Ayşe’nin Danimarka / Norveç Günlüğü

Ayşe Selen

22.05.2011

Beklenen gün geldi. 17. ASSITEJ Dünya Kongre ve Festivali’nde Nasıl Anlatsak Şunu adlı oyunumuzu oynamak üzere Kopenhag yolcusuyuz:  tasvirlerimiz, kuklalarımız, dekorumuz ve biz, Ayşe Bayramoğlu, Şehsuvar Aktaş ve bendeniz. Uçağımız 8.55’te. 2 saat öncesinde havaalanında olabilmek için sabah 5’te kalkıyoruz. Istanbul uzun zamandır özlemi çekilen sıcak bir bahar gününe uyanıyor; bizse kuzeye, soğuğa gidiyoruz.  Havaalanında işlemlerimizi tamamlıyoruz. Polis kontrolünden geçtikten sonra Kopenhag’taki dostlarımıza hani şöyle kestane şekeri olsun, lokum olsun “buralardan” bir şeyler alalım diyoruz. Gözümüz bir yandan uçuş bilgilerinde. Birden panoda bizim uçuş için “son çağrı” yanıp sönmeye başlıyor, oysa daha zamanımız var. Üstelik panoda yazılı olan çıkış kapısıyla uçuş kartımızda yazılı olan çıkış kapısı farklı. Telaşlanıyoruz. Kısa süren bir koşuşturma yaşıyoruz. Sonunda çıkış kapımızı buluyoruz. Son çağrı olmasa da uçağa yolcu alınmaya başlandığını görüyoruz.  Kestane şekeri olsun, lokum olsun geride kalıyor. THY her zamanki gibi bizi çok iyi ağırlıyor. Yaklaşık 3 saatlik uçuştan sonra alçalmaya başlıyoruz; denizin içindeki rüzgar değirmenleri görünmeye başlıyor. Kopenhagen havaalanında festival görevlisi bizi karşılıyor. Tasvirlerimiz, kuklalarımız, dekorumuz bir minibüsle tiyatroya gidiyor; biz, Ayşe Bayramoğlu, Şehsuvar Aktaş ve bendeniz trenle otele gidiyoruz. Kötü bir otel! Biraz dinlendikten sonra festival merkezine gidiyoruz. Saraydan bozma izlenimi veren bir yapının giriş katı. Çeşitli festivallerden tanıdığımız dostlarla karşılaşıyoruz. Geçen yıl İzlanda’daki yanardağ patlaması nedeniyle gidemediğimiz Hamm, Helios Theater’den Barbara Kölling’le gerçekleştireceğimiz ortak proje üzerine konuşuyoruz. Karnımızı doyuruyoruz. Akşam bardaktan boşanırcasına yapan yağmur altında 19.00’da Hollanda’nın oyununu izlemeye gidiyoruz. Theater Artemis, Prime adlı bir oyun oynuyor; bir gençlik oyunu; 11 yaşından itibaren arkadaş olan bir grup insanın büyüme, ergenleşme sancılarını, hayata dair planlar yaparken başlarına gelenleri hareket ağırlıklı bir gösteriyle sunuyorlar bize.  Oyundan sonra yine festival merkezindeyiz; merkez yükünü almış. Dünyanın dört yanından gelmiş insanlar! Neredeyse her dilden, her ırktan insanlar! Ertesi gün işimiz çok! Makul bir saate otelimize dönüyoruz.

23.05.2011

Sabah kahvaltıdan sonra tiyatroya gidiyoruz. Çok şirin bir çocuk tiyatrosu binası. Tuvaletlerdeki musluklardan hafifçe düzleştirilmiş kapı eşiklerine kadar çocuklar da düşünülerek yapılmış bir tiyatro. Bizi güler yüzle karşılıyorlar. Üç teknik adam çalışmaya hazırlar!!!! Biz dekoru kurana kadar bizi rahat bırakıyorlar. Biraz etrafımız bakınacak gibi olsak, hemen yanımıza geliyorlar: “Bir şey mi istediniz?”  Her şey hazır olunca prova alıyoruz. İlk oyun saat 19.00’da. ASSİTEJ Türkiye’den Haluk Yüce ve Nurkut İlhan kulise gelip bizi yüreklendiriyorlar. Salon tıklım tıklım dolu. Biz çok, ama çok heyecanlıyız. Oyun başlıyor ve çok iyi geçiyor. Oyundan sonra sahne arkası çocuk/yetişkin akınına uğruyor. Tasvirleri oynatmaya çalışanlar, fotoğraf çekenler, çektirenler, sorular soranlar ve dijital makineleriyle Japonlar,  Japonlar, Japonlar, Japonlar… Yunanlı Dimitris “İstanbul’a gelsem bana bu işi öğretir misiniz?” diyor. “Elbette komşu!” diyoruz. Saat 21.00’deki oyunda salon yarı yarıya dolu. Biz biraz telaşlı oynuyoruz, memnun değiliz kendimizden! Oyundan sonra bir Amerikalı uzun uzun her şeyi inceliyor, sorular soruyor ve sürekli “Ben hiç böyle düşünmemiştim!” diye mırıldanıyor kendi kendine. Bir yerde birer bira içip yarı baygın uyuyoruz.

24.05.2011

12.00 – 15.00 – 19.00 Arka arkaya üç oyun oynuyoruz. Her oyun seyirciyle biçimlenerek farklı geçiyor; mutluyuz! Oyun sayesinde yeni tanışlar ediniyoruz. Hamburg Kinder&Kinder’den Stephan Löwis oyunumuz festivaline davet ediyor; ortak bir proje yapmak istediğinden söz ediyor. Son oyundan sonra neşe içinde festival merkezine gidiyoruz. Elif ve Erkan’la uzun uzun sohbet ediyoruz. Gece çok soğuk. Hızlı hızlı yürüyoruz otele. “Yol üstü sosisçimiz”den ekmek arası sosislerimizi alıp yiyoruz. Uyku kardeşim!

25.05.2011

10.00 son oyunumuzu oynuyoruz. Dekorumuzu toplayıp paketliyoruz. Tiyatrodakilerle vedalaşıyoruz. Yakınlarda bir İtalyan lokantasında nefis pizzalar yiyip nefis şarap içiyoruz. Saat 15.00’te İskoçya’yı izliyoruz. Wheels Theatret Company, White adlı oyunu oynuyor. 2-4 yaş insanlar için az sözlü bir oyun. Her yerin ve her şeyin beyaz olduğu  bir dünyada iki adam kuş evlerine, kuş yumurtalarının sağlam durumda olup olmadıklarına göz kulak olmaktalar. Bu dünyada her şey düzenli ve kurallı ve beyaz. Ama dünya bu beyazlıktan ibaret değil. Birden renkli bir şeyler beliriyor.  Önce kırmızı, sonra sarı, sonra mavi… Beyaz meraklısı iki adam önce bu renkleri yok etmeye çalışıyorlar, ama başaramıyorlar ve dünya giderek rengârenk ve güpgüzel oluyor!  Akşam festival merkezinde Asya Partisi var. Alışık olmadığımız yiyeceklerin kokusu oldukça ağır; parti daha ziyade Japon Partisi gibi. Sohbet ediyoruz. Son durak yine otel ve uyku!

26.05.2011

Saat 12.00’de Brezilya’nın oyununu izliyoruz. Cia Do Tıjolo, Concerto For Roses and Thorns adlı oyunu oynuyor. Gözleri görmeyen ve yalnızca 6 ay okula gitmiş olan bir şair (Patativa do Assare) ekseninde bize koca Brezilya ve koca Brezilya kültürü üzerine 2 saatlik bir destan sergiliyorlar.  Çok ilginç bir gösteri. Oyundan sonra kanal kıyısında yemek yiyoruz. Saat 17.00’de Belçika’yı izliyoruz.  Tof Theatre, First Steps On The Dune adlı oyunu sergiliyor. Bir adamı devamlı rahatsız eden, her yerde karşısına çıkan bir ördekle başlayan öykü, adamın başına gelen fantastik olaylarla sürüyor. Sonunda her şeyin kumsalda güneşlenen adamın sıkıntılı rüyası olduğu çıkıyor ortaya. Kuklaların büyük ustalıkla oynatıldığı bir gösteri. Saat 20.00’de Danimarkalı topluluk Batida’nın Haleluja adlı oyununu izliyoruz. Oyun Christiana adıyla anılan bölgede bir hangarın içinde sergileniyor. Bu bölge sınırları duvarlarla belirlenen “hippi” bölgesi; kendi yaşam kuralları var. Oyun sözsüz ve müzik ağırlıklı. Tarikatlarla sermaye arasında ilişkiyi tek katmanlı, alt anlamları olmayan bir yaklaşımla ele alıyor. Tülin Sağlam, Haluk Yüce, Nurkut İlhan ve bize daha sonradan katılan Batidacılar’la festival merkezinde uzun sohbetler ederek kapatıyoruz geceyi.

27.05.2011

Ufak tefek de olsa kimi organizasyon bozuklukları nedeniyle sabah ilk iş olarak otel değiştiriyoruz. Öncekinden daha  temiz ve şirin bir otele geçiyoruz. Bavullarımızı bıraktıktan sonra trene binip Malmö’ye gidiyoruz. Malmö biraz daha soğuk, daha küçük ve daha tenha. Saat 15.00’te Japonya’yı izliyoruz. Varyete tarzında, illüzyon numaraları da içeren, interaktif bir gösteri. Japonya’yla tek bağlantısı gösteriyi sunan iki kişinin çok donanımlı, çok usta oluşları, gösterini ise çok çok iyi çalışılmış olması. Yine trenle Kopenhag’a dönüyoruz. Buradaki son akşamımızı yine bir İtalyan lokantasıyla süslüyor ve erkenden yatıyoruz!

28.05.2011

Dönüş zamanı. Arkamızda göremediğimiz birçok oyun bırakarak havaalanına geliyoruz. Kopenhagen Kastrup Havaalanı uluslararası büyük bir alan, ama fazla bagajı ne kredi kartıyla ne de Euro olarak ödeyebiliyoruz; tuhafımıza gidiyor; neredeyse “çuvalla” Danimarka Kronu ödüyoruz tasvirlerimiz, kuklalarımız, dekorumuz için! TK 1784 İstanbul uçağı 12.10’da havalanıyor. THY her zamanki gibi mükemmel.

Yorum


işlemi tamamlayınız: