Köpeğim Çiço’ya Seçim Öncesi Mektup

Nedim Saban

Canım köpeğim Çiço,

Artık dokuz yaşına girdin ve orta yaşlı bir köpek oldun. Bunu geçen gün tasmanı yenilerken fark ettim ve sana bu satırları, Bekir Coşkun’dan izin alarak yazmaya karar verdim.

Çocuğum olsaydı, belki onlara bir mektup bırakırdım… Tam olarak anlarlar mıydı, yoksa değişen dünya şartlarına uyarak bir gün bu mektubu okuduklarında beni “eski dünyadan bir eski tüfek” olarak mı nitelendirirlerdi emin olamıyorum doğrusu.

Canım Çiço’m,

Sende en çok sevdiğim şey gözünün içine içine çok rahat bakabiliyor olmam, sana bugüne kadar hiç yalan söylemedim, söylesem mutlaka anlardın.

En sevdiğim yanın peynir, salam, sucuk dışında dünya işleriyle hiçbir ilgin olmaması. Senden ricam, eğer bir gün birbirimizden ayrılmak zorunda kalırsak ve ben senden önce gitmiş olursam, Teşvikiye’deki Çerezo’yu ve Asmalımescit’te Altıntaş Büfe’yi tez elden haraca kesmekten vazgeçmendir.

Ha, eğer sen benden önce gidersen, bak Çiço, birlikte birkaç seçim gördük. Daha kaç tane seçim yaşarız bilmem. Şimdi, seçim gibi önemli bir konuda neden, dünya işleriyle hiç ilgisi olmayan sana yazmayı seçtim dersen…

Şu seçim öncesi atmosferde tanık olduğum çirkinlikte bana en çok sen destek oldun da onun içindir dostum!

Yağcı, yalaka sözcüklerini köpeklerle beraber anmayı sevmediğim için köpeklerin sahiplerine “fazlaca düşkün” olduğu söylenir ya, ben sende hiçbir zaman böyle bir şey görmedim. Şımarık olmasına şımarıksındır ama değil peşimden gelmek, bugüne kadar beni hep sen istediğin yöne sürüklemişsindir. Çocukken parkta serçeleri, kuşları kovalardın, bir gün onları yakalayamayacağını anladın ve vazgeçtin bu sevdandan. O gün yaşlanmaya başladığını anlamıştım Çiço.

Sanatçı topluma önderlik eder, haksızlığın, sömürünün karşısında hep duragelir, serçelerin peşinden hep koşar. Hiç yaşlanmaz bu anlamda.

Öte yandan, politikacılar kimi zaman sanatçıları serçe gibi avlar, kimi zaman etinden, sütünden yararlanmak için vitrine koyar. Son zamanlarda aşağılamak, hedef göstermek de eklendi bunlara. Yeni Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu seçimlerde AKP’ye karşıt sağlam bir kültür politikası geliştirmesini bu yüzden çok önemsemiştim ama olamadı ne yazık ki!

Minik Serçe’yi son yıllarda sevemedim zaten ama referandumda kendisini iyice yem etti bence! Öte yandan, şarkıları sadece beni senin değil, kendi çocukluğuma da götüren Ajda Pekkan’ın seçime üç gün kala bakan sevgisinin depreşmesi yersizdi!

“Başımızdan eksik olmasın” dediği hükümetin başbakanının sanatçılar için ettiği laf ortada:

“Sen yanına aldığın sanatçı müsvetteleriyle mi hükümet olacaksın” diyor Kılıçdaroğlu’na!

Aynı başbakan, Kürt açılımıyla ilgili bir sabah kahvaltısında, sanatçıların ellerini taşın altına atmasını istemişti.

Ellerini taşın altına atanlar taşın ardında şimdi.

Bu seçim, mapushane duvarının aralanabilmesi için de büyük bir sınav olacak!

Orgeneral Balanlı’nın tutuklanmasıyla Hasdal’daki general ve amirallerin sayısı, Genelkurmay Karargâhı’nı geçti! Kavram kargaşası içinde, yurtsever kaygılara kapılmakla darbecilik aynı kapsamda değerlendirilmeye başlandı.

Kenan Evren seçime birkaç gün kala ifadeye çağrıldı netekim, referandumdan sonra kendisine ve o dönem bizi zorla yöneten darbecilere savcılık kapısı görünmüş, ancak sistem yavaş işlediğinden olsa gerek, darbecilerin bazıları savcıdan önce mezara gitmişti.

Kenan Evren’in suçlarından biri de solculara işkence yaptırmaktı.

Ne acı ki, Evren tıpış tıpış geçmişle yüzleştirilirken, daha bugün Hopa’da başbakanı protesto edenlere de işkence yapıldı, bu “çocuklar” eşkıya olarak ötekileştirildi. ÖDP’li devrimci Metin Lokumcu’nun ölümüne sebebiyet veren olaylar için şimdiki başbakanımız “bir yurttaşımız da kalp krizinden ölmüş, üzerinde durmak istemiyorum” deyiverdi.

Sevgili Çiço,

Yaşam felsefesini “insan hayatının üstünlüğü” üzerine kuran ve bunun için sanat üreten biri olarak, ölenin bile ötekileştirildiği bu düşünce yapısı beni korkutuyor. Bedri Baykam’ı hastaneye götürmeyi reddeden insan topluluğunun içinde yaşamaktan utanç duyar oldum, oysa ben farklı kültür ve düşünce yapılarını barındıran bu topraklarda yaşamaktan onur duymaya devam etmek istiyorum.

Biliyorum ki, konuşma yetin olmasa dahi başıma bir hal gelse, şu hayvan halinle, yardımcı bulurdun.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni CHP’sinin “Kürt politikası” konusundaki somut çıkışlarını,

seçimden sonra bu topraklara barış gelmesi için “Akil Adamlar Komisyonu” kurulması önerisini, sınıflar arasında gittikçe açılan uçurumun kapanması için gelir dağılımı konusundaki çözüm önerilerini alkışlıyorum…

Cumhuriyet Halk Partisi bir seçime ilk kez bu kadar hazır giriyor.

Oy verdiğim bölgede Sırrı Süreyya Önder gibi saygın bir sanatçı ve barışın önünü açacağına inandığım bir aydın olmasa, CHP’nin somut bir kültür politikası olsaydı, ben de oyumu Cumhuriyet Halk Partisi’ne verirdim.

Sevgili köpeğim, bu mektubun bir insandan bir köpeğe yazılması sakın seçimin önemini azımsamana neden olmasın. Seçimden sonra, insanın insana yazdığı ve insanların birbirlerinin mektuplarını anlayabildikleri günler de gelecek. Ben umutluyum.

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: