Yaşasın Devlet Tiyatrosu..

(2 Aralık 2011 tarihli Sabah Gazetesi’nde yayımlanan, Hıncal Uluç imzalı köşe yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz.) Haluk Bilginer ustaya kesinlikle katılmıyorum. Devlet Tiyatroları bu ülkenin en el üstünde tutulası, en önem verilesi kurumlarından biridir.


Bu ülkede, kültür ve sanatın en önemli kaynaklarından biridir.. Sahne sanatlarının en görkemli hazırlanmasına, ama halka en ucuza, hatta sinemadan ucuza sunulmasını sağlar..

Tabii eleştirilecek yanları var. Her devlet kurumunun olduğu gibi.. Her kurumun olduğu gibi.. Bilginer’in Tiyatrosu’nun da olduğu gibi..
Ama önemli olan işlevdir. Ve de bu işlevi yapabilecek bir başka kurum da yoktur. Nokta..

Devlet Tiyatrosu İstanbul’da, Cevahir Sahnesi’nde müthiş keyifli bir gece geçirdim..

Bir defa, salon tıklım tıklım doluydu.

Her yaştan, her cinsten insanlarla..

Gece kondudan gelenler dahil.. Bundan güzel ne olabilir..

Oyun da çok hoştu.. Opera Komik..

Amerikan Yazarı Nagle Jackson’un çok ustaca düşünülmüş ve yazılmış bir komedisi..

Carmen’in ilk oynandığı gecenin nasıl bir fiyasko olduğunu, Bizet’nin bu skandal yüzünden kısa zamanda kahrından öldüğünü, eserinin bugün dünyanın en popüler operalarından biri olacağını görmeyi geçin, tahmin bile edemeden gittiğini bilenler çoktur..

Nagle işte o gece, Carmen’in oynadığı salonun kulisinde kurmuş oyununu.
Daha ilk anda görüyorsunuz ki, yer seçimi fiyaskonun baş sebebi. Bizet, Paris’in büyük opera salonunu bir türlü temin edemeyince, yapımcısı onu, küçük Opera Komik salonuna ikna etmiş.. Şimdi oraya “Gülmek, görünmek ve görmek için” gelen Paris’in burjuvaları ve kendileri her türlü rezilliğin içinde yaşayıp, etrafa sahte ahlak gösterileri yapan, sonradan görmeleri için, “Ahlaksız kadın” Carmen’in kendisi skandal zaten.. Bir de ağır dram..

Jose’nin Carmen’i öldürmesi falan..

Tam rezillik..

Kulise üç loca açılıyor. Birisi Bizet’nin kendisinin. İki yanında iki burjuva ailesi var. Birinin oğlu, ötekinin kızıyla.. Kızın anası, zengin oğlanla çöp çatma peşinde. Ama oğlanın babasının da sevgilisi.. Saf ve masum, el değmedik kız da içten içten, anasının sevgilisine tutkun.. Damat adayı oğlan da, 70 yaşında bir kadın görse tahrik olup, onu gözleriyle alenen soyan bir felaket..

Falan filan..

Kahkahalar atarken, Bizet’yi dinliyorsunuz.

O muhteşem üvertür ve bugün hemen herkesin dilindeki Torear şarkısından nefret ettiğini öğreniyorsunuz.

Bu ikisini, Opera Komik’in Müdürünün isteği ile zorla yazmış. Müdür iki “Ticari” müzik istermiş meğer.. Mutlu Güney‘in tam da havaya uygun sahne düzeni içinde, iki harika genç izledim.. Gelin ve damat adayları Mevra Ustaoğlu ve Burhan Yıldız.. Başta Bizet’yi oynayan Nişan Şirinyan dahil, tüm kadro da birinci sınıftı. Arada gelip geçenler dahil.. Devlet Tiyatrosu bu işte.. Sahneye çıkan herkes “Oyuncu”dur orda.. Özel Tiyatrolar bu lükse sahip değil. Bu yüzden kalabalık, bu yüzden pahalı dekor, kostüm, hatta ışık gerektiren oyunlardan kaçarlar.

Oyunu sürükleyen yer gösterici emektar kadın Merih Atalay olağanüstüydü.
Umut Demirdelen, Sevinç Erol, Ebru Saçar, Ergun Akvuran, Yusuf Atalay, Erdoğan Aydemir, hepsi, hepsi çok iyiydiler. İyi olmayan tek şey, oyunun şişirme programıydı. Elinize bir kağıt parçası veriyorlar. Oyun hakkında tek bilgi yok.. Geçiniz, hangi oyuncunun hangi rolde olduğu dahi yazılı değil.. Mevra ile Burhan’ın adlarını öğrenmek için araştırma yapmam gerekti.

Bu nasıl ayıp?.

Bu kadar sahnesi olan İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun adam gibi bir dergisi, adam gibi bir program broşürü olmaz mı?.

Ah Lütfi Ay ah..

Senin 50 yıl önce çıkardığın dergi bir mucizeymiş meğer!..

sabah