Harbiye’de Şiddet

Metin Boran

Geçtiğimiz hafta Uluslararası Caz Festivali’nde dünyaca ünlü seslerle sahneye çıkan Kürtçenin güçlü sesi, Yorumcu Aynur Doğan türkülerine başladıktan kısa bir süre sonra konseri dinlemeye gelen histerik bir grup tarafından önce yuhalanıyor, ardından da aynı öfkeli grup içinden bazıları sahneye minder, pet şişe ve yabancı maddeler atarak Aynur’u engellemek istiyor. Protestoların yoğunlaşması üzerine Aynur Doğan, üçüncü parçasından sonra sahneden ayrılmak zorunda bırakılıyor. Sanatçı, ayrılırken zafer işareti yapıyor ve öfkeli lümpen grup daha sonra istiklal marşı okuyor ve Açıkhava tiyatrosunu terk ediyor.

Bu arada protestocu bir başka grup da Aynur’a “Türkçe Söyle, Türkçe Söyle” diye tezahüratta bulunuyor. Program akışı ve sanatçıları önceden belirlenmiş bir geceye bilerek gelen bir topluluğun orada provokatif çıkışlar yapmasını sadece 13 askerin ölümünün öfkesinin dışavurumu diye açıklamak gerçekçi bir yaklaşım değil bana kalırsa. Sadece Kürtçeye tahammülsüzlük ve Kürt sanatçısına yapılmış bir saygısızlıktır.

Caz dinleyicisinin entelektüel ve kültürel düzeyi yüksek olur diye bilinirdi. Konserde sorun çıkaran grup eğer ‘özel bir misyon’la orada değillerse ve gerçekten konsere bilet alarak gitmiş ve orada hırgür çıkarmışsa durum daha da vahimdir bence.

Konsere önceden bilet alarak gelen protestocu bu lümpen güruhun gerçekten caz ve müzik tutkusu olsaydı uluslararası bir müzik festivalinde sanatçılara ırkçı, şoven ve saldırgan tutum konusunda bu kadar rahat davranamazlardı diye düşünüyorum. Gayet tabii müzik onlara duyarlı, toleranslı olmayı öğretmez ama müzik tutkusu milliyetçi ve ırkçı hamasetin önüne geçebilirdi.

Aynur’un Kürtçe türküleri savaşı yücelten ya da barışı öteleyen bir içerik taşımadığı gibi kendi içinde bir halk ezgisidir, ağıttır, halkbilimsel anlamda üretilmiş tüm insanlık için anonim bir kültürel değerdir. Bu dile, sese ve ezgiye tahammül etmeyen gönül yoksunu bir kişi, 4-5 dilde şarkı söylenecek bir konserde ne arıyor acaba?

Bir sanat alanı olarak müziğin ama özellikle türkülerin öfke ve şiddetle ya da ölmek ve öldürmek gibi ilkel duyguları öne çıkaran ya da önemseyen bir ilişkisini kurabilmek zordur. Müzik, tını ve ezgi olarak bir ırkı ya da dili yüceltmez. Her şeyden önce müzik bir dünya dilidir ve evrenseldir. Bu basit gerçeği algılayamayan bir akıl dizgesi, sahibine şapşal bir dünya kurar.

Bu ülkede her zaman tarih tekerrür mü eder, son zamanlarda yaşanan gelişmeler aslında Türkiye’nin en karanlık dönemini, 1990’ların başında yaşanılan o korkunç trajediyi anımsatıyor. Siyasal alandaki tıkanıklık insanların sosyal ve kültürel hayatını da altüst ediyor.

Aynur’a konserde yapılanlar, birçok insana daha önce Ahmet Kaya’nın başına gelenleri anımsattı. Bu ülkede hep olumsuzlukları anımsamaktan sıkıldım ben de, ama hala hoyrat ve acı yaşatmaktan zevk alan insanlar var.

Konser günü yazıya şöyle başlamıştım.

Flamenko Sanatçısı Gitarist Javier Limon öncülüğünde Mujeres de Agua (Suyun Kadınları) adlı proje ile bir araya gelen yorumcu kadın sanatçılar Buika, Rita, Gkykeria, Montse Cortes ve Aynur Doğan konserde İbranice, İspanyolca, Yunanca ve Kürtçe şarkılar söylemek üzere Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda buluştular.

Ancak konser, Silvan’da öldürülen 13 askerin mateminden dolayı hüzünlü ve gergin başladı.

Sonrasını biliyorsunuz işte.

Bu utanç yeter artık Türkiye’ye.

Evrensel

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: