Bir Gerilim Çıkmazı… Ölüm Öpücüğü

İhsan Ata

İzmir Devlet Tiyatrosu’nun 2010 sezonunun açılış oyunu olan Ölüm Öpücüğü, kriminal bir psikolog ile başmüfettişin uzun zamandır yakalamaya çalıştığı “Cerrah” lakaplı bir seri katili yakalamak için yem olarak kullanılan Zoe ve etrafında gelişen olaylar zincirinden oluşuyor. Dünyaca ünlü İngiliz aktör ve oyun yazarı Simon Williams’ın kaleme aldığı oyunun çevirisi Şükran Yücel’e ait. Tayfun Erarslan’ın reji koltuğuna oturduğu oyunun dekor ve kostüm tasarımı Savaş Çevirel’e, ışık tasarımı ise İbrahim Karahan’a ait. Oyunda Hande Kılıç, Cemalettin Çekmece, Sadık Yağcı ve Özkan Gezgin rol alıyor.

Oyun kısaca; gizli suçlar soruşturma masasında çalışan kriminal bir psikolog ile başmüfettişin Zoe adında genç bir kadını kullanarak Cerrah lakaplı seri katili yakalamak üzerine kurulu.

William Blake’den birçok şiirinde yer aldığı Ölüm Öpücüğü, oyun boyunca seyirciye soru sorduruyor. Özellikle “Kaplan” şiiri oyun için son derece önemli. Çünkü Zoe gibi daha öncede kullanılan yemler için bunlar bir parola niteliğinde. Kaplan ile kuzu arasında kurulan bu denge, seri katil ile Zoe arasındaki bağa çok önemli bir göndermede bulunuyor. Simon Williams’ın bir dedektiflik hikâyesi olarak tasarladığı oyunun kurgusu polisiye bir oyun iddiasından yola çıkarak sürpriz bir son için türlü telaşlar barındırıyor. Oyun, metnin içerdiği olay kurgusu nedeniyle şaşmaz koşul olan sürpriz sona reji nedeniyle erken ulaşıyor.

Sadık Yağcı’nın bu oyunda üstlendiği Brocklebank rolüyle üstlendiği psikopat ruh halleri yer yer seri katilin bile üstünde. Bir bilinmezlik içerisinde kıvranan başmüfettişin Zoe ve Cerrahla kurduğu denge iyi olmasına karşın kriminal psikologla kurduğu denge yüzeysel kalmış. Bu zor ve amansız gizemli başmüfettiş rolünü “Kaplan” gibi bitmek tükenmek bilmeyen performansıyla oyun başından sonuna kadar götürerek çok ama çok başarılı bir iş çıkarıyor.

Zoe rolünde izleyicinin huzuruna çıkan Hande Kılıç, diğer üç oyuncuyla beraber yakaladığı etkileşim, oyunun merkezinde çok önemli bir yere sahip. Oyun boyunca sürdürdüğü nitelikli oyunculuğu sayesinde seri katille buluşması izleyicide bir korku yarattığı gerçeğini doruğa çıkararak başarıya ulaşıyor.

Cemalettin Çekmece ve Özkan Gezgin, yan rollerde sergiledikleri dengeli, sade ve etkili oyunculukları sayesinde Zoe ve Brocklebank karakterini daha net ve keskin ifadelerle ortaya çıkmasını sağlıyor.

Savaş Çevirel’in üstlendiği dekor tasarımı bu gizemli oyun için ne yazık ki biraz abartıya kaçmış. Daha oyunun ilk dakikalarında kapalı şerit perde nedeniyle oyuncular kısmen görünmüyor. Brocklebank’ın sahneye seyirciler arasından girerek düğmeye basması sonucu kalkan şerit perdenin kaybettirdiği zaman ve çıkardığı sesler ayrıca rahatsız edici. Diğer taraftan bu ofisin nasıl ve nerede bir yer olduğu oyun boyunca cevap bulmuyor. Perde kalkıp mekânla ilk buluşmamızda bir masa, plazma, DVD oynatıcısı, video kamera göze çarpıyor. Bu karmaşıklıkla seyirciyi yoran tasarımın yerine video kameranın olması yeterliydi. Çünkü sahnede tek işlevi olan alet video kameraydı.

H.İbrahim Karahan’ın ışıkları da üzülerek belirtmeliyim ki oyun içerisindeki işlevliğini koruyamıyor. Yerin altında mı yoksa bir binanın tepesinde mi olduğu anlaşılmayan ofis için kullanılan renkler izleyicinin gözünü yormakla kalmayıp oyuncuların da görüş mesafesini engelliyor. Sadece yukarıdan sarkıtılan bir lamba bile bu oyun için yeterli olacakken bu kadar ağır renklerin kullanılmasına ne gerek vardı bilemiyorum.

Şükran Yücel’in çevirisi karmaşık olan oyunu daha da karmaşık bir hale getirmiş. Özellikle şiirlerin üzerinde durulmaması oyunun anlaşılırlığına önemli ölçüde zarar vermiş. Sade ve yalın bir dilin yanı sıra kullanılan şiirlerin üzerine gidip etkinin artırılması oyunun ana fikrinin ortaya çıkmasında çok önemli bir yere sahip.

Tayfun Erarslan’ın yönettiği oyun, metnin zorluğu ve içerdiği zihin trafiği nedeniyle seyirciyi oyun boyunca şaşırtmaya çalışsa da ne yazık ki başarılı olamıyor. Abartıya kaçan tasarım ve sade bir dil kullanılmaması nedeniyle izleyicinin var olana inanmakla, az sonra gelişecek olaylar arasında bir mantık yürütmesine neden oluyor.

Seyirciye sırtı dönük Zoe’nin ve dahası diğer oyuncuların tek tek ekrana yansıyan yüzünü izlerken, kadrajın dışında kalan diğer oyuncuları sahnede izlemenin zorluğu izleyicide algı problemi yaratıyor. Bir dramaturga neden ihtiyaç hissetmediğini, Brocklebank’ın neden sahneye izleyicilerin arasından çıktığını, ofis olarak kullanılan yerin abartıya kaçan teknolojik aletler yüzünden boş kablo girişleri gibi birçok teknik detayı da sormadan edemiyorum.

Türkiye’de ilk kez sahnelenen Ölüm Öpücüğü, İzmir Devlet Tiyatrosu tarafından sahneleniyor. Bu oyunu geçen yıl izlememe rağmen araya diğer yazıların girmesi yazıyı bu tarihe attı. Bu nedenle Ölüm Öpücüğü yeni sezonda devam edecekse umarım yukarıdaki eksiklikler giderilerek yoluna devam eder. Her şeye rağmen bu oyun, güçlü oyunculuklar ve polisiye/gerilim türünde oyun sevenler için çok şey ifade ediyor.

(OYUNUN KÜNYESİ):

Ölüm Öpücüğü

Yazan: Simon Williams

Çeviren: Şükran Yücel

Yöneten: Tayfun Erarslan

Dekor Tasarım: Savaş Çevirel

Giysi Tasarım: Savaş Çevirel

Işık Tasarım: H.İbrahim Karahan

Rol Dağılımı: Hande Kılıç, Cemalettin Çekmece, Sadık Yağcı, Özkan Gezgin



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: