Dada’nın İzinde Dans

(Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan Deniz Ülkütekin’in Dadans’tan Hazal Kızıltoprak, Melek Nur Dudu ve Gülden Güldaş ile yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.)Dans, tiyatro ve performans arasında limitlerin zorlandığını hatta yok olduğunu görmek istiyor musunuz? Dadans tam da size göre bir topluluk o zaman. En damar ruh hallerinden en karmaşık ilişkilere kadar geniş bir yelpaze Dadans’ın ritmi içinde sorgulanıyor.

Dadans bir performans topluluğu. Sahnede kendilerine kimi zaman müzik, kimi zaman bir ses, kimi zaman da sessizlik eşlik ediyor. Bazen bir masa ya da sandalye yer alıyor performanslarında. Tıpkı izleyiciler gibi. Son zamanlarda Beyoğlu’nun farklı mekânlarında gösterileriyle dikkat çekmeye başlayan topluluk, 2 Ocak’ta Kumbaracı50’de yeni oyunları “Tek yaşanır mı?”yı sahneleyecek. En damar arabesk şarkılardan Fransız şantolarına kadar geniş bir repertuvar eşliğinde sahne alan topluluk üyelerinden Hazal Kızıltoprak, Melek Nur Dudu ve topluluğun yapım sorumlusu Gülden Güldaş Dadans’ı anlattı.

– Dadans nasıl başladı? Başlangıçta bir manifestonuz ya da ilkeleriniz var mıydı? Yoksa bunlar zamanla mı şekillendi?

Melek Nur Dudu: Dadans, 15 senelik bale arkadaşlığının ve birlikte bir şeyler yapmak istemenin sonucu olarak ortaya çıktı. Kısa zamanda daha da genişleyerek “bir anda” var oldu.

Hazal Kızıltoprak: Başlangıçta “Dada”yı ilkeleştirmek ister gibiydik; ama baktık ki Dada’yı ilkeleştirmeye çalıştığımızda aslında dada yapamıyor oluyoruz, bu yüzden her defasında içimizden geleni yapıp bunun yansımasını alabilmeyi ve genel olarak bir şeyleri “iletebilmeyi” benimsedik.

– Performansınız fazlasıyla kondisyon ve tekniğe dayalı. Çalışmalarınızda nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?

M. N. Dudu: Koreografinin çıkış aşamasında fizikten çok zihin yoruluyor. Zihni meşgul ederken teknik çalışmaları da aksatmamaya çalışıyoruz. Ardından o teknik çalışmalarla koreografi birleşiyor ve tekrar tekrar, ter döke döke dans etmeye geliyor iş.

– Dans ve performans arasında Dadans nerede duruyor? Kimi zaman müzik bile kullanmadan performans sergiliyorsunuz. Bunu dans olarak tanımlayabilir miyiz?

H. Kızıltoprak: Dadans, dansın ve performansın da içinde olduğu bir mutfakta yemek yapan bir kadın gibi bence. Yemeyi ve sunmayı sevdiği her şeyi işin içine katmaya çalışıyor. Ama yaptığı her yemeğe de dansı ve performansı mutlaka koyuyor. Müzik kullanımının varlığının dansı dans yapan şey olduğunu da pek düşünmüyorum.

Gülden Güldaş: Dadans’ın zaten öyle belirli limitleri yok. Sadece dans ve performans değil, film projeleri de yapar. Hatta Dadans’ın ismini ilerde müzik veya resim gibi dallarda da duyarsanız şaşırmayın.

M. N. Dudu: Adı Dadans olsa da, aslında bir performans topluluğu olarak tanımlıyoruz kendimizi. Gülden’in de dediği gibi içinde sinema da var.

– Hikâyeler nasıl ortaya çıkıyor? Dans ve diyalog arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

H. Kızıltoprak: Yaptığımız her işte hikâye bambaşka şekillerde ortaya çıkıyor; bazen izlediğimiz, okuduğumuz bir şeyden etkileniyoruz bazen de yaşadıklarımızdan. “Tek Yaşanır mı?”dan önceki işlerimizde metin pek yoktu, bu yüzden daha dans ağırlıklıydık. Ama ilk kez bir işimizde bir metin üzerinde gidiyoruz ve denge kurmaya çalışarak değil de vermek istediğimiz hissi canlandırmaya çalışarak dans ve diyaloğu kullanıyoruz.

M. N. Dudu: Hikâyeler çok minik şeylerden çıkıyor aslında genelde. Eğer tek kişi yapıyorsa koreografiyi, kendini o süreç içinde besliyor bir şekilde yaşadıklarıyla.

– “Tek Yaşanır mı?” oldukça eğlenceli, aynı zamanda sahneye konulması zor bir oyun. Oyunun başından sahnelenmesine kadar olan süreci anlatabilir misiniz?

M. N. Dudu: “Tek Yaşanır mı?” Üç kişinin birbirine yakın zamanda benzer ve çok farklı şeyleri yaşamasıyla ortaya çıktı. Eski ilişkiler üzerine giden bir performans. Ama bu ilişkiler üzerinden de üç farklı kadının, farklı ruh hallerini anlatmaya çalıştık. Koreografinin başlangıcı birbirimizin duygularına ve yaşadıklarına çok iyi hâkim olmakla başladı tabii ki. Sonrasında da bu yaşananların ayrılan ve ortak noktaları üzerinden, bazen abartı bazen de basitlik unsurları kullanarak kendiliğinden gelişen bir koreografi oldu.

H. Kızıltoprak: Çalışma süremiz oldukça kısa olsa da, yaşadığımız şeylerden yola çıkarak bakarsanız bu işin süreci yıllar öncesine dayanıyor. Her şey yaşadıklarımızı hissetmemiz, dönüm noktası ve sindirimimiz üzerine kurulu. Bir nevi “kusma” yaşamak için yapılmış bir iş.

Cumhuriyet