Oyun Atölyesi’nde Don Juan’ın Gecesi

Metin Boran

Oyun Atölyesi Türkiye’de sahnelenmemiş oyunları seyirci ile buluşturmaya devam ediyor. 2007 yılı tiyatro sezonunda üç yıl aralıksız gösterimde olan Fransız oyun yazarı Eric-Emmanuel Schmitt’in ‘Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler’ oyunundan sonra topluluk, bu sezon aynı yazarın Don Juan’ın Gecesi adlı oyununu sahnelemeye devam ediyor.

Şehsuvar Aktaş’ın çevirdiği oyunu, ölçülü ve anlaşılır yorumu ile Kemal Aydoğan yönetiyor. Dekor ve kostüm tasarımını Bengi Günay’ın gerçekleştirdiği oyunun müzikleri Tolga Çebi’ye ışık tasarımı ise İrfan Varlı’ya ait.

Don Juan efsanesi tarihte birçok yazar ve sanatçının farklı yapıtlarında yer almış, etrafında yürütülen tartışmalar bağlamında hala güncelliğini koruyan bir konudur. Yazar Don Juan’ın Gecesi’nde sevgi, aşk, sadakat ve hazzın yüceltilmesi bağlamında konuyu bir kez daha tartışmaya açarak Don Juan’ın en yalın haliyle insan kimliğini ve aşk algısını sahneye taşırken Don Juan üzerinden aşk ve cinselliğe iki farklı olgu olarak yaklaşıyor.

Yazar Eric-Emmanuel Schmitt, oyununda eski bir malikanede Don Juan’ın eski sevgililerinden bir düşes, bir kontes, bir yazar ve bir rahibe ve bir ev kadını buluşturur bu buluşmaya daha sonra bu mağdur kadınlar tarafından yargılanmak üzere Don Juan da çağırılmıştır. Don Juan’la yaşadıkları aşkları yarım kalan bu yenilmiş ve hayal kırıklığı yaşamış, mağdur kadınlar o gece Don Juan’a suçunu söyleyecekler ve ona bir ceza vereceklerdir. Ceza ise düşesin evlatlık edindiği 20 yaşındaki kızı ile evlenmektir. Mağdur ve kurban olarak farklı sınıf ve statüdeki bu kadınların her biri Don Juan’ın aradığı aşkı kendilerinde bulabileceği yanılgısı ile yaşamaya devam ederler. Oysa Don Juan “elmayı ısırmış ve tadını almış ve yeni bir meyve arayışı ile zevkine zevk katmaktadır. Bir yandan yargılama sürerken bir yandan da kadınlar birbirlerine nispet yaparak içten içe yarım kalan aşklarını tamamlama niyetindedirler.

Kemal Aydoğan, yazarın sembol, ironi, mizah ve farsla kurguladığı oyunu, ölçülü ve dengeli bir komedi yorumu ile sahnelemeyi tercih etmiş. Uşak Sganarelli (Muharrem Özcan) ve hizmetçi Marion (Selin Türkmen) ile fars unsurunu görselleştiren Aydoğan’ın, ironi ve mizahın vurgulanmasında oyunculardan yeterince destek alamadığı gerçeğini özellikle vurgulamak gerekiyor. Oyunda Don Juan’ı yorumlayan Haluk Bilginer’in ironik ve alaycı tavrı çoğu yerde partnerlerinde karşılık bulmuyor. Daha önce oyundan çıkarılan bir oyuncunun yerine Rahip rolü ile dahil olan Zeynep Alkaya komedi unsurunu biraz abartarak, yer yer de karikatür bir tiplemeye dönüşüyor. Güneş Berberoğlu çoğu repliklerin iç anlamlarını açığa çıkarmakta zorlanıyor. Gülen Karaman’ın tavrı ve sesi ile rolünü tutarlı bir dengede tutmakta zorlandığı görülüyor. Ayrıca oyunda cinselliğin ve güzelliğin özel simgesi olarak kullanılan Tavuskuşu, Gülen Karaman’ın vurgusunda yeterince yoruma dahil edilemiyor. Diğer rollerde izlediğimiz Funda İlhan, Evrim Alasya, Umut Temizaş ve Seda Türkmen, oyunculukları ile yönetmenin yorumunun önemli bir anlatımcısı olarak samimi ve sahici çabaları ile göz dolduruyorlar. Ancak Don Juan oyununda bir kez daha görülen bir gerçeğin altını çizmekte yarar var; tiyatro kolektif üretilen bir yaratım ve bu yaratımın en önemli unsuru hiç kuşkusuz oyuncular.

Fakat artık Türkiye’de oyuncuların algısı sığ, sahne performansı zayıf ve ne oynadığının ayrımında olabilecek entelektüel derinlikten yoksun bir seyir izliyor maalesef. Don Juan’daki dağınık ruh haliyle anlatımı zorlaştıran ve anlamı hiçleyen, rejiye hizmet etmekten yoksun, yönelimleri belirsiz oyunculuk örnekleri ile yönetmenlerin işi biraz daha zorlaşıyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: