İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Tutanakları

(Doğan Hızlan’ın Hürriyet gazetesindeki köşe yazısını yayınlıyoruz.)Yapılan bütün etkinliklerin, çalışmaların kayda geçirilmesinden yanayım.

Özellikle bir kurumun tarihini yazmak isteyenler, bu belgelerden, kaynaklardan yararlanacaklardır.

Masamda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun her oyunu için hazırlanmış dergi ve broşürlerinin ciltlenmiş toplamı yer alıyor. İki ciltten birincisi, 2009-2010 mevsimini; ikincisi de 2010-2011 mevsimini kapsıyor. Her oyunun afişi var, afişinin yanı sıra yönetmenin, yazarın oyun hakkında yazısı yer alıyor. Bu yazıların arasında eleştirmenlerin de değerlendirmesi, yorumu var. O oyuna giden, seyredenler dışında tiyatro meraklısı ya da seyrettiği oyun hakkında bilgi edinmek isteyenler için de bu dergi toplamları önemli ve işlevsel. Her derginin başında genel müdür Lemi Bilgin ile İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Şakir Gürzumar’ın sunuş yazılarını okuyacaksınız.

* * *

Bir oyuna emek veren bütün adların biyografilerini de koymuşlar. Bir oyunu yıllar sonra sahneye koyan biri, daha önceki reji notlarından yararlanabilir. Tek tek dergiler alınır ve bir süre sonra kaybolur, çoğunlukla biriktirilmez. Oysa bunlar toplu halde yayımlanınca, korumak, saklamak mümkün oluyor. Bazı yazılar var ki, tiyatro üzerine yeniden düşünmeye çağırıyor sizi. Tiyatro nedir, neden tiyatroya gidilir sorularının yanıtını iyi tiyatro yazarlarından okumalısınız. İşte bir örnek. İyi yazar Mehmet Baydur’un, Lozan oyununun sahnelenmesi nedeniyle yazdığı Oyunun Algılanması yazısından bir bölümü okuyalım:

“Tiyatro sever misiniz? Ben çok seviyorum. Tiyatro gibi sevdiğim başka şeyler de vardır elbet. Dostlarla oturup içki içerek gecenin sonuna kadar söyleşmeyi de severim, saatlerce ara vermeden kitap okumayı da. Tiyatronun yeriyse başkadır. İyi oynanan, iyi yönetilmiş, dekoru-ışığı-giysileri özenle kotarılmış bir Melih Cevdet Anday ya da Haldun Taner oyununun başlama anını kolay kolay bir şeylerle değişmem. Perde açılır, karanlıkta sahneden salona esen o büyüleyici koku bir ara burnunuza çarpar, yitip gider. Olağanüstü bir andır bu. (…) Tiyatro ile uğraşanlar için en tehlikeli saniye, seyircinin bıyık altında gülümsemeye başladığı saniyedir. Sahnede, oynanan oyunla, seyircinin dalga geçme gücünün birbirinden koptuğu an. Bana işiniz nedir diye sordukların zaman, hindi gibi kabararak ‘Oyun yazarıyım’ diyorum. Efendim? diyorlar. Oyun yazarıyım diye yineliyorum olanca ciddiyetimle. Sonra ikinci soru geliyor. Geçiminizi oyun yazarak mı sağlıyorsunuz? Para kazanıyor musunuz demek istiyorlar. İnsan para kazanmak için oyun yazarı olur mu?”

Ayşegül Yüksel’in 50. Sanat Yılında Güngör Dilmen’e Merhaba yazısı da iyi bir tiyatro yazarının çeşitli yönlerini sergiliyor: “Tiyatrosunun ‘şiir’ini Doğu ve Batı dünyasındaki masal-söylen-tarih birikiminde biçimlendirmiş bir yazardır Güngör Dilmen. Yapıtlarıyla tüm insanlığın sesini sahneye taşıyan… Dilmen’in sanat yaşamında 50. yıla ulaştığı anımsatıldığında önce şaşırdım sonra da bu yıllara tanıklık etmiş olduğumun bilincine varıverdim…

Güngör Dilmen bir trajedi işçisidir. Kullandığı söylensel-tarihsel malzemeyi yapıtlarının pek çoğunda uyguladığı tiyatro şiiri ile yoğurmuştur. Dilmen’le son buluşmamız, iki yıl önce, Ekin Tiyatrosu’nun ‘Midas’ın Kördüğümü’ oyununun ilk gecesinde oldu. Oyunlarında kullandığı ‘şiir’in özelliklerini ve trajedi anlayışını açıkladığı ‘Keçitürküsü’ başlıklı kitabını arkamdaki sıradan uzatıp vermişti. Kitabı okuyunca sevinçle gördüm ki ‘trajedi’yi tartışırken ‘Kurban’ üstüne yazdığım son eleştiri yazısına da yer yer göndermeler yapıyor.”

* * *

İki mevsim boyunca neler sahnelenmiş, kimler hangi oyunda görev almış ve daha birçok soruya dair, bir tiyatronun ayrıntılı repertuvarını öğrenmek ve bilgi edinmek için iyi birer kaynak.

Hürriyet