Kendi Sokağını Kirleten Çöpçüler

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Nedim Saban

Bayrama yaklaşırken, İstanbul sokaklarında yaşadığım, önceleri çok matrak bulup, ardından ürkütücü olduğuna karar verdiğim bir görüntüyü sizlerle paylaşmak istedim.

İki çöpçü, İstanbul’un en sevdiğim tarihi caddelerinden birinde temizliklerini bitirmiş, oturuyorlar; kaldırım taşlarına çökmüş, bir yandan sigaralarını tüttürürlerken, öte yandan geçen arabaları izlerken sandviçlerini keyifle bitiriyorlar.

Oturduğum semtte güvenlik nedeniyle midir nedir, çöp sepetlerine çok az rastlanır. Köpeğimin kakalı torbalarından, kendi yediğim kuruyemiş, kestane çöplerine kadar her birini eve kadar taşıdığım çok gün bilirim. Bazen tesadüfen rast geldiğim bir çöpçünün kovasına kendi çöpümü de attığımda, acaba “özel alanına mı müdahale ediyorum” diye düşündüğüm çok olmuştur.

Dün karşılaştığım manzara ise rüyamda görsem karabasan olarak uyanacağım bir şeydi.

“Nasılsa mesaimiz bitti” diye düşünerek, yedikleri tostların kağıtlarını çat diye (tost kağıdı nasıl ses çıkartır?) kendi temizledikleri sokağa atan çöpçüler!

Acaba yanlış mı gördüm diye bir daha, bir daha baktığımda, manzaraya giren sigara izmaritleri de tost kağıtlarını tamamladı…

Çocukluğumuzda bize “herkes evinin önünü yıkasa sokaklar temizlenir” diye öğretirlerdi. Bense, sadece kendi evimi değil, komşularımın evini de yıkamak için tiyatro mesleğini seçtim belki de… Evimin kepenklerini dünyadaki açlığa, ülkemdeki işkenceye, düşüncelerinden dolayı hapse atılan aydınlara kapatamadım.

Son yıllarda, içeridekilerin sayısı, dışarıdakileri aşınca “Sana ne?” sözünü fazlasıyla duyar oldum, ama o zaman tiyatro yapmam, sadece evimin önünü temizleyeceğim çok daha bireyci bir meslek seçerim diye düşündüm.

Taa ki dünkü çöpçüleri görene kadar!

Kendi yıkadıkları sokağı, kendi mesaileri bitince kirleten bir çöpçü, kendi ürettiği kazağı söken bir tezgâh işçisi, kendi taktığı makine parçasını bozan bir emekçi olabilir mi? Bu, dünyanın sadece sermaye sınıfına teslim edildiğinin acı bir örneğidir. Emekçinin, üretimden keyif almadığının sisteme acımasızca yansımasıdır.

Küçükken, büyüklerime “tiyatrocu” olacağımı söylediğim zaman; aydın bir anne babaya sahip, biraz da hiperaktif bir yapıda olduğum için beni hemen psikologa götürmüşlerdi. Psikolog da, uzun analizler sonucunda cevaben, “isterse çöpçü olsun, ama iyi bir çöpçü!” demişti.

Bilir misiniz ki, çöpçülerin kendi sokaklarını kirlettikleri bu dünyada, tiyatrocularımızın pek çoğu da, suya sabuna dokunmayan temizlikçiler gibi, kendi evlerini süpürüp, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek, koca koca yılanlar besler oldu.

Bu yılanlar sadece asrın alkışlanan diktatörleri olarak değil, kimi zaman en zevksiz dizi film eğlenceliklerin baş karakterleri olarak çıkıyor karşımıza.

Mesleğimizdeki örgütlenme eksikliği birkaç ilerici arkadaşımızın kurduğu sendikayla aşılmaya çalışıyor, ama yine de 90 dakikalık dizilerde çoğu aktörümüz, işleri bittikleri yere pisleyerek insanlık suçu işliyorlar. Salt setlerdeki sorunları görmezden gelerek değil, dünyadaki tüm haksızlıklara sessiz kalıp, bireysel alkışları toplumcu kavgaların ardında bırakarak, kendi çöplüklerinde öten horoz olmayı, erken ötüp, başı kesilen horoz olmaya yeğleyerek.

Çağına tanıklık etmesi gereken tiyatro sanatçılarının yansıması sigara izmaritlerini sokağa atan çöpçülerdir.

Bundan sonrası ise, korkarım sigara izmaritlerinin insanların yanında tertemiz sayılacağı bir dünyadır.

Birgün

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Nedim Saban

Yanıtla