Ayşe’nin Hamburg Günlüğü

Ayşe Selen

29.10.2011

Bugün Cumhuriyet Bayramı.

Tiyatrotem 25. Uluslararası Kinder & Kinder Müzik ve Tiyatro Festivali kapsamında Nasıl Anlatsak Şunu adlı oyununu oynamak üzere Hamburg yolcusu. Mahşerin Üç Atlısı, Ayşe Bayramoğlu, Şehsuvar Aktaş ve bendeniz, yollardayız yine! Bu festival aynı zamanda Türkler’in Almanya’ya “ayak basmaları”nın 50. yıl “kutlamaları” çerçevesinde yapılan etkinliklerle iç içe.

Uçağımız 11.30’da. Hacı kafileleri nedeniyle çok kalabalık olan havaalanında işlemler sorunsuz bitiyor. THY her zamanki gibi kusursuz. Kaptan pilot “Kıymetli hanımefendiler, beyefendiler ve sevgili çocuklar” diye başlıyor sözlerine ve bayramımızı kutluyor. 2 saat 55 dakika sonra Hamburg’a iniyoruz. Festival sorumlusu Stephan von Löwis karşılıyor bizi. Oyunu oynayacağımız Thalia Tiyatro’ya doğru yola koyuluyoruz. Geçtiğimiz yollar ağaçlıklı; ağaçlar olağanüstü sonbahar renklerine bürünmüş; yollar yapraktan halılarla kaplanmış. Sonbaharın şehre gelişini görmeyi unuttuğumu fark ediyorum. Tiyatroya varıyoruz. Küçük bir tiyatro haline getirilmiş olan bir garajda oynayacağız. Dekorumuzu kuruyoruz. O akşam garajda başka bir oyun olduğu için dekoru başka bir sahne olan Stüdyo Sahne’nin hemen yanı başındaki depoya bırakıyoruz.

Otelimize gidiyoruz yürüyerek ve yürürken yaprakları doya doya havalandırarak. Ertesi sabah çok erkenciyiz.

30.10.2011, 08.00

Tiyatrodayız. Teknik ekip saat 07.00’de gelmiş ve garajın seyir yerini bizim tercih ettiğimiz biçimde düzenlemiş. Işıkçı Bennie bize her türlü yardımı gösteriyor. Zamanında hazırız.

11.30

Oynuyoruz. Almanca-Türkçe karışık bir dilde oynuyoruz. Oyun çok iyi geçiyor. Oyunumuz tekrara dayalı bir oyun; seyirci aynı yerlerde tekrar tekrar alkışlayarak bizimle birlikte “tekerleniyor”. Oyundan sonra sahne arkası tıklım tıklım; tasvirlere ilgi büyük.

İki oyun arası yakındaki bir İtalyan lokantasında yemek yiyoruz.

16.00

Oynuyoruz. Türk seyirci çoğunlukta bu kez, yaş ortalaması biraz daha yüksek. Oyunu baştan sona hemen hemen çıt çıkarmadan izliyorlar. Oyun bitiyor. 18-20 yaşlarında bir Türk çıkarken “aman ne etkilendim, ne etkilendim, dizlerim titriyor adeta!” diyerek alay ediyor; kulisten duyuyoruz. Bu sırada Şehsuvar’ın hayranları kulise hücum ediyorlar; dışarıda beklemelerini rica ediyoruz. Şehsuvar üstüne değiştiriyor ve dışarı çıkıyor. Kapıda görünmesiyle birlikte oyunu çıt çıkarmadan izleyen o seyirciden müthiş bir çığlık yükseliyor, alkış kıyamet. Dışarda bunlar olurken gelen öğrencilerin Alman öğretmenleri kulise geliyor; ertesi gün bütün öğrencileriyle birlikte gelmek istediğini, çünkü bugüne kadar onlara çok sıkıcı ve kötü oyunlar izlettirdiklerini, ama ertesi güne yer kalmadığını öğrendiğini söylüyor ve Hamburg’ta başka nerede oynadığımızı soruyor. Bu soruyu başkaları da soruyor: Bizi Hamburg’ta ya da Almanya’da faaliyet gösteren bir tiyatro sanıyorlar. Ardından öğretmen Şehsuvar’ın kim olduğunu soruyor!!!

“Hayranlar” gidince toparlanıp çıkıyoruz. Elbe kıyısına iniyoruz. Saat 17.30. Hava kararıyor. Yolumuzu bulamıyoruz. Yoruluyoruz. Otele geri dönüyoruz. Ertesi sabah yine erkenciyiz.

31.10.2011, 09.00

Son oyun 10.00’da. Seyircinin içeri girişinden oldukça hareketli bir topluluk olduklarını anlıyoruz. Yine Türk-Alman karışık bir seyirci; yetişkin olarak öğretmenleri var yanlarında. Oyun başlıyor. Seyir yerinde devamlı bir uğultu var. Ter döküyoruz. Oyun bitiyor. “Hayran kitlesi” yine kulise hücum ediyor. Yine dışarı çıkmalarını rica ediyoruz. Ancak Şehsu’nun içinden dışarı çıkmak gelmiyor bu kez. Her taraf tamamen sakinleşince dekorumuzu toplamaya başlıyoruz, paketleme yapıyoruz. İşimiz bitiyor, tiyatrodan çıkıyoruz.  Karnımız çok aç.

Dönercilerden, kebapçılardan ve İtalyan görünümlü Türk pizzacılardan arta kalan yerlere sıkışmış ve sığınmış Alman dükkanlarından birini buluyoruz güçlükle; sosis+patates salatası yiyip “huzura eriyoruz”. Günün geri kalanını “turist” takılarak geçiriyoruz. Tekneyle kanal turu, otobüsle şehir turu kanallar kenti Hamburg hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Güzel şehir Hamburg! Akşam Elbe kıyısında pek de leziz olmayan Kuzey Denizi balıkları yiyip, leziz bir şarap içiyoruz.

Yarım ay, Hamburg limanının sisler içindeki vinçlerinin arasında giderek kızarıyor ve batıyor. Yarın dönme vakti.

01.11.2011

Dönüş uçağımız 14.30’da! Stephan von Löwis’ten SMS geliyor: “İyi yolculuklar ve teşekkürler!”

THY, Afyonkarahisar uçağı bizi bekliyor!

Yorum


işlemi tamamlayınız: