Largo Desolato – Ekip

Mehmet K. Özel

Ekip Tiyatrosu’nun “Largo Desolato”su bir sürü farklı tiyatro anlayışını bir arada harmanlıyor. Mekan düzeni ve sahne-seyirci ilişkisi anlamında Grotowski’den; yabancılaştırma tekniklerine göz kırpan reji kararlarıyla Brecht’ten; makyaj, kıyafet, mimik, jest ve davranışlar açısından grotesk tiyatrodan ve sirk tiyatrosundan; hatta ses/efekt kullanımında ortaçağ tiyatrosundan esinlenildiği söylenebilecek; ancak bunların yanyanalığının “yamalı bohça”ya dönüşmediği, ortaya lezzetli bir aşurenin çıktığı bir oyun.

Bir kara kutunun içindeyiz. Seyirciler ve oyuncular hepimiz birlikte, bir aradayız. Kara kutuya girdiğimizde makyajlı kostümlü “oyuncular” bizi karşılıyorlar ancak daha oyun başlamadığı için onlar da “oyuncu” değiller daha; bizi yönlendiriyorlar, oturabileceğimiz yerleri gösteriyorlar. Böylece ilk şaşkınlığı yaşamış oluyoruz. Kara kutunun içinde dört dilime ayrılmış olası seyirci alanları ile merkezdeki meydan ve çeperdeki koridor olası oyun alanları olarak tanımlanmışlar. Ancak anonim seyirci kalabalığının içinde bazı sandalyelerin üzerinde tavandan asılı oklar var, üzerlerinde bazı isimler yazıyor. Etrafa biraz daha alıcı gözle bakınca, kara kutunun her bir tarafında tabelalar asılı olduğu fark ediliyor; dekor yerine kara kutuyu çevreleyen duvarlara orada olması hayal edilenlerin adları asılı: “buralar hep kitap”, “pencere”…

Kara kutudan dışarıya açılan kapılar yerine ise, her bir açıklığın üzerinde o açıklığın hangi karakterin odasının kapısı olduğu belirtilmiş. Açıklık ağızlarına yere birer tahta konmuş; Commedia Dell’arte’nin başkahramanı Arlechino’nun efekt sesi çıkartan tahtadan şamar değneğine benzer anlamda, oyun sırasında her kapı geçişinde klap sesi çıkararak kapının kapanma efekti yaratılıyor bu tahtalarla.

Kara kutunun ortasında çok amaçlı alçak bir mobilya var; kâh masa, kâh koltuk, kâh yatak oluyor; kapağı açıldığında içinden oyunda kullanılan çeşitli objeler çıkıyor; ayrıca alt kısmında iki parça ayrılıp tabure oluyor.

Seyirciler yerleşip de her şey hazır olduktan sonra merkezdeki oyuncunun kumanda masasına “biz hazırız” komutuyla ışıklar kararıyor ve oyun başlıyor. Ara verildiğinde de benzer şekilde, oyuncular gözlerimizin önünde anında rollerinden sıyrılıp gündelik hallerine dönüyorlar.

Vaclav Havel’in oyununu yönetmen Cem Uslu oldukça biçimci bir üslupta sahneliyor. O kadar ki; oyunun karanlıkta seslerden bir gürültü (sanki başkahraman felsefe doktoru Leopold Kopriva’nın beyninin içindeki düşünceler) ile başlayan ve hemen Marketa’nın ortaya çıkmasından önceki diğer kakofonik kararmaya kadarki bölümü sanki bütünüyle Leopold’un iç dünyasında gerçekleşiyor. Öyle ki, bu bölümdeki bütün diğer karakterler (Uli ile Olbram, Susanna ile Lusi, 1. Wenzel/Herif ile 2. Wenzel/Herif) simetrik bir dengedeler; tam da bir bireyin kendi düşüncelerini karşıtlıklar ve aynılıklar üzerinden çatıştırması gibi.

Seyirciye müthiş bir görsel seyir keyfi yaşattığı gibi aklını da çalıştırmasını sağlayan; sezonun en yenilikçi, en bağımsız, en cesaretli, en eğlenceli ve en bilmeceli oyunlarından biri “Largo Desolato”.

Oyuncuların tümü çok başarılı. Başkahraman Leopold’u oynayan ve oyunu yöneten Cem Uslu ile Marketa’yı oynayan ve makyaj, afiş ve broşür tasarımcısı Duygu Yetiş bir adım öndeler. Ayrıca; oyunun atmosferine katkısıyla özgün müzik tasarımcısı Necati Doğa Ebrişim’in adını anmak lazım.

50 yıl öncesine kadar dut ağaçlarıyla anılan, uzun bir zamandırsa kentin ulaşımında kritik bir aktarma noktası olması dışında sevimsiz ve kimliksiz bir semte, Mecidiyeköy’e bir nebze “anlam” katan yeni tiyatro mekanı “Sahne Hâl”i mekan edinmiş topluluklardan biri olan Ekip Tiyatrosu’nun “Largo Desolato”sunu kaçırmamak lazım.

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: