yazabilirsem oyunu sahneye koyup koyamayacağını sordum. Kabul etti, beraber masa başı çalışmaları yaptık, sonra ben oyunu yazmaya başladım. Oyunu dört kere yazdım, Ekim başı gibi oyun bitti. Ama biz zaten arada buluşup ön çalışmalar yapıyorduk; prodüksiyon, grup oluşturmak, sahneyle ilgili vs. Oyun yazılıp bittikten sonra işi yönetmenine devredip ben bir adım geri çekildim, o arada da grubu oluşturmaya başladık.

Yani grup proje amacıyla bir araya geldi?

Burcu: Tabi, Esin oyunu getirdi, önce masabaşı çalışması yaptık. Sonra da bir cast çalışması yaptık. Castta gerçek kadınlar 8 kişi bir panelvanın içinde boğularak ölüyordu. Esin’in yazdığı oyun da gerçek kadınların gerçek yaşamları üzerine bir kurguydu. Ama profiller gerçekti. O sebeple aynı profillere sahip olan ve üzerine kurgu konulan bu karakterler nasıl olabilirdi? Onlara yakın insanlar olmalı diye düşündüm. Örneğin Zeliha karakteri neşeli, hayata pembe gözlükler  bakan bir kadınmış. Esin de gazeteden onunla ilgili haberleri görüp onun üzerine bir kurgu yapmış. 5 kızı varmış, onların hayatlarının da kendisi gibi olmaması için çok çaba sarf ediyormuş. Aycan hemşire olmak istiyormuş, hayatı kabulleniş tarzı. Nitekim Şebnem, Öznal Ünal kişisi oyunda umudu temsil ediyordu. O anlamda da bir cast çalışması yaptık. Yani bu oyuncuların hepsi bir seçmeyle geldi. Zordu, bir buçuk ay sürdü. Çünkü gerçeğe en yakını oluşturmak için zorlanırsınız, hayal karakterler değil, reji olarak hayalinizde canlandırmıyorsunuz.

Peki bu süreçte metin geldi, sonra oyuncular doğaçladılar, metin üzerinde mi oynadılar?

Burcu: Metin üzerinde hiç oynanmadı. Metni dört kez yazması Esin’in mükemmelliyetçiliğinden dolayı.

Esin: O sırada çalışma başlamamıştı.

Burcu: Esin çok mükemmeliyetçidir. Ben yazımdan çok memnunum. O oluşan sabit bir metin, ardından cast çalışması, doğaçlama ve sahneye geçiş. İlk bir ay Esin’in evinde çalıştık. Bu kadınların doğalda oldukları samimiyeti yakalamaları adına, çünkü sonunda ben onları ayıracaktım. Ayrılacaklarını bilmeden kendi samimiyetlerini oluşturmaları, gerçek dünyada olmalarını sağlamak adına Esin’in evinde koltuklar üzerinde oturup birbirleriyle oynadılar. Samimiyeti bulduklarında artık onlar ete kana bürünmüş karakterlerdi. Ve Esin’in evinde dekorun tasarımı başladı, sonra dekorcumuz belli oldu. Kafamdaki dekor, kurgu, bayağı savaştık. Zordu çünkü. Ben onları separatörlerle ayırmak istiyordum, o kesindi. Ama oyunun konsepti kapılardan çıkamamaktı. Boğulmuşluklarında açamadıkları bir kapı vardı. O anlamda oyunun asıl objesi kapıydı. Bu dekora da bayağı kavgayla gelindi. Çünkü herkes farklı düşünüyordu. Zordu, ama sonuçta yine memnunum. Ve Esin’in evinde oluşan şeyden sonra dışarıdaki sahnelerde provaya başladık. Ama ilk iki ay boyunca, bir ay Esin’in evinde, bir ay provalarda gerçek karakterleri ete kana büründürmek zor olmaya başladı, son sahneye çok zor girildi. Bu kadar ete kana bürünmüş karakterleri öldürmek benim için çok zordu. Son 15-20 prova öncesinde son sahneye gelindi.

Biz de onu merak ediyoruz. Hakikaten oyuncular bu trajediyi bilerek hazırlanıyorlar. Bir yandan da trajedinin içindeki mizahı da seyirciye geçiriyorlar. Oyuncular açısından da çok kolay olmamıştır diye tahmin ediyoruz. Bu proje sonrasında, Tiyatro Güzel Şey grubu olarak tanınıyorsunuz sanırım.

Burcu: Tiyatro Güzel Şey, Sel oyunu ile kuruldu. Önce Esin oyuna karar verdi, sonra ikimiz o halde tiyatro kuralım diye düşündük. Adı ne olsun dedik.

Esin: Ben, “İki Gözüm” olsun dedim ama beğenilmedi. Binlerce isimden sonra dedik ki “tiyatro güzel şey”. Tiyatro Güzel Şey’i kurduk.

Aslında olay zaten belli. 8 kadın var, hiç erkek yok ama sizin hem metninizle hem rejinizle özellikle bu oyun bir kadın meselesiyle de uğraşıyor. Her karakterde uğraşıyor neredeyse. Her karakter yüklüce kadın meselesi üzerine konuşuyor. Ben bir seyirci olarak epeyce bunlar üzerine konuşmuşsunuz gibi hissediyorum. Burada emeği görünmeyen 8 kadın görüyoruz biz ve hayatta da böyle zaten. Siz bunları nasıl tartıştınız, metne, rejiye oyunculara nasıl yansıdı?

Burcu: Birlikte çalışırken sonuçta hep metnin üzerine gittik ve metin de burada zaten. Metni oluştururken aslında önce Esin’e sormak isterim.

Esin: Sadece bu olayı birebir anlatmak beni kesmedi. Çünkü özünde neden bu yük taşımaya uygun aracın içinde 8 kadın var sorusundan başlıyorsunuz. Kadının hayatında, artık onlar birer sembol haline geliyor. Onlar artık hepimizin bir sembolü, hepimizin ortak paydası haline geliyor. Bu olay merkezde, ama bu olayı dengede tutan çokça alt temaları var. Bu alt temalar ne olmalı dendiğinde, hangi kültürden gelirseniz gelin artık genetik kodlarımıza yerleştirilen kız erkek çocuk ayrımından tutun, daha modern kavramlara kadar. Ayrımcılık, annelik eleştirisi oldukça fazla. Dolayısıyla kadının hayatında olan bir sürü şeyi alt temalar olarak bir merkezin etrafına koymak istedim.

Özellikle iki üç karakterde kadınlar arası bilinç yükseltme dediğimiz şey de ortaya çıkacak şekilde kendi hayatlarına dair eleştiriler var. Metin ve reji tercihi şu noktada da olabilir. Biz acaba didaktik mi de diyebiliriz, ama reji tercihi olarak hiç görünmeyeni biraz daha görünür kılmak üzere de yapılmış olabilir.

Burcu: Burada metnin söylemeye çalıştığı ve altını çizdiği şeyleri reji olarak daha az aksettirebilirdim. Ama tam da aksine seyirciyi böylesi sıkışmış kadınların karşısına koyup kapıyı da kapatıp neredeyse onlarla beraber burada boğmak ve sıkmak benim tercihimdi. Aynı zamanda altı çizili sözleri sakil durmadan bunu nasıl söylettirirsin, sonuçta hepimizin bir bakış açısı var, çok da farklı değil, hepimiz belli bir kesimden geliyoruz, tiyatro eğitiminden geçtiğimiz için bu olup biten ve olmaya devam edecek gibi gözüken olaylara karşı duruşu aynı. O yüzden de her cümlenin altı her biri tarafından ayrı ayrı dolduruldu. Böylece buraya o kadar altı çizili cümleler mümkünse istenildiği kadar altı çizili olarak geçti. Belki kahkahalar arası, belki gölge oyunu içinde geçti. Ama rahatsız edilmesi istendiği kadar. Evet didaktik de olabilirdi, ortaya çıkıp bir şey söylemek ya da rejiye yedirilerek de olabilirdi. Ama bu tercih tabiî ki.

Oyuncuların da süreç hakkında görüşlerini alabiliriz. Hakikaten zor bir oyun. Sizin yorumlarınız nelerdir?

Aylin: Ben bu oyunda oynadığım için kendimi şanslı hissediyorum. Bugüne kadar birçok oyunda, birçok tarzı barındıran oyunlarda oynadık. Benim ilk oyunum Shakespeare oyunuydu. Ama bunun daha gerçek, daha dokunan bir yanı var. Ben artık kendim farklı bir tarz oturttum. Okuduğum kitaplarda da gerçek hikâyeler, gerçek insanları arıyorum. Burcu’nun dediği gibi bir kadın başlığı altında toplayamıyoruz. 8 kadınız ama 8 kadının burada olmasına sebep sadece kadınlıkları değil. Sadece kadın değiller. Bu üst kimlik kadın, alt kimlik erkek değil. Hem kadın hem erkek var. İnsanlar. Bu yüzden çocuklarını ayırabiliyorlar. Öyle bir ayrımı görerek gelmişler ki kendileri de yapıyorlar. İstemeden farkında olmadan yapıyorlar. Kız çocuklarını ev işlerine yönlendirilip erkekleri daha serbest ortamlara, kahvelere, atari salonlarına yolluyorlar. Bu oyunun kadın erkek ayrımcılığında göstermeye çalıştığı en hassas nokta bu. Eğitim aileden başlar diyoruz ya aileleri eğitebilsek çocukları daha iyi eğitebileceğiz. Bu küçük kapıyı oyun gösteriyor. Oyunda aralanan birçok kapı var. Çocukların ev içindeki ayrımından vazgeçebilirsek toplumda da bunu aşabiliriz. Kadın erkek eşitliğini de ben algılayamıyorum. Eşitliği istiyorum demek bir eşitsizliğin varlığını kabul etmektir. Kadın ve erkeklerin fiziksel güçlerinin aynı olabileceğine inanmıyorum, zekâlarının da. Ama hak hukuk sosyal yaşam, statü, hak özgürlüğünde eşit olmalılar, ikisi de insan. Oyunda en çok içime sinen, en iyi anlatıldığını düşündüğüm yerlerden birisi de burası. Bu gerçekten önemli bir konu. Parça parça kadın hikâyelerinin hepsi içinde. Bilmiyoruz ki evlerinde birçok kadının başına ne geliyor. Tecavüz ancak dışarıda olduğu zaman kabul gören bir şey ya, ama biliyoruz ki evlerin içinde de tecavüz var. Kadın kocasıyla ilişkiye zorlandığında bu tecavüz. Sınıf ayrımı yapmaksızın herkesin evinde olabilecek şeyi söyledik. Herkesin çocuğu ölebiliyor, sadece buradaki kadına has özellik değil, zaten oyunda da söylüyor, onlar da insan biz de. İnsan tarafı çok fazla bu oyunun.

Çok zor bir şey olduğunun farkındayız ama oyunun çıkmasıyla ya da çalışma sürecinde olayı yaşayanların aileleri yakınları haberdar mı?

Esin: Ailelerle görüşmedik. Olayı birebir aktarmıyoruz, bizim oyunumuzdaki karakterler gerçek kişilerle temas noktaları olan ama o kadınlar olmayan karakterler. Dolayısıyla buradan başlayıp geniş bir daire çizdiğimiz için ailelerle görüşmedik. Birebir anlatılıyormuş gibi farklı bir beklenti de yaratmak istemedik. Karakterlerin gerçeğe temas eden noktalarını aldık. Ondan ötesi benim hayal ettiğim, Burcu’nun yorumladığı, oyuncuların bir şeyler kattığı artık başka karakterler oldular. Onların kızı, kardeşi, eşi olmaktan çıktı.

Tabiî ki süreç ve hikayede aynılaştırılmadığı fark ediliyor. Ancak bu sonuçta anılarına yapılan bir oyun bir yandan da. Bu olayın unutulmayıp tarihe not düşülmesi gibi bir yanı var. Haberdarlar mı oyundan?

Esin: Basında gördülerse haberdarlardır. Çünkü oyunun hassas bir tarafı da var. Çok ağır bir kayıp. Gel de bak demek de zor.

Aylin: Gerçek kişilerine odaklandığı için bazı insanlardan soru şöyle geliyor. Onlarla konuşup karakterleri oluşturmakta yardım aldınız mı deniyor. Gruptaki herkes oyuncu olduğu için biz sokakta yürürken diğer insanları çok da görmeden geçemiyoruz. Biraz onları görüyoruz. Bazen biz de ıskalıyoruz, ama biraz daha çok görüyoruz. Yönetmenin, yazarın, oyuncunun rolleri biraz farklıdır, biraz görebilen insanların işidir ya. Buradaki performansları sergileyebilmek için oluşturduğumuz malzemeleri illa ki birilerinin anlatımları ile almadık. Kendi gözlemlerimizle gördüklerimizi de ekip çalışmasıyla malzemeye döküyoruz. Biz bir şey bulup, yazar, yönetmen, oyuncularla bu kadın bunu burada yapar mı diye konuşuyoruz. Ailelerle konuşmaktan ziyade kendi içimizde konuştuk. Onlar zaten sembol kadın. Birçok kadın var çalıştığı sektörün zorluklarından her yıl hayatını kaybeden. Çok trajik ama tarlaya pamuk toplamaya giden kadınların da kasalarla öldüğünü biliyoruz. Herhangi bir mesleki bilgi olmadan, sadece elleri ince olduğu için, daha çok para kazanmak için ailelerinin gönderdiği kadınlar. Ve önemli olan insan yerine konulmamaları.

Melissa: Ben bu oyun çıkma sürecinde grubun en küçük kişisiyim ve diğer insanlara göre daha tecrübesizim. Ama birçok oyunda oynadım ve bir karakteri çıkarmakta hiç bu kadar zorlanmadım. Çünkü çok gerçek bir şey var ortada. Bu güne kadar Sheakespeare, Çehov oynanıyor hep. Ama kimse başka bir oyun yazmaya cesaret edemiyor, hele ki gerçek bir olayı yazmaya. Halkın sorunlarını yazmaya cesaret edemiyor. Bir arkadaşım bana böyle bir oyun olacağını söyledi, gelir misin diye. Ben çok sevindim çünkü bu cesarete hayran oldum. Açıkçası biraz da korktum çünkü gerçek bir oyun, gerçek bir hikâye, yakınlar ve hassas bir konu. Olur da bir şey gelir mi başınıza? Ama oynadığımız zaman, süreç ve provalar başladığı zaman ekip beni çok rahatlattı, evet biz bir şeye parmak basıyoruz ve bu çok güzel, daha önce denenmemiş bir şey dedim. O yüzden karakterler de zor, benim karakterimi ben çok zor buluyorum, biraz bana yakın ama yine de başka bir kişi. Başka oyunlarda bir şekilde kurtarabilirsin ama burada çok zor. Farklı bir şey yaptığın zaman kendi karakterine dönebilirsin, ama dönmemen lazım.

Demet: Her oyunun tabi kendi içinde bir zorluğu var. Bu işin zaten mimari Esin. Rahatsızlığını bir şey üretmeye yönlendiren kişi olarak yaptığı iş, çıkış noktası çok önemli. Gerçekten bir tarafını acıttığı için oyun haline getirmesi, daha sonra Burcu’ya teslim etmesi. Burcu ve Esin işin içinde olduktan sonra hiç çekincem olmadı. Oyunda önce bir kafa karışıklığı oluyor gerçek karakterler olarak. Ama sonra empati kurarak, ben yerinde olsaydım ne yapardım diyorsunuz. Gerçek bir hikâye ama gerçek olmayan bir şey yapıyorsunuz, sahne çünkü. Sahneleme deneyimleri çok önemliydi. Ev provaları ardından bizi ayırınca sudan çıkmış balığa döndük. Bu oyun farklı bir şekilde yazılabilir miydi, sahnelenebilir miydi, belki. Şu hali bende hiç şüphe uyandırmıyor, oyunculuğum dışında, o da olması gereken bir şüphe.

Yeni bir proje var mı?

Esin: Yine gerçek bir olaydan çıkıp oluşturulabilecek bir şey var aklımda ama çok kuluçka döneminde.

Oyuncu, kadro ile yönetmen ve yazar ne kadar işin içine girdi bilemesek de kadro birbirine çok ısınmış gibi duruyor. Proje için bir araya gelindiyse de grubun yapısı yarı kumpanya gibi görünüyor. Yine ileride aynı oyuncularla devam etmeyi düşünüyor musunuz? Yoksa bu oyuna özgü müydü?

Burcu: Esin’le biz oyun oynadık ve Esin’in karakterini biliyorum. Bu çok kişisel bir şey. Bu özelliğini başka bir oyunda devam ettirebilecek misin? Biz oyundan dolayı samimi olmadık, baştan beri böyleydi. Bunu birisi daha söyledi. İlk oyun için kumpanya gibi gözüküyorsak çok özel bir şey. Ben kızlara mesaj atıp sizi seviyorum dediğimde gerçekten seviyorum.

Oyundan ve grubun yapısından biraz bahsetmiş olduk. Aslında bizim merak ettiğimiz bir diğer konu da grubunuzun diğer gruplarla ilişkisi.  İstanbul’da çok fazla tiyatro topluluğu olmaya başladı. Ve bunun çerçevesinde bir araya gelip örgütlenme ihtiyacı doğmaya başlıyor. Daha önce de örgütlenme modelleri vardı. Yakın zamanda sahne İstanbul adlı bir girişim var ve örgütlenmeye ihtiyaç duyan grupları bir tartışma arenasına davet ediyor. Sizin örgütlenmeye dair bakışınız nedir?

Burcu: Kendi adıma konuşabilirim. İstanbul’da 20 yıla yakındır birçok grupla çalıştım. Bunun içine kurumsal tiyatrolar da dahil. Bu çalıştığım gruplar benim seçmemle oldu. Ben seçilmedim. Kurum hariç. O da zaten çok kısa sürdü ben seçildiğim için. Seçerek çalıştığım grupların bir bakış açısı vardı. Ve illaki bir derdi olan insan tiyatro yapmalı bence de. Bu dert nedir? Birilerin ezilmesi, birilerinin yanlış nitelendirilmesi, ayrımcılığı, ötekileşmesi gibi. Bir derdi olan insanlarla çalışmayı tercih ettim. Eğer bir konsept altında tiyatrolar birleşeceklerse tek bir konu değildir, mesela kadın meselesi üzerine bir tiyatro platformu kuralım dendiğinde, bu kadın meselesinde erkek meselesi de var, ayrımcılık, eğitimsizlik, yönlendirme de var. O yüzden belki tek bir kadın meselesi ya da konusu siyaset konmamalı da daha başka bir şey olmalı diye düşünüyorum.

Eser Dilsöz, Pınar Gümüş / MİMESİS