Ayak Takımı Aliağa’da Efeleniyor

Döktükleri alın terinin ve emeklerinin hakkı için mücadele eden PETKİM ve TÜPRAŞ işçileri, çalışma hayatı dışında da birlikteliklerini sürdürüyorlar.  Sendikaları Petrol-İş Aliağa Şubesi’nin de desteğiyle işçiler Halkoyunları ekibi ve tiyatro grubu kurmuşlar. Tiyatro gruplarının adı Başbakan Erdoğan’ın işçi sınıfı ve emekçileri aşağılamak için söylediği “Ayaklar baş olursa” sözüne atıf olarak  Ayak Takımı olarak belirlenmiş. Ayak Takımı Aliağa’da, sermayeye ve hükümetin saldırılarına karşı verdiği mücadelenin yanında oynadığı halkoyunları ve tiyatroyla da egemen sisteme kafa tutmaya çalışıyor.

İşçilerin halkoyunları gösterisi ve Ayaktakımı Tiyatro Grubuyla biz de Türkiye Gençliğinin İzmir Selçuk Pamucak sahilinde düzenlediği “Bilime,İnsanlığa ve Doğaya Özgürlük” kampında sahne almalarıyla tanıştık. İşçilerin ağzından Bertolt Brecht’in şiirlerini, Nazım Hikmet’i ve  Hasan Hüseyin Korkmazgil’in Kavel direnişini anlatan şiirlerini dinlemek ayrı bir keyifti. Okudukları şiirler gibi direngen, hep birlikte diz vurup çektikleri halaylar gibi sahnede de birlikte hareket etmeleri ise belki yılların alışkanlığını sahneye taşımak gibiydi.

‘DAHA FAZLA KENETLENDİK’

Barış Tokul bu işçilerden biri. Petrol-İş sendikası üyesi ve PETKİM işçisi. Halkoyunları ekibine aynı zamanda hocalık da yapan Tokul, “Sendikamızın yönetcilerinin de desteğiyle bu işe başladık” diyor. Ekipte yer alan arkadaşlarının hepsinin işçi olduğunu, aynı zamanda sendikalarının üyeleri dışında da işçilerin ekipte yer aldığını söyleyen Tokul, “Çalışan arkadaşlarımızın eş ve çocukları da var. Bu özveriyle oluşan bir ekip. Gece vardiyasından çıkan arkadaşlar gelip çalışmalara katlıyorlar. Kendilerinden ödün vererek, zaman ayırarak bu çalışmaya katılıyorlar.Bu çalışma bizi birbirimize daha da kenetledi. Artık daha güçlü bir aile olduk” diyor.

Özgür Ünal ise TÜPRAŞ’ta çalışıyor, o da Petrol-İş üyesi. “Sendika olarak tek bir işyerinde örgütlü olmadığımız için bu tür etkinlikler bizi bir araya getirmek ve kaynaştırmak için çok önemli” diyor ve ekliyor: “ Barış’ı Zeki abiyi bu sayede daha iyi tanıdım. Eylem birliktelikleri açısından da bunun büyük bir faydası var. Ailecek görüşmeye başladık, eş ve çocuklarımız da bu çalışmaya katılıyor. Bizi gören diğer arkadaşlar da ekibe katılmak istiyor. Mesela Zeki Abi 49 yaşında ilk defa bu ekiple oynadı ve başardı da”

İnsanların artık “örgüt” deyince korkar hale geldiğini söyleyen Ünal, “Yaptığımız sosyal etkinlikler sayesinde insanlar sendikayı daha iyi anlıyor, önyargıları kırılıyor. Benim eşim dahi sendikaya başka bakıyordu ama bu etkinliklere katılınca fikri değişti” diyor.

“İşçiler olarak bunu yapmamız zor değil yeter ki isteyelim” diyen Zeki Keski ise, “Biz sendikamızdan çok destek aldık. Bunu yapmak için tabanda birleşmek gerekli. İşçilerin birlik olması bir araya gelmesi için sadece TİS ve ekonomik talepler yeterli değil. Bu çalışmayla birlikte daha da kenetlendik. Bu tür etkinlikleri tüm sendikaların yapması gerekir. Sadece işçiler değil, işçilerin çocukları ve eşlerinin de bu işin içinde olması gerekir. Bu ekiple birlikte benim gibi eski işçilerle Barış, Özgür gibi genç işçiler kaynaşmış oluyor” diye konuştu. Haftanın 4 günü prova alan işçilerin halkoyunları ekibi kurulalı henüz bir yıl olmuş.

AYAK TAKIMI SAHNELERDE

Ayak Takımı Tiyatro Grubunun yönetmeni Cihangir Turuntaş. 12 Eylül öncesinde Maden-İş Sendikasında yönetmenlik yapmış. Petrol-İş Aliağa Şubesi işçileriyle de 4 yıldır bir arada. Turuntaş, Başbakan Erdoğan’ın “Ayaklar baş olursa” sözüne atıf olarak, “Biz de Ayak Takımı sahnede olsun dedik. Ayak Takımı olmaktan gurur duyuyoruz. Siyasi iktidarın bunu duymasını da istedik” diyor.  İşçilerle önce vücut dili, oyunculuk eğitimi ve yaratıcılık deneyimi dersleriyle çalışmaya başladıklarını söyleyen Turuntaş  “Sendikaya üye olan tüm işçilere eğitim verdik. Sonradan gönüllü olanlarla tiyatro çalışmamıza devam ettik. İlk oynadığımız oyun ‘Alın teri eşittir?’, Tuzla’daki iş cinayetlerine dikkat çeken bir oyundu. İkinci oyun Nazım Hikmet’ten ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ ve üçüncü oyun da ‘Keşanlı Ali Destanı’ oldu. Bu yıl da ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ adlı oyunu oynayacağız. Bunun hazırlıklarını tamamlamak üzereyiz. 30 kişilik kemik bir kadromuz var. Arkadaşlarımız zaman zaman vardiyadan çıkıp provaya geldi, zaman zaman uykusuz kaldılar. Asıl amacımız duruşu söylemi olan oyunlarla işçi arkadaşlarımızı buluşturmak. Burada sendika çok önemli bir iş yapıyor. İzmir’de bile şehir tiyatroları yok. Koca bütçeli belediyeler bu alana kaynak ayırmazken sendika bu iş için emek harcıyor” dedi.

‘TİYATRO HAYATIMIZA ÇOK ŞEY KATTI’

Meltem Övünç TÜPRAŞ’ta İşçi Temsilcisi. Tiyatronun kendisini ifade edebilmek açısından iyi bir araç olduğunu söyleyen Övünç “Aynı zamanda tiyatro benim için bir idealdi. Dünyaya bakışımı değiştirdi, özetle nefes almaya başladım” diyor.

Habip Kılınç ise emekli bir işçi. Ama ne mücadeleden ne de hayattan emekli olmamış. Aliağa Emekli-Sen üyesi ve disiplin kurulu üyesi. Tiyatroya eşinin desteğiyle katıldığını belirten Kılınç, “Tiyatrodan çok şey öğrendim. Önce düzgün konuşmayı öğrendim, vücut dilimi geliştirdim, karşı tarafın vücut dilini okumaya başladım. Artık siyasilerin vücut dili hatalarını ve söyledikleri yalanlarını anlıyorum” diyor.

Pervin Mert ise ev hanımı. Eşinin  özel sektörde çelik fabrikasında çalıştığını belirten Mert “Tiyatroya iki oğlum için katıldım.Onların bilgisayar başından kurtulup, topluma girmesi ve hayatı anlamalarını istedim. Sonra ben de kendimi işin içinde buldum. Çekingen bir insandım ama şimdi kendimi daha iyi ifade edebiliyorum” diye anlatıyor tiyatro deneyimini.

PETKİM işçisi Erkan Tuğra, kızı, oğlu ve eşiyle tiyatroya başlamış. “Oğlumla hanım bir süre sonra çalışmalara katılmayı bıraktı” diyen Tuğra “Ben artık yaşlıyım yapamam dedim. Ama hocamız ‘kızın yapıyorsa sen de yaparsın’ dedi. Ben tiyatroya gelmekten çok memnunum artık biz sosyal bir aile olduk. Gençlerin kötü yoldan uzak durmasını, işçiyi emeği alınterini öğrenmesi açısından da bu çalışma çok önemli” diyor. İlk başta arkadaşlarından ve çevrelerinden bu kadar yoğun ve vardiyalı bir çalışma sisteminde ‘tiyatroyu nasıl yapacaksınız?’ diye sorulduğunu söyleyen Kadri Sungur da, “Ama onlara bu güzelliği göstererek bu fikirlerini değiştirdik” diyor. Cesur Doğan Seyhan ise şu anda işsiz. Sendikanın sadece kendi işçilerine değil tüm Aliağalı emekçilere kapılarını açmasının kendisini de bu çalışmaya kattığını söylüyor. (Selçuk/EVRENSEL)

TİYATRODA ÇOCUKLAR DA VAR

Bir de tiyatro ekibinde çocuklar var. İşçilerin çocukları sadece kendileri tiyatroya gelmekle kalmamış sınıf arkadaşlarını da tiyatro çalışmalarına katmışlar. İdil Özben Sezgin, tiyatroyu Gizem adlı arkadaşından öğrenmiş. “Önceden Aliağa Belediyesi’nin tiyatro grubundaydım ama orada bana ilgi gösterilmedi. Ama burası herkese eşit olarak davranıyor onun için çok hoşuma gitti. Bence işçilere alt sınıf muamalesi yapılıyor. İşçilerin sesini duyurmak için daha fazla uğraşmalı. Tiyatroyla arkadaşlarıma bakış açım değişti, artık eski çekingenliğim kalmadı” diye anlatıyor.  Çağlar da 7. sınıf öğrencisi. O da arkadaşı vasıtasıyla ayaktakımıyla buluşmuş. Gruba katılmasıyla işçilerin ezilen tarafta olduğunu anladığını anlatan Çağlar “Bu tiyatroyla sendikayı öğrendim. Sendika hakkında kötü şeyler biliyordum ama bu fikrim değişti. Gördüm ki tedirgin olacak bişey yok” diyor. Damla Eylem Tereci ise 4. sınıf öğrencisi. Damla, annesinin peşinden tiyatroya gelmesiyle katılmış ekibe. Salı günleri provaya gittiğini söyleyen Damla, “Ben bugünkü oyunda korolarda söyledim, iki tane de tek oyunum var. Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları oyununda anlatıcı rolünü oynuyorum.”

Evrensel