İBBŞT Genç Günler ve Ufak Bir Hata (İBBŞT)

Melih Anık

İBBŞT Genç Günler ve Genç Tiyatro

Ufak Bir Hata, 27. Genç Günler kapsamında 9-19 Mayıs 2011 tarihleri arasında seyirci ile buluştu. Genç Tiyatro Sorumlusu Tolga Yeter’in oyun “dergiciği”ndeki yazısını okuduğumda bu konuda bir şeyler söylemem gerektiğini düşündüm.

Tolga Yeter “Genç bir yazarımızı, Türk tiyatrosuyla ve seyircisiyle tanıştırmak, belki de bundan sonra hem yazarlığını teşvik edebilmek, hem de ülkemizde yeni yazacağı diğer oyunlarının oynanmasına vesile olabilmesi bile Genç Tiyatronun varlık nedenini sağlamlaştırıyor.” diyor.

Her şeyden önce “Türk tiyatrosuyla” ve “Genç Tiyatronun” tamlamaları üzerinde duralım. Daha önce de aynı konuda bir tartışmanın tarafı olduğum için “Türk Tiyatrosu”nun bir vurguyu belirtmek için kullanılması gerektiğini düşündüğümü yeniden belirtmeliyim. Zira ben “Türk tiyatrosu”nu Türkçe yapılan tiyatro anlamında kullanıyorum, “Türk Tiyatrosu”nu ise ülkemin topraklarında yapılan her dildeki tiyatronun tümü için. (Bazıları Türkiye Tiyatrosu demeyi tercih ediyor olabilir.) Tolga Yeter, muhtemelen bu ayrımın üstünde durmadan, benim bu vurgum ile kullanmıyor “Türk tiyatrosu”nu. Ama İBBŞT’nda Türkçe dışında başka bir dilde oyun seyretmediğimiz için onun anlattığı tiyatronun “Türkçe tiyatro” olduğunu anlıyorum. O zaman da Genç Tiyatro Sorumlusu’na sormak istiyorum: “Genç” olan Türkçe yapılan tiyatro mu olmalı sadece? Ülkemin zenginliği olarak gördüğüm diğer kökenlerin tiyatrosu için ne yapmayı düşünüyor İBBŞT?

Tolga Yeter’in “Genç Tiyatronun” dediği “İBBŞT Genç Tiyatro’nun” olmalı değil mi? Zira “Genç Tiyatro” aradan geçen 27 yıla rağmen hemen akla gelebilecek bir marka değil. Neden?

Ufak bir hata mı diyelim?

Şimdi asıl konuya gelelim. “Genç tiyatro” ile ne kastediliyor? Yazar mı, yönetmen mi, oyuncular mı, seyirciler mi oyun mu ruh mu GENÇ? Yoksa seçilen oyunlar gençlere yönelik oyunlar mı yoksa yazarların gençlik döneminde yazdıkları İLK oyunlar mı? Ben bu soruyu daha önce de sordum. (Kafes oyununu yazdığımda) Tolga Yeter’in ifadesinden yazarın “genç” olduğunu anlıyoruz. Oysa genç günler kapsamında daha önce “oynanmasına vesile olunan” oyunların yazarları Nâzım Hikmet, Jean Genet, Fratti, Büchner, Brasch. Oyunlar da daha önce kerelerce oynanmış, “ilk oyun” değil yani. Yazarların ilk oyunları da değil, genç günlerde oynanan oyunlarını yazdıklarında en genci (Genet) 36 yaşındaymış. (Büchner bir istisna) Yazarın “yeni yazacağı diğer oyunlarının oynanmasına” vesile olmak ise bir hayâl! “Genç tiyatronun sağlamlaşan varlık nedeni” ne oluyor bu durumda?

2011 yılının ‘Genç Günler’inde 16 üniversite, 10 lise, 3 özel eğitim kurumu, 24 özel 1 ödenekli tiyatro topluluğu ağırlamış olan İBBŞT, kendi “iç yapımı” olarak 7 oyun hazırlamış. 100 yıllık bir kurum olarak İBBŞT, eşitliği sağlamak için olmalı kendi iç yapımlarını kendi hallerine bırakmış. Kendisi ile karşılaştırılmayacak derecede imkânsızlıklar içinde olan, çoğu amatör ve heveskâr tiyatrosu aşamasının azıcık üzerinde olan grupların oluşturduğu yelpazede İBBŞT’nın kendi kadrosundaki profesyonellere reva gördüğü bu durumu haksızlık sayıyorum.

Bana öyle geliyor ki “Genç tiyatro”, İBBŞT’nda sesi çok duyulanlardan kendisine bir türlü sıra ve sahne gelmeyen ama kadro zenginliği sayılanın nefes aldığı ve kendini gösterdiği “açık tutulan kapı”dır, basınçlı tencerenin düdüğü yani! Verilen imkân “Ulufe” değilse iyiliktir. Belki depoda “olmayan” kostüm ve dekorların kullanıldığı (?), maddi bütçe ayrılmadığı için “kendi göbeğini kendisi kesenlerin” ruhlarında taşıdıkları “gençlik”ten kaynaklanan bir tür çalışma herhalde. Buna “dostlar alış verişte görsün” deniyor. (“Herkes kendi kesesinden yesin içsin saltanatım var benim!”) “Genç”liğin zihinsel temizliği, heyecanı ve YENİ tiyatroyu simgelemesi sağlanamaz mı?

“Genç tiyatro” ile etiketlenen oyunlar ‘Genç Günler’ sırasında İBBŞT’nin “ne oynasan dolar” Haldun Taner Sahnesi’nde bile salonu doldurmuyor. Yani seyirci de ‘Genç Günler’i ciddiye almıyor. Ama o genç oyunlar ‘Genç günler’ dışında fırsat ve sahne bulursa salonlar gene doluyor. 

Öte yandan bir süredir ‘İBBŞT Genç Günler’de karşıma çıkan yönetmen ve oyuncular en az 10 yıllık tiyatro apoleti taşıyor omuzlarında. Çok da donanımlılar. Az mı?

Ufak bir hata mı diyelim? Diyelim ve yazar ve yönetmeninden bu giriş için özür dileyerek Ufak Bir Hata’ya gelelim.

Ufak Bir Hata

Oyun Filiz Adıgüzel’in. Filiz, Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü’nde “Dramatik yazarlık” eğitimi almış. Ufak Bir Hata, eğitim alırken yazdığı ve sahnelenen ilk oyunu. Filiz, Antalya’da Turizm ve Otelcilik, Kırıkkale’de Elektronik Haberleşme okurken üniversite dergilerinde yazılar yazmış. Aldığı diplomalar iş bulmasına yaramayınca, satış danışmanlığı, garsonluk gibi işler yapmış, ön muhasebe elemanı olarak çalışmış. “İçinde bulunduğu durumun garipliği ile ilgili kısa öyküler ve düz yazılar yazmış.” Yazma tutkusunun ağır basması ile tiyatro yazarlığı okumuş. Bölümü 2010 yılında bitirdiğine bakarak ona GENÇ demek doğru mudur bilmem, zira Filiz tiyatroya geldiğinde hayatı tanıyormuş zaten. Yaşı tabii ki genç ama oyunu olgun.

Ufak Bir Hata, kurgusu ile de ilginç bir oyun. Biri yakın (saatlik) diğeri uzak (yıllık) “flashback”ler üzerine oturmuş oyun. İki geri dönüşte monolog, diğerlerinde diyalog var. Sahneler atlamalı ama bir sahne sonundaki 3-4 replik bir sahne sonra başta tekrar ediliyor, böylelikle sahneler birbirine bağlanıyor. Sahneler iç içe geçirilmiş, sona giderken başa gittiğinizi oyun sonunda anlıyorsunuz. Oyunu anlatmayı sevmiyorum ayrıca anlatmak da bu oyunun tadını kaçırır diye korkuyorum. Kağıt üzerinde daha karışık duran metni, yönetmen Berna Adıgüzel pek güzel anlaşılır hale getirmiş.

Berna Adıgüzel, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı’ndan ayrılarak Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü bitirmiş. Devlet Tiyatroları’nda çalışmış. Bilkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde yüksek lisansını tamamlamış. Bilkent Üniversitesi Oyunculuk Bölümü’nde ses ve konuşma dersi vermiş. Hacettepe Üniversitesi ve İÜ Devlet Konservatuarı’nın oyunculuk bölümünde eğitmenlik yapmış. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Oyunculuk Sanat Dalı’nda başladığı doktorayı sürdürmekte. GAL Tiyatro Topluluğu’nda, Zift Tiyatro Topluluğu’nda yönetmenlik yapmış. 2006’dan beri İBBŞT’de. (Muhtemelen kadro bekliyordur!) Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 2002-2005 arasında oynayan Berna, 2006’dan beri İBBŞT’nda Alemdar, Kadınlar Savaş ve Komedi, Hizmetçiler, İstanbul Efendisi, Tersine Dünya, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Leyla ile Mecnun oyunlarında görev almış. Ben onu Alemdar’daki oyunculuğu ile aklıma yazmıştım.

Bu özgeçmişlere bakınca ve etiketlerini düşününce ‘İBBŞT Genç Günler’de ufak bir hata yok mu?

Ufak Bir Hata, ilk defa Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde oynanmış. Doğal olarak da o sahne olanaklarına göre tasarlanmış (Sırrı Topraktepe). Dekor, fikir olarak güzel ve metne uygun, beğendim. Ben oyunu, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde seyrettim. Zırhlı Kurt, Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’nin başına ne gelmişse onun da başına aynı şeyler geldi, oyun sıkıştı. Bunlar, sahne seçme şansı olmayan oyunlardan (“Genç” ya). Ne zamana adınız yazılmışsa ve hangi nizamiyede ise orada “nöbet tutulacak”! Görünen o ki, oyun, sahnesini bulamayınca geçici tedbirlerle sahneye uydurulmaya çalışılmış. Tornistan edilen elbisenin dikiş yerleri ve solmamış kumaş görünüyor hâlâ. Atmosferini çok sevdiğim Fatih Reşat Nuri Sahnesi YIKILMADAN sahne kısmının yeniden yapılmasını öneriyorum. YIKMADAN aman ha! Zira o çevrenin seyircilerini ve tiyatronun atmosferini çok seviyorum. Vur deyince öldürmeyin, Musahipzade Celal Sahnesi’ne döndürmeyin!

Sahne dar gelince, dekoru oluşturan salıncaklar derinlik yaratamamış, hatta birbirini maskelemiş; eczane sahnesi zora girmiş, yönetmenin anlatmak istedikleri tehlikeye düşmüş.

Fazla kırmızılığa neden olan bere, eldiven, bone, atkı dışında kostümler (uygulama-Onur Uğurlu) iyi, ışık (Murat İşçi) aydınlatma gibi ve de ışık odası alışamamış; hareket danışmanı (Senem Oğuz) ne yaptı anlayamadım.

İBBŞT Genç Günler’de sahnelenen bir oyunda süpervizör (Engin Alkan) neden gerekli? Genç olan yapamıyor mu yoksa “icazet” alması mı gerekiyor? Bu görünüş, süpervizörle daha önce beraber çalışmış ama süpervizöre ihtiyacı olmayan yönetmeni, dramaturgu, oyuncuları zor durumda bırakmıyor mu?

Bu da ufak bir hata değil mi?

Metni bildiğim için birkaç noktada oynanan sahneden bağımsız düşüncelerimi paylaşmak isterim. Hücre sahnesinde kadının ayağında kırmızı ayakkabı, sahnede daktilo olmamalı. O sahnede çevredeki (mümkünse) hareketli salıncakların içinde kadının oturduğu salıncak sabit olmalı. Metindeki 5. sahne dördüncü sahne olmalı ve kadının üçüncü sahne finalindeki konuşmasına geriye gidiş olarak bağlanmalı. Madem eczane bankosu yukardan iniyor, kadının uyuduğu bank da yukardan aşağıya inmeli. Bu durumda salıncak aşağı inip kadın yerini almasıyla oyun başlamalı. Bu iki sahne git-gellerin yaşandığı bir tahterevalli sanki. Reşat Nuri Sahnesi’nde oynanacaksa eczane salıncağına çare bulunmalı, bazı salıncaklardan vazgeçmeli. Sahne geçişleri hızlandırılmalı. İki türlü (uzak ve yakın) “flash back”in anlatım şekilleri farklı olmalı. Mesela tepeden ışık, nasıl olur hücre sahnesinde? Diğer monologda ise sokak aydınlatması? Fon perdesine yansıtılan miting alanının toplanması ve dağılmasında sorun var ama karanlık geçiş sahnelerde ışık veriyor, iyi. Özellikle dağılması daha geniş bir alana yayılmalı. Algının da daha güçlü olması gerek. Oyunun sonundaki yeni yazılan final daha iyi olmuş.

Dramaturg (Sinem Özlek) belli ki iki kardeş arasında kalmış. İsmini vermiş ve çekilmiş.

Oyun iki kişilik. Oyuncular Selin Türkmen ve Tolga Coşkun.

Selin Türkmen, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü Oyunculuk Anasanat Dalı mezunu. Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Deneme Topluluğu, Tansaş Çocuk Tiyatrosu, Pınar Çocuk Tiyatrosu, İzmir Sanat Tiyatrosu, İzmir Devlet Tiyatrosu, Sahne Oyuncuları ile çalışmış. Film ve reklam seslendirmelerinin yanında kısa filmler ve dizilerde de görev almış. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda 2006’dan bu yana Kantocu, Leyla ile Mecnun, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, İstanbul Efendisi, Hizmetçiler, Kadınlar, Savaş ve Komedi ve Şark Dişçisi’nde rol almış. Selin, metindeki müphemliği sahnede “iz bırakmadan” çok güzel yorumluyor. Oyun sonuna doğru olay açıklığa kavuştukça o da değişiyor. Bu dengesi zor tutturulabilecek bir performans istiyor ki Selin bunu iyi oyunculuğu ile başarıyor.

Tolga Coşkun Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera Ana Sanat Dalından mezun. Leyla ile Mecnun, Tersine Dünya, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Cabaret, İşgal Altındaki Masallar, Keşanlı Ali Destanı, Lüküs Hayat, Alemdar, Kafes oyunlarında; Lirik Tarih, Zamanda Yolculuk’ta; Yabancı Damat, Avrupa Yakası dizileri ile Vavien filminde rol almış. Tolga operadan mezun ama ona İBBŞT’nin müzikallerinde ona mikrofon vermeyi akıl edememişler herhalde, özel garezleri yok ya! Tolga, iyi bir oyuncu, karakteri çok iyi yorumluyor ve Selin ile çok iyi bir ikili olmuş. Sahnedeki rahatlıkları ve iyi oyunculukları oyunun başarısının temel nedenlerinden.

“GENÇ” bir yazarın oyununu “GENÇ” bir yönetmenin yorumuyla iki “GENÇ” oyuncudan “seyretmeme vesile olan” “İBBŞT GENÇ Tiyatro”ya saygılarımı mı sunsam, teşekkürler mi etsem(!)

GENÇ diye sona atmayın, Ufak Bir Hata’yı ilk fırsatta seyretmenizi öneririm.

Melih Anık – Düşünceler

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: