Kırmızı Çarpması

Gülin Dede Tekin

Renklere tutkun ressam Rothko’nun sanatın tüketimi ve pop art karşısındaki sancılarını, yaptıklarını ya da yapamadıklarını anlatan bir oyun Kırmızı. Asistanı ile ünlü mimarlar Philip Johnson ve Mies Van Der Rohe’nin tasarladığı lüks restoran da sergilenmek üzere yüksek bir ücret karşılığı kendisinden istenen tabloları hazırlama sürecinde geçen iki saatlik bir oyun. Ressamın sancıları ve asistanı Ken ile yaşadıkları; dengesiz, güce dayalı, Rothko’nun eziciliğinde geçen inişli çıkışlı bir metinle anlatılmak istenen çarpıcı bir oyun…

Metnin derinliğini incelemek benim alanımın, bu yazının dışında. Rothko’nun tüketim çılgınlığının karşısında ideallerini koruma ve ayakta durma çabalarına değinmek de… Bütün bunlar belki başka bir yazının konusu, bu nedenle öncelikle John Logan’ın elinden çıkmış metne yalnızca teatral olarak baktığımda oldukça başarılı olduğunu söylemem gerek. Ağır ve tek bir cümlenin kaçırılmaması gereken, sorgulatan ve kendi kendini sorgulayan metinleri sevmeyenler için oldukça sıkıcı gelebileceği de aşikâr ama. Oyun bitiminde arka sıramda çok sıkıldıklarını söyleyen seyircileri anlayabilmem de bu sebepten. Ancak bir kere yakaladı ise metin sizi, gözünüzü ayırmadan sürükleneceksiniz oyunun içinde. Yazarın sanat, hayat ve insan ilişkileri üzerine ortaya döktüğü kelimelerde kaybolacaksınız.

Oyunun yönetmeni İskender Altın’ın metin üzerinde fazlasıyla kafa yorduğu belli… Özellikle ikinci perdedeki patron, çalışan vurgusunun üzerini çizişi, ışık, dekor ve müziğin oyuncularla etkileşimini sağlayışı takdire şayan… Oyuna hakimiyeti inkar edilemez, beni rahatsız eden tek şey dördüncü duvar vurgusu.  Bazı sahnelerde belli belirsiz vurgulaması rahatsız etmezken tuval boyama sahnesindeki dördüncü duvarı göze sokması ise keşke olmasaydı dedirtiyor.

Oyuncular Nihat İleri (Rothko) ve Turan Günay (Ken) rollerinde başarılılar. Nihat İleri genel oyunculuğundan çok uzaklaşmadan oynadığı karakterde gene de başarılı. Karaktere fazlasıyla uygun bir oyunculuğu var belki de o yüzden.  İlk yarının çarpanı da O aslında. Oyuna daha hakim olduğu belli. Karakteri kendiyle bütünleştirdiği de… Turan Günay ise henüz acemi bir asistan oluşunu ifade edişlerinde fazla abartılı görünüyor. İkinci yarı ise sanki yönetmenin bilinçli tercihi gibi roller değişiveriyor. Nihat İleri’de geri çekiliş başladığı anda Turan Günay ilk yarı sakladığı tüm performansını ortaya koymaya başlıyor. Deneyimli asistan Ken olarak geldiği noktada kendini ifade edişi, Rothko’ya bağlılığını ya da bağımsızlığını gösterişi; hepsinde üstün bir performans gösteriyor. Ancak oyun boyunca iki oyuncunun sinerjisi birbiri ile bir türlü tutmuyor.  Oyunculuk açısından aynı dili konuşmuyor gibiler. Ben bunun da birbirinden bu kadar farklı iki karakteri ortaya çıkarmak adına yönetmen tarafından özellikle tercih edildiğini düşünüyorum.

Oyuncuların aksadığı tüm anlarda, ya da aslında belki oyunculardan daha da önde olan bir diğer faktör ise ışık… Oyun boyunca ışığın etkisi üzerinizden hiç gitmiyor. İlk sahnede sallanan aydınlatmalarla başlayan çarpıcılık, metindeki beyaz ışık hikayesinde daha da etkiliyor insanı.  Son sahneye kadar oyundan hiç kopmayan bir ışık tasarımı var. Ve ışık tasarımını besleyen, büyüleyen, Mozart’dan Chet Baker’a uzanan müzik seçimleri…

Dekor ise daha ilk ışıklar açıldığı anda vurdu beni. Bir ressamın atölyesi olarak baktığınızda biraz eksik gibi görünse de arkada oluşturulan pencere, yangın merdiveni, arkada görülen açık koridorların yarattığı Amerikanvari hava, o pencerede durmadan yağan yağmur, kar… Etkilenmemek mümkün değildi. Beton bırakılan duvarlar, o duvarlardaki basit ve sade raflar, kalorifer petekleri, raflarda özenle seçilen kitaplar oldukça estetikti. Ayrıca iki saat boyunca oyunun sıkıcı hale gelmeden sürdürülebilmesini sağlayan tekerlekli masa ve tavandan raylarla oluşturulmuş resim platformları beğenime beğeni katan öğelerdi.

Kendini bir oyunun içinde kaybetmeyi sevenler için mutlaka izlenmesi gereken, herkesin mutlaka aradığını bulabileceği bir oyun Kırmızı… Metin,  dekor, ışık, müzik, yönetmen, oyunculuk hepsi fazlasıyla var bu oyunda… Benim için ise en çok metin, ışık, dekor,  en az dramaturji ve oyunculuk…

En az dediklerimi bile fazlasıyla beğendiğim oyunların her geçen gün artması dileğiyle.

Yorum


işlemi tamamlayınız: