“Keşanlı Ali” Ne Zaman “Kürt Cemali” Olacak?

Yaşam Kaya

Türkiye’de popüler kültürün tırmanışa geçmesi, televizyonun insanlar üzerindeki etkisinin iyice artmasına neden oldu. Uzun yıllardır ülkedeki insanların dertleri bir kenara, dizilerdeki kahramanların bir diğer bölümde neler yapacağı insanların zihinlerine kazınmaya başlandı. Aşk, cinsellik, aldatma, kin, cinayet… gibi duyguların tamamının neredeyse bütün kanallarda defalarca işlendiğini görüyoruz. Durum böyle olunca, senaryo yazarları kendilerine çıkış kapıları aramaya başladı. Televizyonlara senaryo üretenler ilk olarak ellerini geçmişin önemli romanlarına attı. TV’de birbirini tekrar eden konular uzun süre sürmeyeceği için, Halid Ziya’dan Reşat Nuri’ye kadar birçok yazarın kapısı çalındı. Sonuç olarak değerlerini yitirmiş, romandan bozma diziler ekranda boy göstermeye başladı. Edebiyat avcıları senaryocular şimdi de ellerini Türkiye Tiyatrosu’nun baş tacı olan ‘Keşanlı Ali Destanı’na attı.

Haldun Taner’in yazdığı ‘Keşanlı Ali Destanı’, Anadolu’nun fakir semtlerinden ‘Sineklidağ’da geçen devrimci bir öyküdür. Aşkla başlayan, daha sonra toplumsal bir anlama bürünen oyun, her açıdan içinden geçtiğimiz çağda gerçekçi bir halk kahramanının nasıl doğduğunu bizlere göstermişti. Fakat epik tiyatronun şaheserlerinden sayılan, Türkiye’de ve birçok Avrupa ülkesinde yüzlerce kez sergilenen Keşanlı Ali Destanı; konusu, karakterleri, diyalogları ve tüm yapısıyla Ankara’nın ünlü kabadayılarından Kürt Cemali’yle arkadaşlarını işlediği ve bu özelliğinden dolayı ‘Kürt Cemali Destanı’ diye yazılması gerekirken, ‘Keşanlı Ali Destanı’ olarak ‘Beyaz Türkler’ tarafından yazılarak, bir kez daha tarihe ihanet edilmiştir. 31 Mart 1964’ten itibaren 220 kez Türkiye’de; İngiltere, Almanya, Lübnan, Çekoslovakya, Macaristan ve Yugoslavya’da 360 defa sahnelenen; 1964, 1971, 1977, 1984, 1999 ve 2000’li yıllarda üst üste oynanarak, basılarak birçok yabancı dile çevrilen Keşanlı Ali Destanı; neden ‘Kürt Cemali’ değil de, ‘Keşanli Ali Destanı’ diye yazılmıştır?

Ya Reyting Alamazsa?

1988 yılında Genco Erkal tarafından TRT’ye müzikli dizi olarak uyarlanan oyun; Gülriz Sururi, Mehmet Akan, Genco Erkal ve Meral Çetinkaya gibi dönemin ‘sol’ görüşlü tiyatro sanatçıları tarafından ete kemiğe bürünmüştü. Fakat o kadar ‘sol’ görünüşlü aydın sanatçı nedense sıraladığımız tüm gerçekleri bir kenara iterek ‘Kürt Cemali’yi görmezden gelmişti. 1965 yılındaki Atıf Yılmaz’ın sinema uyarlamasında da durumun değişiklik göstermediğini hatırlatalım.

2011 yılında yine TRT tarafından dizi olarak ele alınan konu, Türkiye tiyatrosunun en değerli kalemlerinden Özen Yula ve başarılı yönetmen Çağan Irmak tarafından insanlara sunulacak. Haldun Taner’in tarihe mal olmuş bir oyunu yazarken yaptığı bilinçli yanlışlık artık yerine iade edilmeli. Yazarın o dönem içinde Ankara’da yaşayan ‘Kürt Cemali’den etkilendiğini; çok defa araştırmalar yaparak Cemali’nin neden öldürüldüğünü Altındağ’da soruşturduğunu biliyoruz. Ayrıca oyun Sadri Alışık Tiyatrosu tarafından yeni sezona hazırlanıyor. Ahmet Mümtaz Taylan’a buradan sesleniyorum: Haldun Taner konuyu ‘Keşanlı Ali’ diye yazmış olsa da, sen oyunu koyarken bu yanlışı düzeltebilirsin.

‘Keşanlı Ali Destanı’ ya da ‘Kürt Cemali Destanı’ televizyon dünyasına yeniden giriş yaparken, tüketim çılgınına dönmüş TV kanalları maalesef ki söylediklerimizi duymayacak. Oyun üzerinden ‘etnik’ tartışmalar, kavgalar açmak niyetinde değilim. Ama herkesin bilmesi gereken bir olay öyle kolay örtbas edilemez. Anadolu coğrafyasında yaşayan insanların değerleri onlara iade edilmeli. Haldun Taner olayları kaleme alırken kendi siyasi düşüncesiyle hareket ederek, ‘Kürt Cemali’yi görmek istemedi. 2012 yılına yaklaştığımız şu günlerde bu ayıp bir an önce son bulmalı.

‘Keşanlı Ali Destanı’ TRT’ye dizi olurken atladığımız önemli bir gerçek daha var. Özel kanallarla yarışma tutkusuna kapılan TRT, ‘oyun reyting bulmuyor’ gerekçesini göstererek birkaç bölüm sonra eseri yayından kaldırırsa o zaman ne olacak? Türkiye Tiyatrosu’nun en önemli konusu TV’de bir kalemde silinecek mi?

Haldun Taner’in ve Türkiye’nin en önemli oyunu ‘Keşanlı Ali Destanı’; konusu, uyarlaması ve tartışmasıyla uzun yıllar gündemde sürüp gidecek gözüküyor…

Birgün

Konuyla ilgili Ömer F. Kurhan’ın yazısı için tıklayınız

Konuyla ilgili Fırat Güllü’nün yazısı için tıklayınız



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

““Keşanlı Ali” Ne Zaman “Kürt Cemali” Olacak?” yazısına15 birden fazla yorum var.

  1. Ergün Işıldar dedi ki:

    Tiyatrodan dünyanın tüm sorunlarını çözmesi değil, meselelere yaklaşıma katalizör olması beklenebilir. Bu ülkede Kürt Cemali’nin yaşadıklarını Keşanlı Ali yaşayamaz mıdır sanki? Keanlı Ali oyunu oynandığı sürece Kürt Cemali anılmamış mıdır da, H.Taner’e beyaz türk denilerek hakaret edilmektedir? Bu kendi egomuzu öne fırltmaktan başka ne işe yaramaktadır?

  2. Ergün Işıldar dedi ki:

    Tiyatronun tarih çalışması olması beklenemez. Tarih ve tiyatronun varlığı ve etki alanı farklıdır. ‘Beyaz Türkler’ olarak aşağılanan kişiler halkının yaşamına bir kez daha sırt çevirmemiş, yaşamlarına ilgiyi uyarmaya çalışmışlardır. Meseleyi salt ırksal bir noktaya daraltmamak ise bu gün bile aymazlık içinde olan çoğu ‘dantel’e örnek olacak nitelikte bir tavırdır.
    Ankara’da yaşamış ‘kürt Cemali’ ile günümüz kürtçülüğü arasında illiyet kurmak ise sanatsal hayalcilik ile siyasi komplo arasında yerini bulamamış bir yaklaşım olabilir ancak. Olayın ırksal olanın ötesine taşınmış olması sorunlarımıza yönelik erken bir uyarıdan başka ne olabilir ki?

  3. Ergün Işıldar dedi ki:

    Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” adlı eserinin aslında kürtlerin kimlik problemini dile getirdiğini iddia edip, bir de kanıtlasaydınız yazarın söylemek istedoğinden daha ileri ne söylemiş olurdunuz? Neymiş, “Kürt Cemali”nin öyküsüne ‘beyaz türk’ ihanet etmişmiş…

  4. Fırat Güllü dedi ki:

    Ayşe Hür Taraf gazetesine bu mesele ile ilgili Yaşam Kaya’nın tespitlerini destekleyecek bir yazı yazmıştı. Hatırlatma babında aşağıya alıntılıyorum:

    Edebiyattaki gizli sansürün en ilginç örneği 1960’lı yılların kült tiyatro eseri Keşanlı Ali Destanı‘dır. Hem yazarı Haldun Taner tiyatro yazarlığında hem de Türk epik tiyatrosunda çok önemli bir yere sahip olan bu eser, mekânı, konusu,karakterleri ve diliyle tam bir Kürt hikâyesi olduğu halde, gizli bir Türkleştirme operasyonuna uğramış ve seyircilerin karşısına Trakya’nın güzel kasabası Keşan’ın destanı olarak çıkmıştır. Gazeteci Mehmed Kemal (Kurşunlu), Mayıs 1982’de Cumhuriyet‘te yayımlanan “Türkiye’nin Kalbi Ankara” konulu yazı dizisinin bir bölümünde Kürt bağlantısını şöyle anlatır: “Kürt Cemali, Altındağ ve Atıfbey’de çok sevildiğinden tutuluyor, ağıtlar yakılıyor. O günlerin akşam gazeteleri Cemali’nin öldürülüşünü ballandıra ballandıra yazıyorlar. Öyle ki Haldun Taner’in dikkatini çekiyor. Bir gün Haldun Taner bana çıkageldi. Şu Kürt Cemali nerelerde geçti, aslı ne öğrenmek istiyorum’ dedi. Haldun’u Altındağ ve Atıfbey’in çocuğu Avukat Şefik Günder ve Atıfbeyli Tahsin Yaman’la tanıştırdık. Öğrendi, inceledi, bu olaydan Keşanlı Ali Destanı doğdu.” Mehmed Kemal’in açıklamalarından sonra gerçeği açıklamak zorunda kalan Haldun Taner ise 1984’te eserinin 4. basımına yazdığı Önsöz’de hikâyenin Altındağ kısmını doğruladıktan sonra şöyle diyor: “Konu ne kadar bizdense, oyunu üslubu da o kadar bizden olsun istiyordum.” Böylece Türkleştirme operasyonunun nedeni öğreniyoruz: Yazar hikâyenin bizden olmasını istemiştir. Bizden olması için de kırk yıllık Altındağlı Kürt Cemali’nin Keşanlı Ali’ye döndürülmesi gerekmiştir!

    Epik Tiyatro kavramının Türkiye’de yer etmesini sağlamış ve en özgün metinlerinden bazılarını üretmiş bir kişi olarak Haldun Taner’in bu tavrını nasıl yorumlamak lazım? Aslında bu Türkiye’deki entelijensiyanın oldukça içselleştirilmiş ve hiç sorgulanmamış bazı davranış kalıplarını gündeme taşımak için ayrıntılı biçimde ele alınması gereken önemli bir vaka. Acaba Yaşam Kaya’nın böyle bir hazırlığı var mı?

  5. İlker Yasin Keskin dedi ki:

    Oyunları olduğu gibi oyunların yazarlarını ve sahneye taşıyanları da tarihsel koşulları içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Bu tartışmayı yaparken yüceltme ve değersizleştirme polemiğinden kaçınarak daha soğuk kanlı değerlendirmeler yapmak gerekiyor.
    Bu arada Kürt Cemali-Keşanlı Ali vakası ne bir ilk ne de tek… Türkiye sinamasına, edebiyatına bakarsanız buna benzer vakalar bulabilirsiniz. Ayrıca bu türden uyarlamaların dereceleri de söz konusudur. Tamamıyla asimile etmeden tutalım, hikayenin orjinalini koruyarak Kürtsüzleştirmeye ya da Kürtçesizleştirmeye kadar uzanabilir.

  6. hürol ulu dedi ki:

    sayın yazar sanat insanları sağcı solcu türk kürt şucu bucu diye tasnif etmez sanat insanı bütüncül olarak inceler ve irdeler yazınızda bahsi geçen cemaliyi her ne kadar kürt etnik kimliğiyle ön plana çıkarsanızda cemali o günlerin 1950 ve 60 ların bu gün altındağ ilçesi sınırları içinde kalan yenidoğan sakalar çinçin bentderesi semtlerinin ülkenin her yöresinden tabir -i caizse yetmiş iki buçuk milletin yaşadığı bu yerlerde bu kendi etnik kimliğini sizin kadar ön plana çıkararak yaşama gereğini duymazdı hem cemali keşanlı aliyle çok az benzerlik taşıyan nev -i şahsına münhasır bir kişilikti ve kürt cemali kadarda en az efsanevi olan akrabası eşhasdan sarı vahit de amerikada hakkında kitap basılacak kadar orjinal bir kişilik ve hakkında o günlerden bu günlerin ankarasına kadarda dilden dile mertlik hikayeleri anlatılan şahıslardı

  7. nehir dedi ki:

    “Kürt Cemali” “Keşanlı Ali” olmuş; siz bunu Kürt, Türk oldu diye görüyorsunuz… Türklere nasıl bir düşmanlık besliyor ve kendinizi her ne kadar aşağılık görüyorsanız artık “beyaz Türkler” tabiriyle içinizdeki ırkçılığı nefreti kusuyorsunuz. Kendinizi sürekli ezilmiş görmekten bıkmadınız mı? Mağduru oynayarak zalim “Türktür” rolü kesiyorsunuz. Yazıklar olsun

  8. Fırat Güllü dedi ki:

    Türkiye’de ne zaman bu konular tartışılmaya başlansa duygusal tepkiler ne yazık ki öne çıkıyor. Ve yine ne yazık ki barışçı bir dil kurmak güçleşiyor. Ankara’da yaşayan Kürtlerin yaşamından esinlenerek üretilmiş bir oyunda yazar, üstelik de oyunun genelinde çeşitli vesilelerle karakterlerinin etnik aidiyetlerine de vurgu yapıyor olmasına rağmen neden başkahramanın adını değiştirmeye gerek duymuştur? Aslında bu kadar basit bir meseleyi tartışıyoruz. Üstelik unutulan şu: 1965’lerde Kürt Cemali denildiğinde bu o dönemde herkes için anlam ifade eden bir isimdi. Yazar oyunu bu malzemeden ürettiğini yalanlamamakla beraber bu açık referansı silmeyi uygun buluyor. Daha da ötesi yaşadığımız ülkede Kürtçe şarkı söylemek cinayet işlediğinizde tahrik unsuru kabul ediliyor biliyorsunuz. Yani suçluya küfür etmek ya da şiddet uygulamak gibi bir şey. Şimdi hal böyle iken, Kürt ve Kürtçe gibi tabularımızla hiç hesaplamamışken Kürt Cemal’in adının oyuna verilememesinin alelade bir sanatsal tercih olduğunu nasıl savunabiliriz? Üstelik de bir iddiaya göre yazarın kendisi bile bu değişikliği oyunun kabul görmesini istediği için yaptığını söylerken. Bu türden tartışmaların bir şekilde “Tüklüğe hakaret” noktasına çekilmesi de gerçekten çok anlaşılır değil.

  9. Feridun Çetinkaya dedi ki:

    Akıllara zarar bir şekilde, “Beyaz Türk”lük ve “tarihe ihanet”le suçlanan, ima yoluyla da olsa “Kürt Cemali” adını kullanmaktan imtina ettiği, sansürlediği iddia edilen Haldun Taner’in, “Kürt” demek ve yazmak konusunda bir çekincesi olmadığını, Kürt kimliğini yok saymak, görmezlikten gelmek gibi özel bir kastı olmadığını gösteren, “Keşanlı Ali Destanı” oyunundaki (o da iddialarda adı geçen dönemin ünlü kabadayısı Kürt Cemali’nin de yaşadığı Ankara’nın gecekondu mahallesi “Altın-dağ” değil, onun kurmacadaki ironik yansılaması olan) “Sinekli-dağ” şarkısının şu sözleri, öküz altında buzağı arayan bu haksız ithamlara karşı verilebilecek hemen akla gelen anlamlı cevaplardan sadece birisidir:

    “Sineklidağ burası
    Şehre tepeden bakar
    Ama şehir ırakta
    Masallardaki kadar

    Her cins insan var burda
    Çalışkanı tembeli
    Dört bucaktan gelmişler
    Hırlı hırsız serseri

    Lazı Kürdü Pomağı
    Maraşlısı Vanlısı
    Erzincanlı Kemahlı
    Hepsi kader yoldaşı (…)”

    Yine aynı vesileyle, bizim Müjdat’ın (Albak), yine bizim Agon tiyatro dergisinin Mart-Nisan 1994 tarihli ilk sayısında yayımladığımız, “Anadolu Tiyatrosu 1: Türk Tiyatrosu Var mıydı, Yok muydu?” başlıklı yazısındaki şu manidar Haldun Taner değinisini hatırlatmış olayım:

    “Bu arada Haldun Taner’e de bir göz atmak gerekiyor: Yazarı besleyen kaynaklar Brecht estetiği, kabare üslubu ve Osmanlı geleneksel kaynaklarıdır. ‘Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım’, ‘Keşanlı Ali’, ‘Günün Adamı’ resmi ideoloji karşıtı oyunlardır. ‘Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım”da Osmanlı paradigmasının, Cumhuriyet sonrasında da değişmediğini sergiler. Bir yanda her devrin adamları, bir yanda görev ve sorumluluk anlayışını aşamayan resmi ideolojinin kurbanları vardır. Vicdani’nin tiradı, Türkiye insanının kafasının bir kimlik çorbası haline geldiğini gösterir. Keşanlı Ali’de temelde tek adamı eleştirir. Mahallenin milli şefi Ali, Trakya’dan Selanikli (pardon, yanlış yazdık galiba) Keşanlı, batılıdır. Adının Ali olması itibarıyla da halkın bir kurtarıcıya duyulan ihtiyacı somutlanır. Halk adamı olmadıkça peygamberler türeyecektir. Oyunda Kemalizm eleştirisi, demokrasi çağrısı vardır. ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ ise Ermeni ve Rum tiyatrocuların ne acılarla Türk Tiyatrosunu (?) varettiklerini anlatır. Oyunda çaycı Türk bir rastlantı sonucu sahneye çıkar ve bir ‘tiyatro sanatçısı’ olur. Ve kaderin ne garip cilvesidir ki, oyunun sonunda tiyatronun başına geçer. Son tahlilde Haldun Taner, İstanbullu batıcı ve demokrat bir yazar olarak Türklük ideolojisinin yaratacağı kimlik yönünde eserler vermemiştir.”

    Şimdilik bu kadar…

    (Not: Müjdat’ın yazısından ilgili paragrafı orijinal kaynağı Agon’daki dizgi yanlışlarını düzelterek alıntıladım)

    Feridun Çetinkaya

  10. Suzan Rood dedi ki:

    Feridun Çetinkaya, Haldun Taner ‘ in neden ‘Kürt Cemali’ diyemediğini anlat sen? Bırak laf salatasını, şarkı sözlerini. ‘Kürt Cemali’ demekten kaçınan bir ‘Beyaz Türk’ ten bahsediyoruz. Sen dilersen ‘Ak Türk’ de ama gerçekler bunlar, değişmez…

  11. admin dedi ki:

    Yukarıda yer alan Feridun Çetinkaya imzalı yorumun sitemizi anlamsız bir polemiğin içine çekmeye çalışan başlangıç paragrafını, yazıda savunulan temel argümanlara zarar vermediğini de göz önüne alarak yayınlamamayı tercih etmiş bulunuyoruz. Ancak bu durumu sansür olarak değerlendiren yazar ilgili yorumu ilk paragrafı da ekleyerek kendi blogundan yayınlamıştır. Bizler sitemizde yayınladığımız yorumlarda kişisel hakaret, saldırı, küfür gibi uygunsuz durumlara yer açmayı uygun bulmadığımız gibi geniş bir tartışma platformu olmasını amaçladığımız sitemize dönük, hiçbir bağlama oturtamadığımız itibarsızlaştırma girişimlerine karşı da mesafeli bir duruş takınmayı tercih ediyoruz. Mimesis Portal’e dönük eleştiriler makul biçimde ifade edildikleri sürece her zaman için bu satırlarda yer almaya devam edeceklerdir. Ancak söz konusu yorumun daha önce çıkarılan bölümünün bu kritere uygun olmadığını düşünüyoruz. Bu bağlamda ilgili yorumu şu anki haliyle korumaya karar vermiş buluyoruz.

    Mimesis Portal Editörleri

  12. Mustafa Nuri Günder dedi ki:

    Gazeteci Mehmet Kemal’in Mayıs 1982 de Cumhuriyet Gazetesinde sözünü ettigi, yani Haldun Taner ile tanıştırdığını bildirdiği Altındağ’lı Av.Şefik Günder’in
    oğlu ve tek mirascısıyım.
    Rahmetli Babam’ın emek verdiği,derlediği ve aktardığı
    bu güzel hikayenin isminin değiştirilmiş olmasından ben de rahatsızlık duyuyorum.
    Ama,bu yanlış gelişmeye müdahil olup olamayacağımı bilemiyorum.
    Altındağ’ın,Atıfbey’in ve nihayet Baba’mın kahramanı… Kürt Cemali…

  13. özgür coşan dedi ki:

    ben kürt cemali,nin torunuyum kesanli ali destanı aslında kürt cemaliye yazılmıstır o yüzden orjinal ismiyle yani kürt cemali destanıyla yayınlanmasını isterim

Yorum


işlemi tamamlayınız: