Kültür Bedendir

Tadashi Suzuki

SCOT – Suzuki Company of Toga, Çeviri: Şebnem Sözer

Benim görüşüme göre kültürlü bir toplum, insanlarının algısal ve ifadesel yetilerinin içlerindeki doğuştan gelen hayvansal enerji aracılığıyla geliştiği bir toplumdur. Bu hayvansal enerji, insan ilişkilerinde ve meydana getirdikleri cemaatlerde sağlıklı bir iletişimin oluşması için gerekli olan güvenlik ve güven hislerini besler. Esasen hayvansal-enerjiye-dayanan bir toplumun ayırt edici özellikleri, elektrik, petrol ya da nükleer enerji gibi hayvansal olmayan enerji tarafından ayakta tutulan toplumlarınkinden farklıdır. Çoğu insan otomatik olarak, hayvansal olmayan enerjiye bağlı olan toplumun daha uygar olduğunu düşünür. Bana göre, uygar bir toplum zorunlu olarak kültürlü bir toplum değildir.

Eğer uygarlığın kökenlerini incelersek, ortaya çıkışının özünde bedensel işlevlere bağlı olduğunu görürüz. Hatta uygarlığın gelişimini, gözler, kulaklar, burun, dil ve derinin derece derece duyusal genişlemesi olarak yorumlamak mümkündür. Örneğin, teleskop ve mikroskop gibi icatlar, insanın daha çoğunu görme, görme duyusunu uçlara taşıma konusundaki istek ve çabasından ortaya çıkmıştır. Zamanla bu tip başarıların birikmesi uygarlık diye adlandırılmaya başlandı.

Sonuç olarak, bu tip arzuları gerçekleştirmek için gereken enerji türünü incelediğimizde, modernleşme meselesi kaçınılmaz olarak yüzeye çıkar. Aslında, Birleşik Devletlerde bazı sosyologların modernleşmiş toplumları modernleşme öncesi toplumlardan ayırt etmek için kullandığı bir ölçüt, üretim süreçlerinde kullanılan hayvansal enerjinin hayvansal olmayan enerjiye oranıdır. Burada hayvansal enerjiyle kastedilen insanlar, atlar, öküzler ve benzerlerinden elde edilen organik fiziksel enerjidir; hayvansal olmayan enerjiden kastedilen ise gene elektrik, petrol, nükleer enerji, vs.dir. Bu teoriye göre, bir ülkenin modernleşme seviyesini belirlemenin yollarından biri tükettiği hayvansal olmayan enerji miktarını ölçmektir. Örneğin, pek çok Yakın Doğu ve Afrika ülkesinde tüketilen hayvansal olmayan enerji miktarı, neredeyse tüm üretim süreçlerinde hayvansal olmayan enerjinin baskın olduğu Birleşik Devletler ya da Japonya gibi ülkelerle karşılaştırıldığında çok düşüktür.

Eğer bu ölçütü tiyatroya uygularsak, çağdaş sahne prodüksiyonlarının çoğunun modernleşmiş olduğunu ve önemli ölçüde hayvansal olmayan enerjiye dayandığını fark ederiz. Işıklandırma, ses sistemi, sahne asansörleri ve döner platformların ihtiyacı olan gücü elektrik sağlarken, beton temelin dökülmesinden aksesuar ve dekorun yaratılmasına kadar tiyatro binasının bizzat kendisi hayvansal olmayan enerji tarafından çalıştırılan çeşitli sanayi faaliyetlerinin ürünüdür.

Öte yandan, Japon Nō’su, hayvansal olmayan enerjiyi neredeyse hiç kullanmayan, modern öncesi bir tiyatro biçimi olarak hayatta kalmıştır. Müzik söz konusu olduğunda, örneğin, pek çok modern tiyatro, kaydedilmiş ya da canlı sesi amfiler ve kolonlar aracılığıyla elektronik olarak yeniden üretmek için dijital ekipmandan yararlanırken, Nō’da başoyuncular ve koronun sesi sahnede çalınan enstrümanların sesiyle birlikte dolaysız olarak seyirciye fırlatılır. Nō kostümleri ve maskları elde yapılır ve sahnenin kendisi modern öncesi marangozluk tekniklerine göre inşa edilir. Bugün Nō sahnesi elektrikle aydınlatılıyor olsa da (ki ben buna halen karşı çıkıyorum, eski zamanlarda bu iş ince mumlarla yapılırdı), bu asgari düzeyde tutulur ve asla modern tiyatronun ayrıntılı, çok renkli ışık tasarımlarına benzemez. Nō özünde saf olarak insan becerisi ve çabası ile bir şeyler yaratma ruhu tarafından istila edilmiştir – o kadar ki modern öncesi tiyatronun simgesi olarak düşünülebilir. Bu hayvansal enerji tarafından güdülen bir çabadır.

Hem Avrupa hem de Japonya’da tiyatro zamanla birlikte gelişti ve böylece seyircinin ilgisini arttırma çabası içinde, prodüksiyonun neredeyse tüm aşamalarında hayvansal olmayan enerjiyi kullanmaya başladı. Paradoksal olarak, hayvansal olmayan enerjiye doğru olan bu değişim, sanat biçiminde oldukça büyük bir hasara neden oldu. Nasıl ki mikroskop, vs.nin icadı ve kullanımıyla beraber gözlerin doğal görme becerisi azaldıysa, modernleşme de doğal organlarımıza düşen iş yükünün giderek artan geniş bir bölümünü hayvansal olmayan enerjiye emanet ederek onları asli benliklerimizden kopardı. Araba, yürüme ediminin yerini alıyor. Bilgisayar, dolaysız olarak görme ve duymanın yerine geçiyor. Laboratuar ortamında döllenme cinsel teması ortadan kaldırıyor. Gerçekte uygarlığın ilerlemesi uğruna yapılan tüm icatlar, hayvansal enerjinin kullanımını asgari düzeye indirmek için gösterilen çabaların maddi sonuçlarıdır. Sonuç olarak, insan bedeni ve onun çeşitli işlevlerinin gizilgücü, insanların arasındaki hayvansal enerjiye dayanan iletişimi zayıflatan dramatik bir küçülmeye maruz kalmaktadır. Bu eğilim, üzücü bir şekilde, oyuncuların ifadesel becerileri üzerinde de etkisini göstermektedir.

Oyuncunun zanaatının bu zayıflatıcı modernleşmesine karşı koymak için, sadece basitçe Nō ve Kabuki gibi tarzların değişik biçimlerini yaratarak değil, ama onların ve diğer modern öncesi geleneklerin evrensel meziyetlerini kullanarak, performansın içinde insan bedeninin bütünlüğünü yeniden kazanmak için gayret ediyorum. Bu kalıcı meziyetlerden yararlanıp onları geliştirerek, son zamanlarda parçalarına ayrılmış fiziksel kabiliyetlerimizi yeniden birleştiriyor ve, bedenin algısal ve ifadesel kapasitesini yeniden canlandırmak için bir fırsat yaratıyoruz. Ancak bunu yapmaya kendimizi adarsak uygarlığın içinde kültürün gelişmesini sağlama alabiliriz.

Yorum


işlemi tamamlayınız: