Sadri Alışık Töreninin Ardından…

Nedim Saban

Geçtiğimiz hafta Afife Jale Ödül Töreni’nde gözüme takılanları yazdım, bu hafta da Sadri Alışık Ödül Töreni’ni es geçmek olmazdı değil mi efendim?

Böylece görmeyenler de görmüş kadar olurlar!

Gerçi, Sadri Alışık Ödülleri’nin o kadar başarılı bir düzenleme komitesi var ki, bu devirde bir tiyatro/sinema ödülünü canlı yayınlatma başarısını gösterdi… Hem de devletin televizyonundan… Hem de kültür bakanımıza ve diğer hükmedenlerimize eleştiriler canlı canlı yağarken…

Neyse bizim sanatkâr tayfamız geneldeki apolitik tavrını korudu da iyi sıyırdık! Genco Erkal, Suzan Aksoy, bu yıl Devlet Tiyatrosu’nda oynadığı Bedensiz Kadın’la harikalar yaratan Reha Özcan ve geçtiğimiz yıl Punk/Rock ile ödül alan Dot/Mars’taki pırıl pırıl gençlerin dışında pek suya sabuna dokunan, sağa sola dokunduran olmadı…

Herkesler anasına danasına teşekkürle işi geçiştirdi…

Seni dünyaya getirene dua et pek tabii…

Fakat biri tekbir getirerek heykel kırıyorsa ve bunu duadan sayıyorsa, o duaya amin deme be adam!

Adın üstünde “yıldızsın” sen…

Karanlık gecede yıldızlar görünmez ki!

…..

Şimdi gelelim ödül gecesinde gördüklerime, daha doğrusu göremediklerime.

Bu ödül töreni hafızalara daha fazla, görülemeyenler olarak kazınacak ne yazık ki!

Ödül gecesinde gördüğüm şeylerden biri, tiyatroya çok sık gitmekle övünen ve utanmadan bir de tiyatro yazıları yazan benim bu yıl yeterince oyun göremediğimdir.

Bunun nedenini ödül gecesinin Pilsen’ini göremediğim Efes’in sponsorluğundaki alkol göremediğim kokteylde sorguladım..

Artık oyunlar o kadar dağınık bir programda, o kadar dağınık semtlerde ve tarihlerde oynuyor ki, 200 oyun izlediğini söyleyen bu zavallı jürinin haline pek acıdım, kendime çok kızdım. Ödül verenler arasında yer alan Gülriz Sururi’nin adayları okurken, “üç oyunu da gördüm hepsi çok başarılıydı” demesi, görülmeyenlerin yazıldığı yazının kapsamının dışında kalsa da, sanatçı olarak onur duyduğum bir durumdu.

Daha daha göremediklerim:

1)     Efes’in Pilseni gitmiş: Mustafa Kemal Merkezi’nde bir tiyatro ödülünde içki verememek ne demek? Hani galalarda içki yasağı kalkmıştı? Bu konuda hükümet bir gece yarısı tebligatı yayınladıydı hani? Hatta bildiğim kadarıyla bildiriyi yetmez ama evetçiler arasındaki bir eski alkoliğe okuttuydular? Onu bunu bırakın daha iki ay önce törenin düzenlendiği bu çok amaçlı salonda Tiyatrokare’nin kokteylinde bizler içki dağıttık. Suç mu işledik? Suç işlediysek, neden hala tutuklu değiliz? Biz içki dağıttıysak, Efes niye dağıtamıyor? Sponsor olduğu aktivitelerde içki dağıtamaz maddesinden dolayı mıdır?

2)     Gördüğüm en önemli şey, gerek sinema / gerek tiyatro ödülünü almaya pek çok kişinin gelmeye teşrif buyurmadığıydı. Yok film çekiyormuş, yok provası varmış, yok tüp bebek bekliyormuş, yok evde tüp patlamış. İnsan oradan geçerken, ödül almaya gelmez mi yahu! Ha sana verilen ödülü beğenmiyorsan, protesto edersin, o başka!…

Ama düşünün ki ödülün sponsoru olan Beşiktaş Belediye Başkanı da ortada yok, eşini yolluyor. Bu durumda, ödül alanlar da teyze kızını gönderir. Kim kime niye ödül veriyor, anlayan beri gelsin!

3)     Şehir Tiyatrosu’nun “enfant terrible” olarak tanınan muzip yönetmeni Engin Alkan, yıllardır imza attığı pek çok başarılı işi görmezden gelinince “Sadri Alışık jürisine” de, “Afife Jale” jürisine de en hafif deyimiyle giydirmişti. Bu yıl yönettiği oyunu görmedim, ama bir alternatif özel tiyatrodaki başarısıyla ödül alması beni sevindirdi. Yine de “döktürdüğü” Sadri Alışık Jürisi’nden Ödül almasında “rövanşist” bir koku var sanki. Hani, “sen bize ne yaparsan yap, biz tarafsızız” muhabbeti! Belki yanlış düşünüyorumdur. Keşki beş dakika Beşiktaş yapıp orada bir görünse, duygularını dile getirseydi.

4)      Jüri Başkanı Üstün Akmen’in, özel ödül alan Tiyatro 0.2 oyuncularını teker teker adlarıyla sahneye davet edip, öpmesi, onurlandırması beni çok duygulandırdı. Onlar görmezden gelinecek insanlar değil, özel kişiler çünkü! Bu topraklarda in yer face akımına DOT başladı ama tekelleştirmemeli, nice genç insan var sahiplenilmesi gereken. Aynı gece koskoca Bartu Küçükçağlayan’a sinemada “umut vaat eden oyuncu” ödülü vermek umut kırıcı bir davranış bence. Büyüyünce kime benzemesini istiyorsunuz Allah aşkına? Bartu gibi yetenekler umudun kendisi olmuşlardır, daha neye umut verecekler?

5)     Umudumun kırıldığı nokta Göksel Kortay’ın sahneye çıkarak, adı sanı anılmayan Kerem Yılmazer’in bir demokrasi şehidi olduğunu vurgulamak zorunda kalması, düzenleme komitesinin Kerem’in “kaybettiklerimiz” arasında görülme zahmetine bile katlanılmaması. .

Göksel Kortay’ın acılarını hatırlatmak, üstelik sanki öldürülmek çok hoş bir şeymiş gibi, bunu tüm Türkiye’ye anımsatması için çaba harcaması için acıklı bir zemin hazırlamak, hele hele ona bunu Sadri Alışık gibi saygın bir ismi yaşatmaya çalışırken yaptırmak ne acı!

Onat Kutlar’ın ve daha nicelerinin unutulduğu listenin bir gün çok azalması, memleketimizde sanat uğruna savaş verenlerin acılarıyla değil kazandıkları zaferlerle anımsandığı ödül törenlerinde buluşmak dileğiyle…

Birgün Gazetesi’nde yayınlanan bu yazı Mimesis için yazarı tarafından revize edilmiştir.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: