İÜ Fen Fakültesi Tiyatro Kulübü’nden “Kulaktan Kulağa”

Öykü Gürpınar

Üniversite tiyatrolarında ve öğrenci aktivitelerinde idare kaynaklı sıkıntılar ve baskılar giderek artarken, son dönemde yoğunlaşan anti-demokratik uygulamalarıyla nam salmış İstanbul Üniversitesi’nde, tiyatro faaliyeti gösteren bir topluluk bütün engellemelere rağmen tiyatro yapma iradesini sürdürmeye devam ediyor. Önce İ.Ü. Deneysel Sahne, sonra İ.Ü. Yaratıcı Drama Kulübü ve en sonunda da İ.Ü. Fen Fakültesi Tiyatro Kulübü adlarını alan bu topluluk, geçtiğimiz hafta 20. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri kapsamında Lady Gregory’nin “Kulaktan Kulağa” adlı oyununun gösterimini gerçekleştirdi.

Geçtiğimiz yaz döneminde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün, öğrencilerin yaz tatilinde olmasından faydalanarak gerçekleştirdiği yaz darbesinde kapatılan Öğrenci Kültür Merkezi nedeniyle önce çalışma mekanlarını kaybeden, ardından da Rektörlüğün çıkardığı yeni yönetmelikle kulüpleri kapatılan topluluk, sene başında üniversitenin Fen Fakültesi’ne bağlı bir tiyatro kulübü olarak yeniden bir araya geldi. Faaliyet gösterdikleri fakültede kendilerine bir çalışma mekanı, hatta dekor ve kostümlerini koyabilecekleri bir oda bile bulamayan İ.Ü. Fen Fakültesi Tiyatro Kulübü olarak bu sezon iki proje üzerine çalışmışlar: Biri, Athol Fugard’ın “Ada” adlı iki kişilik oyunu ve diğeri de topluluğa yeni katılanlarla birlikte ele alınan bir eğitim prodüksiyonu olarak Lady Gregory’nin “Kulaktan Kulağa” adlı kısa oyunu. “Kulaktan Kulağa”, 14 Mayıs Cumartesi günü İTÜ Kültür Sanat Birliği Oditoryum’da ilk gösterimini yaptı.

Oyunda, bir kasabada kulaktan kulağa yayılan ve her ağızda farklı bir çarpıtmaya uğrayarak bir sonraki kulağa aktarılan bir haberin yol açtığı olaylar konu ediliyor. Haber niteliği bile taşımayan, gündelik bir olayın, ufak bir yanlış anlamayla birdenbire saman alevi gibi parlaması, dedikodu zincirini başlatan ilk halka işlevi görüyor. Bu noktada topluluk, gündelik olayın abartılmasını temsil eden ağır çekim hareket rejisiyle seyirciye başlayacak olan zinciri açıkça gösteriyor. Dedikoduların bir kez başlamasıyla birlikte, haberlerin abartılması ve yanlış anlamalar eşgüdümlü olarak büyüyor ve en sonunda kolluk kuvveti devreye giriyor. Kolluk kuvvetinin de olayın aslını astarını araştıracak yerde dedikoduya bel bağlayarak sanığı suçlu ilan etmesiyle kör düğüme dönen olaylar, öldüğü zannedilen kişinin sahneye girmesiyle çözülüyor ve oyun sonlanıyor.

Bilindik bir konuyu basit bir kurguyla ele alması nedeniyle oyunun sürprizleri daha ilk dakikadan çözülüyor. Seyirci, birkaç dakikadan sonra olayların nasıl akacağını tahmin edebiliyor ve bu bilgiyle oyunu izlemeye devam ediyor. Kimi oyunlar için dezavantaj oluşturabilecek olan bu durum, İÜFFTK’nün yorumladığı bu oyunda tam tersine önemli bir avantaj sağlamış. Zira bir kez olayların gidişatını kestirdikten sonra oyunla arasında belli bir mesafe oluşan seyirci, hem tiplemelere, hem de oyunun derdine eleştirel bir bakış açısı kazanabiliyor. Tiplemeleri oluşturan toplumsal kişiliklerin ve gestusların izini sürerek dramaturjik önerme kavranabiliyor; bu noktada topluluğun Brechtyen bir yaklaşım benimsediğini söylemek mümkün. Ayrıca topluluğun böyle bir yaklaşımı benimserken tiplemeler ve gestuslar konusunda yoğun çalışmalar yaptığı da gözlemlenebilir. Zira bir kez oyunun sürprizleri ortadan kalktığında seyirciyi sahnedeki dramatik akışa bağlayan en önemli bileşenler tiplemeler haline geliyor. Bu noktada topluluk üyelerinin ortaya koyduğu tiplemelerin hem seyir, hem de teatral haz açısından oldukça doyurucu olduğunu da eklemek gerekiyor.

Topluluğun kısıtlı olanakları göz önüne alındığında dekor ve kostüm tasarımında abartıya kaçılmamış olması anlaşılır görünüyor, benimsenen sahneleme yaklaşımı da bu yönde bir ihtiyaca işaret etmediğinden seyir kalitesinde bir sıkıntı yaratmıyor. Öte yandan sahne olanaklarının olmadığı bir çalışma ortamının doğal sonucu olarak ışık rejisinin geri planda kalması kaçırılan bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Özellikle ağır çekim sahnelerde farklı bir ışık kullanımı yapılabilirdi diye düşünüyorum. Bununla birlikte projenin eğitim prodüksiyonu olarak işlevini fazlasıyla yerini getirdiğini söylemek gerekiyor. Topluluğun enerjisinin yüksek olması, oyunu ve derdini sahiplenmesi, sahnede açıkça görülen ensemble havası, henüz ilk senesinde olan oyuncu kadrosunun tiplemeleri oldukça başarılı bir şekilde kotarması bu tespitin gerekçeleri olarak gösterilebilir. Nitekim gerçekleştirilen gösterimin topluluk tarafından “deneme gösterimi” olarak tanımlanması, yapılan çalışmaya mütevazi bir yaklaşım geliştirildiğinin bir göstergesi olarak okunabilir.

Fuayede topluluk, “deneme gösterimi” ibaresinin, on gün öncesine kadar çalışmaların henüz sahneye çıkmaya hazır olmayan bir aşamada olmasından kaynaklandığını belirtti. Bu sorunda çalışma mekanının kısıtlı ve tiyatro için yetersiz olanaklarının da payı olduğunu belirten topluluk, yaşadıkları mekan krizinde kendileriyle dayanışma göstererek mekanlarını açan Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’na, Divriği Kültür Merkezi’ne, Kangal Dernekleri Federasyonu’na ve Eğitim-Sen’e de teşekkür etti. Tiyatro faaliyeti gösteren bir topluluğun, adını taşıdığı üniversiteden hiçbir destek alamamasının, hatta üniversite tarafından çeşitli kanallardan sürekli olarak engellenmesinin tiyatro faaliyetinin önüne geçemediğini bir kez daha gösteren topluluk, dayanışma yoluyla sorunların aşılabileceğine de taze bir örnek teşkil ediyor.

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Tiyatro Kulübü’nün 20. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri kapsamında sahneleyeceği ikinci oyun olan “Ada”, 25 Mayıs Çarşamba günü 20:00’da Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Salonu’nda izlenebilir.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: