Başdansçı: “La Scala’daki Beş Balerinden Biri Anoreksik”

Tom Kington

Mimesis Çeviri – Yıldız sanatçı Mariafrancesca Garritano, fiziksel mükemmelliğe ulaşma baskısının eski meslektaşlarının “çoğunu” anne olamayacak duruma getirdiğini söylüyor.

The Observer, 4 Aralık 2011, Çeviri: Songül Tuncalı

Mariafrancesca Garritano La Scala’da dans ederken. Kilosunun dans akademisinde büyük bir hızla düştüğünü belirtiyor. Fotoğraf: Marco Brescia/La Scala

Milan’daki La Scala’nın yeni sezon arifesinde, bale topluluğunun parlayan yıldızlarından biri, balerinler arasındaki bulimia ve anoreksiyanın boyutlarını çarpıcı biçimde ortaya koydu.

İtalya’nın seçkin dans topluluğunun adı konmamış bir kuralı olan yeme bozuklukları hakkında asla konuşmama kuralını çiğneyerek Observer’a demeç veren Mariafrancesca Garritano, tanıdığı beş balerinden birinin anoreksik olduğunu, bu yüzden çoğunun şu anda çocuk sahibi olamadığını belirtti. 16 yaşındayken topluluğun okuluna çekişmeli bir yarıştan galip çıkarak gelen 33 yaşındaki Garritano, “İşten atılma ihtimali aklımdan geçmiyor değil; fakat La Scala’yı çok seviyor ve ona değer veriyorum; işte bu yüzden durumun hakikaten değişebileceğini ümit ediyorum,” dedi.

Dünyanın en eski ve saygın tiyatrolarından biri olan La Scala, yeni sezonunu çarşamba günü Mozart’ın Don Giovanni adlı operasıyla açıyor. Eser, İtalyan siyaseti ve sanayisine değinirken yabancıların imtiyazını da ele alıyor. Topluluk, 2012 sezonunu açmak için Manzotti’nin Excelsior’unu sergilemek üzere ocak ayında Milan’a dönmeden önce Moskova’daki yeni restore edilmiş Bolşoy tiyatrosunun davetine icabet edecek. Excelsior, galası 1881’de La Scala’da yapılmış ve yeni sezonda Roberto Bolle’un başrolünde oynayacağı bir bale eseri.

Tüm olup biteni daha önce The Truth, Please, About Ballet adlı kitabında anlatan Garritano, ışıltılı dünya turlarına çıkan bu topluluk profilinin ardında durumun dansçılar için pek de hoş olmadığını belirtti.

Anoreksiya ve bulimia en yaygın yeme bozukluklarından ikisi. Bu sorunlar Natalie Portman’ın başrolde oynadığı Oscar ödüllü “Siyah Kuğu” adlı bale filminde etkileyici biçimde işlenmişti.

Garritano, fiziksel mükemmellik arayışının genç dansçıları bedenlerini cezalandırmaya ittiği yönündeki sürekli uyarılarının hep göz ardı edildiğini belirtti. “Bir genç kız olarak yetiştiğim dönemde, eğitmenler bana herkesin önünde ‘mozzarella’ ve ‘Çin mantısı’ diye seslenirdi,” diyor, “Yememi o kadar azaltmıştım ki 16-17 yaşındayken bir buçuk yıl âdet görmedim, 43 kiloya düştüm.”

Garritano, okuldaki on dansçıdan yedisinin, daha az yeme yarışına girdikçe, âdet dönemlerinin kesintilere uğradığını ifade etti. “Prova süresince adrenalin sayesinde idare etmeye çalışıp günü bir elma ve bir yoğurtla geçirirdim” dedi.

“Dansçıların bazısı serumla beslenmek üzere acile kaldırılırken bazısı bunalıma girmiş olup bugün hâlâ psikolojik danışmanlığa ihtiyaç duyuyor.

Ben hâlâ diyetle bağlantılı olduğunu düşündüğüm ciddi bağırsak ağrılarından ve müzmin kemik kırılmalarından muzdaribim.”

Kızların ince vücutlarını koruyabilmek için bir de göğüs küçültme ameliyatlarına başvurduğunu söyleyen Garritano ekliyor: “Onlar çıldırmış olmalı; ben öncelikle bir kadınım, sonra bir balerin.” Beş öğrenciden birinin anoreksik, daha az sayıdaki kısmının ise bulimik hâle gelmiş olduğunu iddia ediyor ve hâlâ aynı oranda kadının acı çektiğini söylüyor, “sadece La Scala’da değil, sonraki mesleki yaşantılarında da. Ayrıca çoğu, şu anda çocuk sahibi olamıyor.”

La Scala’nın sözcüsü, akademideki anoreksiya tehlikesiyle ilgili yorum yapmayı reddetti. Garritano ona bu konuyu herkesin önünde konuşmaması söylenmiştir, dedi. “Fakat ben sistemin içinden gelen insanlarla konuşuyorum ve hiçbir şey değişmemiş gibi görünüyor. Hocalar genellikle kendilerine nasıl muamele edildiyse diğerlerine o şekilde davranan, hüsrana uğramış eski balerinler.”

“Aileler kızlarının emin ellerde olduğuna inanıyor ve kızlar egzersiz aynaları, eğitmenler ve sonra da seyircilere körü körüne bağlı bir ilişkiye girdiklerinde etkilerini kaybediyorlar.”

Garritano için bale, Güney İtalya’da Calabria’daki mutsuz bir çocukluktan kaçıştı. 11 yaşındayken annesi öldüğünde babası bir kadınla beraber olmaya başladı ve kızını teyzesinin yanına gönderdi. Bu zorlu yetişme şartlarının akademinin baskılarına karşı bir çeşit korunma sağladığını belirten Garritano, “Benim anoreksiyaya yakalanmamam bir inatçılığım, bir de Calabria’da yediğim kızartmaların açgözlü hatıraları sayesindedir,” diyor.

Bu dik kafalılık genç balerini dansçılardan beklenen köle ruhlu yaklaşıma karşı isyan etmeye kışkırttı. “Hocalar bize bağırdığı zaman bunu sessizce kabullenemiyordum. Balerinlere askeri eğitim verirseniz robotlar yaratırsınız, sanatçılar değil.” 1998’de sınıfının birincisi olarak topluluğa girdikten sonra Garritano, terfilerde haksızlığa uğradığını hissettiği için La Scala’ya dava açtı, sonunda yılın 14 solistinden biri oldu. “Yöneticiler aleyhine konuştuktan sonra aylarca dans edemezdim. Ben her zaman açık sözlü davrandım; fakat mesleki başarıların zapt edildiğine ve başkalarının malum kişilere minnetlerini sunduklarına tanık oldum.”

Garritano şimdi kitabı aracılığıyla genç dansçılara balenin meşakkatli olduğu, fakat yeme bozukluklarından uzak dururlarsa rüya gibi bir yaşama da dönüşebileceği mesajını veriyor. “Dünyanın ilgisini bu konuya çekmek istedim ve kitap sayesinde öğrenciler ve anneler şimdi bana Facebook aracılığıyla sorular yöneltiyorlar.”

“Kitap, hepsi de benden daha iyi tanınan daha fazla bale dansçısına bir adım öne çıkmayı ve her şeyi olduğu gibi anlatmayı öğretirse asıl başarısını gösterecektir.”

Yorum


işlemi tamamlayınız: