Assitej Genel Kurulu’nun Ardından…

Bülent Sezgin

Ülkemizin sayılı uluslararası tiyatro örgütlenme ağlarından birisi olan Assitej Türkiye Merkezi, 19 Haziran 2011 tarihinde Ankara’da Olağanüstü Genel Kurul’unu yaptı. Bugünkü yazımda Assitej’in Türkiye için ne anlam ifade ettiğini okuyucularla paylaşmak ve bir süreden beri iç tartışma sürecini yaşayan Assitej Türkiye örgütlenmesine dair görüşlerimi ifade etmek istiyorum.

İlk olarak Assitej (Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği) örgütünün 82 ülkede merkezi olan uluslararası bir birlik olduğunu belirtmek gerekir. 1965 yılında kurulan örgüt, çocuk ve gençler için tiyatro yapan oyuncu, yönetmen, yazar, yapımcı, akademisyen ve eleştirmenleri biraraya getiren bir yapıdır. Assitej’in en temel misyonu, çocuklar ve gençler için tiyatro üretenler arasında global çapta bilgi ve deneyim akışı sağlamaktır. Çocuk ve gençlik tiyatrosunun çeperde oluşuna dair bir itiraz söz konusudur. Bu anlamda Assitej çocuk ve gençlik tiyatrosu yapanlar arasında sanatsal kaliteyi güçlendirmeyi hedefleyen ve kendini en temelde global bir iletişim ağı olarak tanımlayan bir örgütlenme biçimidir. Assitej örgütü bu hedefleri doğrultusunda dünya çapında festivaller düzenleyen, atölyeler organize eden, oyun kitapları yayınlayan, çocuk ve gençlik tiyatrosu ile ilgili akademik çalışmaları destekleyen bir birlik örgütü hüviyetindedir. Bence özelikle çocuk ve gençlik tiyatrosunun güçlü olduğu ülkeler ve coğrafyalar açısından Assitej, tiyatro gruplarına güçlü açılım olanakları (turne ve uluslararası tanıtım açısından) sağlayan bir yapı işlevini görür. Çocuk ve gençlik tiyatrosunun azgelişmiş olduğu ülkeler açısından ise, festivaller aracılığı ile nitelikli örnekler izleme fırsatını sağlar. Özetle Assitej örgütlenmesi 1970 sonrasında gelişen kültür endüstrisi içinde ana akım eğilimlerden beslenen, ama içinde alternatif açılım olanaklarını da barındıran bir birlik olarak düşünülebilir.

Assitej Türkiye Merkezi ise, 1980 sonrasında kurulmuştur. Kurucu üyelerden biri olan Dr. Tekin Özertem’in ifadesiyle, Assitej bir meslek örgütü değil, Unicef gibi uluslararası bir merkezdir. Resmi tüzel kişiliği Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmış uluslararası bir merkez olan Assitej Türkiye’nin tüzük maddelerini incelemek (bkz http://www.assitej.org.tr) örgütü yakından tanımak açısından faydalı olacaktır. Şu anda kâğıt üzerinde, 10’a yakın tiyatro grubu kurumsal üye, 50’nin üzerinde de bireysel üye mevcuttur. Birliğin resmi web sayfasında 2000’li yıllar sonrasındaki tüm faaliyet raporları yayınlanmıştır. Raporlara bakıldığında Türkiye’deki çocuk ve gençlik tiyatrosu açısından, avangard sayılabilecek etkinlikler göze çarpar. Türkiye’nin ilk uluslararası çocuk gençlik tiyatrosu festivali Bursa’da başlatılmış, 10’nun üzerinde alan uzmanı yurtdışına gönderilmiş, Türkiye’nin değişik illerinde atölyeler düzenlenmiş, kamuoyunda gündem yaratmak üzere bildiriler hazırlanmış ve yayıncılık alanında sınırlı da olsa girişimler (bir teorik kitap çevirisi ve henüz yayınlanmamış oyun çevirileri) başlatılmıştır. Tüm bu etkinliklerin 2-3 kişinin öncülüğünde yapıldığını söyleyerek, başta Doç Dr Tülin Sağlam olmak üzere Assitej’e gönüllü bir aktivizmle hizmet vermiş tiyatroculara hakkını teslim etmek gerekir. Eğer birisi çıkıp da ileriki yıllarda 1980 sonrası Türkiye’de çocuk ve gençlik tiyatrosunun tarihini yazmak isterse, mutlak olarak Assitej Türkiye merkezinin çalışmaları ile hesaplaşmak zorunda kalacaktır.

Assitej örgütünü Türkiye özelinde düşündüğümüzde ise, temel bir çelişki ile karşı karşıya kalırız. Türkiye’de 20 milyon çocuk ve genç seyirci potansiyeli olmasına rağmen, nitelikli çocuk ve gençlik tiyatrosu yapanların sayısı oldukça azdır. Bilindiği üzere Türkiye’deki çocuk gençlik tiyatrosu pratiği ana eğilim olarak ranta ve tüccar tiyatrocu zihniyetine dayalıdır. Kurumsal ve ödenekli tiyatrolarda ötekileştirilen çocuk tiyatrosu, özel sektör ve korsan tiyatrolar devreye girdiğinde entelektüel ve sanatsal ilkelerden nasibini almamış yoz bir anlayışla iş görmektedir. Okul yöneticilerinin de işin içinde olduğu bir rant alanı mevcuttur. Bu konudaki görüşlerimi “Dikkat Rant Var!” adlı yazımda (http://mimesis-dergi.org/2009/11/dikkat-rant-var) okuyucularla paylaşmıştım.

Daha henüz çocuk ve gençlik tiyatrosu aydınlanmasını tamamlayamamış bir ülkede, Assitej’in gruplara sunduğu uluslararası vizyon bana kalırsa bir “nimet” şeklindedir. Ancak bunu değerlendirecek grup sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadardır. Örneğin Assitej Türkiye Merkezi, yurtdışındaki festivallere önerilmek üzere defalarca çağrı yapmasına rağmen talep ortaya çıkmamaktadır. Çünkü yurtdışına gitmek için festival oyunu yapmış olmak, yol masraflarını karşılamak ve yabancı dilde iletişim kuracak eleman bulmak gibi sıkıntılar mevcuttur. Bu yıl ise ilk olarak Tiyatro TEM, Danimarka’da yapılan Dünya Kongresi’nde gösterim yaparak ülkemizdeki çocuk ve gençlik tiyatrosunun makûs talihini kırmıştır. Ayrıca her yıl Assitej bağlantısıyla uluslararası festivallere gözlemci gönderilmekte, ancak hem çocuk tiyatrosu ile ilgilenen hem de dil bilen insan bulunmakta güçlük çekilmektedir. Alana dair entelektüel ilgisizlik ise en önemli sorunlardan birisidir. Çocuk ve gençlik tiyatrosu ile ilgilenen kişiler çalışma deneyimleri, oyun eleştirisi, bilimsel makale, oyun ve kitap çevirisi vs. konularında genellikle duyarsızlık örgütlüyorlar. Maddi sorunlar aşılmadığı bahanesiyle, dramaturji, estetik nitelik, alan araştırması gibi konuları es geçiyorlar. Örneğin Assitej üyesi Ceren Okur ile birlikte 1,5 yıldan beri Mimesis sayfalarında çocuk gençlik tiyatrosu/drama alanında editörlük yapıyoruz, bu alana dair yazı yazan ve görüşlerini kamuoyu ile paylaşan insan bulmakta zorlanıyoruz. Elbette ki katkılar mevcut, ancak yetersiz. Sonuç alarak asıl misyonu çocuk ve gençlik tiyatrosu alanında üretime dönük eğitim organizasyonları ve uluslararası buluşmaları gerçekleştirmek olan Assitej’in, Türkiye söz konusu olduğunda hak ettiği karşılığı bulamadığını söylemek yanlış olmasa gerek. Bu noktada Assitej’in Türkiye’de faaliyet gösteren çocuk ve gençlik tiyatroları ile buluşma olanaklarını daha çok zorlaması gerektiğini eklemek gerekir. Birliğe yapılan bir eleştiri olan Assitej’in dar bir çevreye hitap ettiği eleştirisidir. Ancak bana kalırsa bu durum özel bir istekten dolayı değil, rantçı olmayan bir anlayışla çalışan ve sanatsal nitelik konusunda duyarlı olan topluluk sayısının az olmasından kaynaklanmaktadır. Bu açıdan Assitej’in, ÇOGED’den (Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Derneği) farklı bir vizyonu vardır.

Ancak yukarıdaki yorumlardan yola çıkarak, Assitej içinde her şeyin pürü pak işlediğini söylemek de doğru olmaz. Türkiye’de birçok sivil toplum kuruluşunun ve örgütlenmenin yaşadığı en büyük sorun olan aktif üye azlığı, katılımcılık ve üretkenlik konusunda yaşanan sorunlar Assitej Türkiye Merkezi’ni 19 Haziran tarihinde Olağanüstü Genel Kurul yapmaya kadar getirdi. Neyse ki sağduyu galip çıktı, 41 üye toplantıya katılım gösterdi, Türkiye’nin ilk uluslararası tiyatro birliği üyelerinin demokratik ilgisiyle genel kurulunu gerçekleştirdi.

Assitej içindeki en temel sıkıntı, “adı var ama kendi yok olan üyeler” meselesi. Bu sadece Assitej’e özgü bir problem değil. İş emekçi bir pratik sergilemeye gelince kaçış eğiliminde olunması, üst siyaset diliyle konuşarak “talimatlar veren” ulusalcı hastalıklara tutulmak, “yapmak lazım diyenlerin” taşın altına elini sokmaması gibi eğilimler birçok sivil toplum yapılanmasında olduğu gibi Assitej içinde de tekerrür eden hastalıklar. Benim düşünceme göre, birkaç kişinin bile aktivist bir enerjiyle ortaya çıkması ve gerçekçi tartışmaları gündeme getirmesi üyeler arasında canlanma sağlayabiliyor. Örneğin Yarış(ma) Yarıştır(ma) kampanyasında Assitej’in verdiği kurumsal destek ve üyeler arasında canlı bir tartışma kültürü oluşması bence çok değerli bir süreçti. Bence yapılması gereken kurtarıcı beklemeden, üyeler arasında üretken tartışma ve buluşmaların canlandırılması olmalıdır. Bir örgütlenmeye anlam atfederken zaman zaman yaptığımız hatalardan birisi kendimizi dünyanın merkezinde görmek ve “mükemmeliyetçilik” olabiliyor. Ulusalcı aydın hastalığı olan bu tutumdan kurtulmanın tek yolu ise üretkenlik, gerekirse hata yapmayı göz önüne alma ve samimi bir eleştiri-özeleştiri mekanizmasının kurulmasıdır.

Genel kurulda Assitej örgütünün yaşadığı sorunların aşılması konusunda farklı görüşler dile getirildi. Popülizmden uzaklaşılması ve sahici bir üyelik mekanizmasının kurulması, AB projeleri ile birliğin mali sıkıntılarının aşılması, MEB ve Kültür Bakanlığı’na uyarıcı bilgilendirmeler yapılması ve çocuk gençlik tiyatrosu alanında işleyen komisyonların kurulması yönünde öneriler oluştu. Ayrıca Eskişehir, Bursa, İzmir, Mardin ve İstanbul’da yapılan çocuk gençlik tiyatrosu etkinlikleri göz önüne alınarak Assitej Türkiye Merkezi üyelerinin yönetime katılımını kolaylaştırıcı düzenlemelerin yapılması, gerekirse tüzük değişikliği yapılması konusunda görüşler açığa çıktı. Bu anlamda ben de yönetim kurulunda görev yapmak üzere seçildim. Çocuk ve gençlik tiyatrosu alanında digital arşiv hazırlanması ve Assitej Türkiye kurumsal web sayfasının yenilenmesi de yapılacak işler arasına alındı. Ayrıca Assitej üyesi akademisyenlerin çocuk ve gençlik tiyatrosu alanına entelektüel katkı yapmalarını sağlayacak çalışmalar yapması için öneriler dile getirildi. Bu genel kuruldan sonra, Assitej’in yeni dönemde nasıl bir pratik sergileyeceğini takip etmek ülkemizdeki çocuk ve gençlik tiyatrosu pratiğinin güçlenmesi açısından önem kazanmaktadır. Eğer Türkiye’de çocuk ve gençlik tiyatrosu alanında bir çıkış olacaksa, Assitej’in bu konuda yapacağı çok önemli katkılar olacaktır. Ancak öncelikle alandaki kişilerin bunu istemesi ve irade beyanında bulunması gerektiğini düşünüyorum.

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: